Ana içeriğe atla
Çorum Bakırcılık Tarihi Üzerine Birkaç Not

Çorum Bakırcılık Tarihi Üzerine Birkaç Not

21.02.2020

Hasan Tuluk* - Teknik öğretmen, metal sanatçısı, araştırmacı

Türk maden sanatı tarihi hakkında bugünkü bildiklerimiz, her tür sanatsal etkinliğin Osmanlı sarayı için üretildiği zengin bir koleksiyondan elde edilmiş bilgilerle sınırlıdır. Saray için üretilmiş kap-kacak ve süs eşyası üzerinden yazılmış ve daha çok genellemeler üzerine kurgulanmış bu maden sanatı tarihinde, taşranın ortaya koyduğu yerel ürünler ya bu değerlendirme içinde yer alamamış ya da birkaç sıra dışı ürünle sınırlı kalmışlardır. Hâlbuki Anadolu’da yerel teknik, form ve bezeme bakımından demir, bakır ve pirinç gibi madenlerle üretilmiş zengin bir maden sanatı/zanaatı etkinliğinin varlığı, bölgesel müzelerin arşivlerinden ve özel koleksiyonlardan bugün izlenebilmektedir.

Öte yandan, böylesi bir üretim etkinliğinin gerçekleştiği ortam hakkında bildiklerimiz de bölgeye odaklanmayan, Ahilik teşkilatı üzerine derlenmiş genel bilgilerden ibarettir. Üretim teknikleri, mekânlar, kişiler, iş ahlakı, törenler, gelenekler yörelere göre değişen ve üretim etkinliğinin asıl özgün yanını ortaya koyan bu unsurlar henüz yeterince aydınlatılamamıştır. Oysa bugün yalnızca birkaç üyesi kalmış, 70’li 80’li yaşlardaki bakırcı ustalarının anlattıkları, 1950’li yıllarda Çorum’daki bakırcı esnafı, geleneği, iş ahlakı ve ortamı konusunda ilginç ve özgün bilgiler içermektedir.

Bu çerçevede, emekli bakırcı ustası Elvan Sağlık, 1930’lu yıllara kadar inen bakırcılık yılları hakkında şu bilgileri vermektedir:

1930’lu yıllarda bakırı İstanbul’dan alıyorduk. Bakır, 1x2 m ölçülerinde üst üste konulup, çelik çemberle paketlenmiş olarak gelirdi. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Almanya bakır ihracını durdurdu. İhtiyacı karşılamak için Kahramanmaraş’tan külçe bakır getirildi. Ancak o da yeterli olmadı. Bu kez İsmail Özbakır (Kolsuzun İsmail) hurda bakırları pota içinde erittikten sonra, çoraktan yaptığı kalıplara dökerek külçe bakır elde etti. İsmail usta çok çalışkan ve yeniliği seven bir insandı. Meşin körüğün yerine, tek el ile döndürülerek hava veren metal körüğü ilk kez o kullandı. Külçe dökümünden sonra el ile çalışan bakır haddeyi de Çorum’a o getirdi. Düğünlerde pilav ikram edilen kayık tabağı o yaptı. Banyo kazanı ve toprak güvecin bakırdan imalatını o gerçekleştirdi. 1965 yılında da Çorum’a krom-nikel kaplamayı kurdu.

Elvan usta, İsmail Özbakır’ın[1] dışında Hacı Kızının Cemal, Helimoğlu’nun İbrahim, Hikmet Satır, Hıdır Tuluk, Mehmet Elbir ve Gazi Özbakır gibi ustaların da o dönemde işinin ehli ve hatırı sayılır ustalar olduklarından bahsetmektedir.

1940’lı yıllarda Çorum’un belli başlı bakırcı ustaları (Soldan sağa, ayaktakiler: ?, Hasan Koşma, Hacı Kızının Cemal, İsmail Özbakır. Oturanlar:  Hüseyin Özbakır, Hıdır Tuluk, Kalaycı Mustafa) (H. Tuluk arşivi) 

Aktüre, 19. yy.da bakırcılığın Çorum kentinin geleneksel üretim kollarından birisi olmasına karşın bu yıllarda kentte haddehane bulunduğunu gösteren herhangi bir bilgi bulunmadığını, Çorum bakırcıları için gerekli saf bakırın en yakın bakırcılık merkezi olan ve birkaç haddehaneye sahip Tokat’tan getirilmiş olabileceği değerlendirmesini yapmaktadır.[2] Bu durumun 20. yy.ın ikinci yarısına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır.

Çorum’da ilk bakır haddehanesi 1950 yılında Mehmet ve Hüseyin Kaynak kardeşler tarafından kurulmuştur. Kentte ikinci haddehane Mehmet Ayman tarafından kurulmuş, haddenin küçük olması işletmenin ancak 1960 yılına kadar hizmet vermesini sağlamıştır. “Emek Bakır” adı altında Hüseyin ve Bahri Ekmekçi kardeşlerin kurduğu işletme Çorum’daki üçüncü haddehanedir. Bunları Karamanlar ve Hançerliler’in işletmeleri izlemiştir.

