Kırsal Mirasın İzinde

Yazan: Alp Arısoy - ÇEKÜL Vakfı Kent Çalışmaları Koordinatörü, mimar 
Yerel Kimlik Dergisinin 57. sayısında yayımlanmıştır. (sayfa: 4-9)

Türkiye’de koruma yaklaşımları ve yerele özgü koruma modellerinin gelişimi için uygulama deneyimi kadar teorik araştırmaların da önemine inanan ÇEKÜL Vakfı, bu kapsamdaki çalışmalarını kurulduğu günden bu yana sürdürüyor. Kırsal mirasın korunmasına yönelik uygulamaları, geçmişte “Köyler Yaşamalıdır Projesi” ile destekleyen ve kültür mirasını korumanın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiren ÇEKÜL, bu doğrultudaki faaliyetlerine 2019 yılında “Kırsal Miras Programı” kapsamında TKB ile devam ediyor. Kırsal Miras Programı, ülkemizde kültür odaklı dönüşümün, kırsal alanlardaki etkisini inceleyerek, gelecekte bu konuya yönelik daha özgün modellerin gelişimine imkan sağlamayı amaçlıyor.

Bursa Gelemiç Köyü

Külr Odaklı Dönüşüm

Kültür odaklı dönüşüm, çok genel bir açıklamayla, sanayi üretiminin yerini bilgi ve kültürle bağlantılı üretim biçimlerinin aldığı değişimi ifade eder. Modern sonrası kentleşme dinamikleri, küreselleşen ekonomi, gelişen enformasyon teknolojileri ve bilgiye dayalı yeni ekonomik sistem ile bağlantılı bu süreç, büyük metropollerden küçük ölçekli kentlere kadar tüm insan yerleşimlerini belli bir oranda etkiliyor.

Geçmişte sanayi üretimi ile yarışan kentler, artık küresel ekonomi içinde özn kimlikleri ve kültürel değerleri ile farklılık yaratıyor.

20. yüzyılın büyük bölümünde kentlerin gelişimi öncelikle sanayi üretimi ile bağlantılıydı. Sanayiye dayalı gelişim modeli içinde, üretim alanları, lojistik merkezler ve bağlantılarının iyi planlanması, kent politikalarını şekillendirirken kentin mekânsal kurgusu da bu üretime göre biçimleniyor

Ancak 1970’lerde başlayan süreçle, kent ekonomilerinin değiştiğine tanık oluyoruz. Küreselleşen dünyada sanayi üretimi belirli bölgelerde toplanırken, büyük metropoller üretim yapan değil, süreci yöneten merkezlere dönüşüyor. İnternetin yaşantımıza girmesi ise hem insan ile mekânın ilişkisini fiziksel ortamdan sanal ortama taşıyor hem de “bilgi” ekonomik gelişimin anahtarı haline geliyor. Bu yeni kent, artık eşyaların değil, bilginin üretildiği ve yönetildiği yer oluyor.

Günümüzde koruma politikalarının bu dönüşümle doğrudan bağlantılı olduğu kabul edilebilir. Geçmişte sanayi üretimi ile yarışan kentler, artık küresel ekonomi içinde özgün kimlikleri ve kültürel değerleri ile farklılık yaratabilir durumda. Bilişim ve yaratıcı sektörlerin, turizmin, servis sektörlerinin kent ekonomilerine yön verdiği dünyamızda; kentlerin gelişimi bu sektörleri çekecek, özgün, yaşanabilir, mekânsal kalitesi yüksek alanları yaratmaları ile ölçülüyor. Sanayi üretimi sonrası çöküntü alanı haline gelen fabrika ve limanlar, geleneksel kent merkezleri, eski mahalleler, bu süreçte kültür üretiminin ve tüketiminin gerçekleştiği mekânlara dönüşüyor. Dünyanın her taraf ında eski fabrikaların kültür merkezlerine, büyük limanların rekreasyon alanlarına, atölyelerin müzeye dönüştürülerek yeniden işlevlendirildiğine tanık oluyoruz. Geçmişte bir anlamda kaderine terk edilmiş tarihi mahalleler, çarşılar, dokular ise kentlerin özgün kimliğini yansıtacak, turizm ve servis faaliyetlerini destekleyecek şekilde yeniden canlanıyor.

