fbpx Orman Yangınlarının Düşündükleri | ÇEKÜL

Orman Yangınlarının Düşündükleri

Yazan: Prof. Dr. Ünal Akkemik  - İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Botaniği Anabilim Dalı Başkanı, ÇEKÜL Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

Orman; iklim, toprak, bakı, ana kaya ve benzeri etkilerle şekillenen canlı ve dinamik bir ekosistemdir. Ülkemiz orman varlığı 22,7 milyon hektar ile ülke topraklarının yüzde 29,2’si kadardır; yaklaşık yüzde 65’i yangın riskiyle karşı karşıyadır.

Anadolu’nun En Eski Sakinlerinden Biri: Kızılçam

Akdeniz’de bölgedeki iklim etkisiyle kızılçam ve makiliklerden oluşan bir orman yapısı hâkimdir. Kızılçam; Akdeniz’de 0-1200 m, Ege’de 0-1000 m ve Karadeniz’deki vadilerde de 0- 500 m aralığındaki kuşakta yaşayan, 5,2 milyon ha alan kaplayan bir ağaçtır.
Makilikler, genellikle kızılçamla birlikte ya da sadece maki toplulukları halinde bulunur. Bu yapı herdem yeşil, kurak koşullara uyum sağlamış ve elverişli koşullarda ağaç boyuna ulaşan ancak verimsiz alanlarda çalı formunda kalmış, başta kermes meşesi olmak üzere sandal, keçiboynuzu, akçakesme, delice, cehri, çalba ve mersin gibi bazıları ülkemiz için endemik olan türlerden oluşur.
6831 sayılı yasanın 1/J maddesinde “Funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımıyan yerler” orman sayılmamaktadır. Bu, doğru bir ifade olmadığı gibi, bu alanların kolaylıkla gözden çıkarılmasına da neden olmaktadır. Nitekim aynı kanunun 2/A bendinde “…orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen” yerler, orman dışına çıkarılabilmektedir.
Maki yerine kullanılması gereken doğru isim “Akdeniz Sert Yapraklı Orman”dır. Bu konunun orman fakülteleri ve Orman Genel Müdürlüğü tarafından tartışılması ve mevzuatta değişiklik yapılarak tüm makiliklerin “Akdeniz Sert Yapraklı Ormanlar” adıyla orman sayılması doğru ve yerinde bir karar olacaktır. Çünkü bu alanlar, Akdeniz iklimi etkisiyle oluşmuş ve yangınların da temel bir unsuru olarak içinde yer aldığı önemli bir ekosistemdir. Göz ardı edilen bir husus da bu alanların yüksek düzeyde biyolojik çeşitliliğe sahip olması ile iklimi dengeleme, toprak ve su koruma özelliği taşımasıdır. Örneğin ülkemizde doğal yetişen 22 cehri (kördiken) türünden 8’i Antalya ve Mersin’de maki elemanıdır ve 7’si endemiktir. Bu tür için bu makilikler bir gen merkezi özelliğindedir. Kekik, dağ kekiği, adaçayı, çalba gibi çoğu endemik türle temsil eden tıbbi ve aromatik bitkiler, makiliklerde bulunan türlerdir.

Günümüzün Öncelikli Gündemi: Orman Yangınları

Akdeniz Havzasında milyonlarca yıldan bu yana orman yangınları meydana gelmektedir. Yaz aylarında sıcaklık 40 0C’yi aştığı ve nispi nem yüzde 30’un altına düştüğünde kuru dal, yaprak, kozalak gibi yanıcı madde yükü taşıyan orman, daha fazla yanıcı hale gelmekte ve büyük çoğunluğu insan kaynaklı olan yangınlar yaşanmaktadır. Resmi rakamlar 10 yangının 9’unun insan kaynaklı olduğunu göstermiştir. Bu yangınlar yangının öncesi, yangın ânı ve yangının sonrası olmak üzere 3 aşamada ele alınır:
Yangın öncesi, önemli bir aşamadır.  Bu aşamada yapılacak bilinçlendirme çalışmaları ve alınacak önlemler, insan etkisiyle çıkan yangınların büyük oranda azaltılmasını sağlayacaktır. Orman Genel Müdürlüğü, uçak/helikopter filosu ve yangın söndürme personeli ile kurumsal olarak yangına hazır olmalıdır. 2021 yılındaki yangınlarda bu konu ne yazık ki büyük bir tartışma konusu olmuş ve 2019 yılındaki İzmir yangınından bu yana yol alınmadığı ortaya çıkmıştır. Uçak/helikopter filosu konusunda Türk Hava Kurumu yetkili olabilir. Tüm standartları Orman Genel Müdürlüğü ile koordineli bir şekilde belirlenmiş, istenen sayıda uçak ve helikopter her yıl yangın sezonu öncesi hazır hale getirilebilir. Ya da OGM kendi bünyesinde bu filoyu kurabilir. Artık bu konu, her yıl binlerce yangına maruz kalan ülkemiz için bir tartışma konusu olmaktan çıkmalıdır.
Yangın esnasında, ülkemizde son derece yetkin ve yangın söndürme konusunda uzman orman mühendislerinin bölgede görev yapması ve yangınlarda koordinasyonun sağlanması gereklidir. Halen ülkemizin farklı bölgelerinde görev yapan ve yangınlar konusunda tecrübeli olan orman mühendislerinin bölgeye geçici olarak sevk edilmesi doğru bir yaklaşımdır. Böylece yangının daha hızlı kontrol altına alınmasında başarı sağlanabilecektir.  
Yangın sonrasındaki en önemli aşama ise planlama ve ekosistemin kendisini onarmasına olanak sağlayan ormancılık uygulamalarıdır. Yangın geçiren kızılçam alanlarında hemen fidan dikilmemelidir. Otuz yaşın üzerindeki kızılçam ormanlarında, yanan saha çevrilmeli ve tohumların çimlenmesi için bir vejetasyon dönemi beklenmelidir. Bu sürede, otsu flora ve maki elemanları da tohum ya da kök ve gövde sürgünüyle yeniden canlanmaktadır. O nedenle öncelikli olarak 30-35 yaşın üzerindeki yanan sahalarda ekolojik restorasyonun doğal yollarla başlaması ve devamında da tamamlama yapılması gereklidir. Böylece; kızılçam ve maki ekosistemlerinin süreklilik ilkesi çerçevesinde kendini yenilemesi sağlanacaktır. Ayrıca, gereksiz masraflardan kaçınılmış ve fidan bağışı yapmak isteyen bazı büyük şirketlerin kendilerini aklama yarışına son verilmiş olacaktır.
Henüz daha tohum oluşturmaya başlamamış, 25-30 yaşın altındaki genç kızılçam sahalarında ise fidan dikilmesi gereklidir. Böyle sahalar, ekosistemin sürekliliği için “Özel Ağaçlandırma Yönetmeliği” kapsamına alınmamalı, ekosistemdeki türler tercih edilmelidir.