Başta mutfak eşyaları olmak üzere pek çok alanda yaygın kullanımı olan bakır talebini karşılamak için çevre kasaba ve köylerden hurda bakır toplanır, eritilip potalara döküldükten sonra haddeye verilir, yeniden levha bakıra dönüştürülürdü. İlkel denebilecek bir teknolojiyle ve mazotlu motorlarla gerçekleştirilen bu işlemde, çekilen levhada kalınlık farkı olsa da Çorum’un kendi ihtiyacını karşılayabilecek yetkinlikteydi. Ancak bu dönemde bakır kıtlığı nedeniyle kasaba ve köylerden toplanan eski kap kacakların eritilerek yeniden kullanılması, sanat tarihi bakımından bugünden bakıldığında Çorum bakırcılık zanaatının çok daha gerilere giden zarif örneklerinin yok olmasına neden olmuştur.

Ahilik Geleneğinin Bakırcılığa Etkisi

Her şeye rağmen 1950’li yıllarda hem çok kazançlı, hem de çok itibarlı olan Çorum’da bakırcılık zanaatı, belirgin biçimde bir Ahilik geleneği üzerine kuruluydu. Çırakların işe alınmasında doğruluk ve ahlak öncelikli olup, referans istenirdi. Çırak için usta bir velinimet, ustası için çırak da manevi bir evlattı. Onun sözleri baba gibi geçerliydi. Aile fertleri tarafından da öyle bilinirdi.

Kurban ve Ramazan Bayramı arifesinde ustalar kalfa ve çıraklarını hamama götürür, varsa ihtiyaçlarını karşılar ve bayram yemeğine davet ederlerdi. Bayram namazından sonra birlikte yemek yenilir, ustanın ve eşinin eli öpülürdü. Ustanın hanımı da kalfa ve çırak için değerli ve saygındı. Usta, çırakların harçlığını verdikten sonra evden ayrılırlardı. 

Çırak, kalfa ve usta bakırcı esnafı, 1940’lı yıllar (H. Tuluk arşivi)

Çırağın en başta gelen görevleri; dükkân temizliği, ihtiyaçların temini ve imalatı tamamlanmış bakır malzemelerin yüzeyinin yıkanarak parlatılmasıydı. Yapılan işler teslim edilirken çırak mal sahibinden “şaardenlik” denen bahşiş isterdi. Bahşiş miktarı işin büyüklüğüne ve mal sahibinin cömertliğine göre değişirdi.

Çırağın zanaatı öğrenme sürecinde ilk yapacağı işler çorba ve yağ tavası gibi küçük objelerdi. İşinde başarılı çıraklar ahlaken de olumlu görülürse ustası tarafından kalfalığa aday gösterilirdi. Bakırcı esnafından oluşturulmuş bir komisyon, aday ya da adayların yapacağı işleri ve teslim zamanını belirlerdi. Ramazan ya da Kurban Bayramı öncesinde, birkaç gün önceden verilen işler yapılıp arife gününe hazır edilirdi. Kalfalık sınavında çoğunlukla küpeli kazan, bağ leğeni, çamaşır kazanı, banma, kuzu kazanı, soba kazanı gibi işler yaptırılırdı. Sınava girecek olan adaylar bir gün öncesinden ustaları ile birlikte hamama giderler, ertesi gün yeni kıyafetlerini giyerek arastada hazır bulunurlardı. Arastanın ortasında, uygun bir alanda ustaların ve misafirlerin oturması için hasır iskemleler hazırlanırdı. Merasim sonunda ikram edilecek şeker, lokum ve kolonya da hazır bulundurulurdu.

Kalfalık merasimi usta ve kalfa adaylarının ikindi namazından çıkmasından sonra başlardı. Cemiyet başkanı ya da yardımcısı[3] ile komisyon üyesi ustalar yapılan işleri kontrol eder, başarısız gördükleri adaya bir sonraki bayrama hazırlanmalarını söylerlerdi. İşini beğendikleri adayları da tebrik eder, “darısı ustalığınıza” derlerdi. Cami hocası Kur-an’dan sureler, ayetler okur ve dua edilirdi. Ustaların ve hoca efendinin elleri öpülür, şeker, lokum ve kolonya ikram edilerek tören sona ererdi. Bütün bu yapılan etkinliğe “Kalfa duası” denirdi. Merasimden sonra yeni kalfa dükkânına gider, diğer kalfa adayları da onu kutlarlardı. Kalfa da “Allah size de nasip etsin” diyerek karşılık verirdi.

Kalfalar arasında zaman zaman, özellikle kazan ve leğen perdahlama işinde yarış yapılırdı. Bakır eşyanın, hem yüzeyinin güzel görünmesi hem de metalin sertleşip direnç kazanması için çekiçle dövüldüğü bu işlemde, yüzeyde çekicin bıraktığı dairevi izlerin homojenliği yarışın galibini belirlerdi. 

1970’li yıllarda bakırcı esnafı (H. Tuluk arşivi)

1950’li yıllarda Çorum’da bakırcılık altın çağını yaşıyordu. Kazançlı ve itibarlı bir meslek olması nedeniyle, bakırcı damat adayları kız babaları tarafından daha çok tercih edilirlerdi. Bu dönemde bakırcılığın revaçta bir meslek olması “Analar çocuklarını bakırcı olması için doğuruyor” sözünün ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Elvan Sağlık, Çorum’da ilk bakırcı dükkânlarından birkaç tanesinin saat kulesi ile çöplük arasındaki ayakkabıcılar arastasında Gazi Özbakır, Osman Tuncer ve Rüstem Ekmekçi’ye ait olduğunu ve burada sadece satış yapıldığı bilgisini vermektedir. Çorum’daki büyük çarşı yangınından sonra, 1937 yılında bunlar da Sancaktar Camii karşısına taşınmışlardır.

Bakırcılık gürültülü bir meslek olduğu için arasta dışında, sokak aralarında kalaycılar dışında bakırcı dükkânı açılmasına izin verilmezdi. 1950’li yıllarda Sancaktar Camii karşısında, Nurettin Bey Caddesi’ndeki bakırcı ve kalaycı dükkânları 20–25 m² büyüklüğünde, çoğu tahta kepenkli ve tek kapılıydı. Menteşeli iki kapak yukarı katlanır, bir kapak da yere sarkardı. Alt kapak çoğu zaman alttan desteklenerek, üzerinde bakır ya da kalaylanmış objeler teşhir etmek için de kullanılırdı. Kepenkler yukarıda birleştirildikten sonra, demir çubuk ve asma kilitle kilitlenirdi.

Bakırcı esnafının, 1950 yılında Bakırcılar Cemiyeti adı altında örgütlendiği görülmektedir. Üye defterinden, Cemiyet’in ilk üyelerinin sırasıyla; Recep Ergani, Hüseyin Kaynak, İsmail Özbakır, Fazlı Tuluk, Bahattin Keleş ve Lütfi Kadıoğlu olduğu anlaşılmaktadır (Resim 2). Emekli bakırcı ustalarından Sait Karyağdı’nın anlattıkları, cemiyetin işlevi ve üyelerine sağladığı imkânlar konusunda bilgiler içermektedir. Buna göre Cemiyet, kalfalık sınavı için komisyon belirleme ve bu komisyonda jüri ve noter işlevi görmesinin yanında, 1950’li yıllarda üyelerine kalfalığın tescili olarak tek sayfa ve fotoğraflı bir kimlik kartı da vermektedir. Karyağdı’nın, bu kimlik kartlarının Esnaf Kefalet Kooperatifi’nden kredi almak için bir belge niteliğinde olduğunu söylemesi, Cemiyet’in meşruiyeti ve işlevi konusunda yeterince fikir vermektedir. Üye defterine en son kaydın 1990 yılında yapılmış olması ise Çorum’da bakırcılık zanaatı ve esnafının günümüzdeki durumunu ortaya koyması bakımından dikkate değerdir.[4]

1955–56 yılı, Çorum Bakırcılar Cemiyeti yönetim kurulu üyeleri (Soldan sağa, ayaktakiler: Lütfi Kadıoğlu, Fazlı Tuluk, Bahattin Keleş, İsmail Özbakır. Oturanlar:  Recep Ergani, Hüseyin Kaynak) (H. Tuluk arşivi)

Çorumlu bakırcıların son temsilcileri müze ziyaretinde, 2019

 

 

* Bu metnin yazarı bakırcılık zanaatı ile 1950 yılında tanışmış, üniversite yıllarına kadar da bizzat içinde yer almıştır.

[1] Çorum bakırcılık tarihine üretken, yenilikçi ve girişimci kimliğiyle son derece önemli katkılar sağlayan ve damadı olmaktan gurur duyduğum İsmail Özbakır’ı rahmetle anıyorum.

[2] Aktüre S., “19. Yüzyılda ve 20. Yüzyıl Başında Çorum”, Çorum Tarihi, 123-165, Ankara, 1981, s. 131.

[3] Çorum Bakırcılar Cemiyeti

[4] Çorumlu bakırcıların son temsilcileri Hasan Tuluk’un organizasyonu ile 22 Mayıs 2019 günü Çorum Müze’sini ziyaret etmişler, bakırcılık zanaatının yakın tarihi geçmişini bir arada izleme olanağı bulmuşlardır.

 

Tüm Makaleler