Neler Yapılmalı?

Orman yangınları, hem sayı hem de alansal olarak artış eğilimindedir. İnsanların ormanlara müdahalesindeki artış, bunun başlıca nedenidir. Ülke genelinde HES, RES, taş-kum ve maden ocağı, aşırı odun üretimi, kamu yatırımları, çöp depoları ve enerji nakil hatlarının önemli bir bölümü orman içindedir. Bu olumsuzluklara iklim değişikliğinden kaynaklanan ve sıklaşmaya, süresi uzamaya başlayan sıcak dalgaları da eklendiğinde yangınlar daha da artmaktadır. Bu bağlamda yapılması gerekenlerin başında orman varlığımızın tümüyle korumaya alınması, izinlerin durdurulması ve kızılçam ormanlarındaki yanıcı madde yükünün azaltılması gelir. Bunlarla birlikte;
•    Yangınla mücadele ve ormancılık faaliyetlerinde, liyakate dayalı teknik kadronun görev alması sağlanmalı, Orman Genel Müdürlüğünde moral-motivasyonu çökerten rotasyon uygulaması sonlandırılması, yangınların afet boyutuna geldiği günümüzde yangın konusunda uzman kadronun, yangın bölgelerinde görevlendirilmesi gereklidir.
•    Ülkemizde, ulusal ve uluslararası düzeyde yangınlarla mücadelenin her yönüyle araştırıldığı bir yangın araştırma enstitüsü yoktur. Antalya’da kısmen kullanılmakta olan yangın eğitim merkezi bu amaçla tahsis edilmeli ve yangın konusunda uzmanlaşmış liyakatli bir akademik kadroyla böyle bir enstitü hayata geçirilmelidir.

Doğru Bilinen Yanlışlar

-    Çam ağaçlarının Anadolu’da doğal olmadığı ve 1950’lilerden sonra ülkemize getirildiği akıl dışı bir yaklaşımdır. Ülkemizde 5,2 milyon hektar kızılçam, 4,2 milyon hektar karaçam, 1,4 milyon hektar sarıçam, 125 bin hektar fıstık çamı ve yerel olarak az bir alan kaplayan Halep çamı olmak üzere 5 çam türümüz milyonlarca yıldan bu yana evrimleşerek bugüne gelmiş türlerdir. Ülkemizde çam fosillerinin yaşı 41 milyon yıl öncesine gitmektedir ve bu toprakların asli ağacı olarak hayatlarını sürdürmektedir.

-    İlk defa bir yangında, kızılçam ve özellikle de kozalakları yangının suçlusu ilan edilmiştir. Bu doğru değildir. Kızılçam kozalakları 7-8 yıl kadar ağaç üzerinde kalmakta ve bol tohum oluşturmaktadır. Her ne kadar yanıcı madde yükü fazla olsa da kızılçam; Akdeniz ekosisteminde yaşamını sürdürebilen, yangın sonrasında tohumları doğal yolla çimlenebilen, maki vejetasyonuyla uyumlu bir şekilde, zengin bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapan önemli bir ağaçtır. Orman yangınlarında en çok yanan ağacımız kızılçam, hem dünyada hem de ülkemizde en geniş yayılışa sahip ağaçtır; bu ağaç günah keçisi ilan edilmemeli, sorumluluk yangınla mücadelede verilen kararlar ve karar vericilerde aranmalıdır.

-    Yangın sonrasında daha az yanıcı olduğu söylenen zeytin, badem, incir ve ceviz gibi meyve ağaçlarının dikilmesi önerilmektedir. Bu da yanlış bir yaklaşımdır. Bunu kabul etmek, doğal bir ekosistemin ortadan kaldırılması ve yerine ağaç tarımının yapılması demektir. Meyve ağaçlarının olduğu yerler bakım isteyen, toprak örtüsü temizlenen ve zaman zaman da sulanan alanlardır. Ormancılık uygulamalarının tersidir. Olması gereken ise biyolojik çeşitlilik açısından zengin olan maki vejetasyonu ve kızılçamları toprağıyla birlikte yaşatmak ve toprak koruma, suyu tutma, iklimi düzenleme ve karbon tutma fonksiyonlarının yerine getirilmesini sağlamaktır. Ağaç tarımı, peşinden bu alanların orman dışına çıkarılmasına da neden olacaktır.