Türkiye’de de, hem İstanbul gibi büyük metropollerde hem de Anadolu’nun orta ve küçük ölçekli kentlerinde, kültür odaklı dönüşüm yeni kent politikalarını etkiliyor. TKB içinde de bugüne kadar tartışılan, desteklenen

ve uygulanan yaklaşımlarda bu dönüşümün izlerine tanık oluyoruz. Geçmişte zanaata dayalı üretim yapan çarşıların bugün butik üretimler ve servislerle turizme yönelik yeniden canlandığını, sokak sağlıklaştırma projeleri ile kentin özgün kimliğini yansıtan mekânların oluşturulmaya çalışıldığını, müze, sanat etkinliği, eğitim gibi yeniden işlevlendirme programlarıyla, kültürel gelişimi destekleyecek merkezlerin restorasyonunun belediyelerin bayrak projeleri haline geldiğini görüyoruz.

Kırsalda Kültürel Dönüşüm

Dünyada ve ülkemizdeki ekonomik değişim kuşkusuz kentlerimizi olduğu kadar kırsal alanlarımızı da etkiledi. Kent merkezlerindeki tarihi miras alanlarının köhneleştiği döneme paralel olarak köylerin de nüfusunun azaldığını, kırsal üretim faaliyetlerinin yavaşladığını, köy yaşantısının büyük merkezlere doğru kaydığını görmekteyiz. Dünyada da “tarımsızlaşma süreci” olarak adlandırılan bu dönem; tarımsal faaliyetlerin konvansiyonel olarak gerçekleştirilmesi ile aile çiftliklerinin küçüldüğü, köylerdeki genç nüfusun ekonomik nedenlerle kentlerde istihdam arayışına girdiği, bazı köylerin terk edildiği, köylerin tüketim ihtiyaçlarını kentlerden karşılayarak geleneksel üretim biçimlerini unutmaya başladığı bir süreci tasvir ediyor. Öte yandan kültürel kimliğimizin en özgün katmanlarını barındıran köyler, ulusal ölçekte bütüncül bir koruma politikasının ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Balıkesir

Kentlerdeki tarihi mirasımız kadar, kentin dışındaki doğal alanlar ve kırsal mirasın korunmasını da temel hedeflerinden biri haline getiren ÇEKÜL Vakf ı, “Köyler Yaşamalıdır” sloganı ile bu kırsal köhneleşme sürecini tersine çevirecek yaklaşım ve uygulamaları destekliyor. Köyler yaşamalıdır, çünkü kırsal alanlar ulusal ölçekte mekân aidiyetinin anahtarını oluşturur. Geniş bir coğrafyanın ağacından, suyundan, toprağından türkülerine, hikayelerine, diline kadar; kültür mirasının devamlılığı ancak yaygın bir sahiplenme ile mümkün olur. Kırsal alanlarda yaşamın sürmesi bu yaygın sahiplenmeyi sağlamak için gereklidir. Köyler ayrıca birikerek, sentezlenerek, türeyerek devinen insanlık kültürünün özgün parçalarını oluşturur. Köyde yaşayan inançlar, sözlü gelenekler, üretim biçimleri, ağızlar, büyük kültür mozaiğinin özgün katmanları; arketipleridir. Kültür odaklı dönüşüm, kentlerimizdeki yaşamı ve kent politikalarımızı değiştirirken, kırsal alanlar bu değişimden ne şekilde etkileniyor? ÇEKÜL ve TKB’nin 2019 Kırsal Miras Programı, kırsala yönelik koruma yaklaşımlarını değerlendirirken, işte bu temel sorunun cevabını arayarak yola çıkıyor.

Kentlerdekine paralel olarak, son yıllarda artan biçimde, kültür odaklı dönüşümün köy yaşantısını ve kırsal miras alanlarımızı da eşit oranda etkilediğine şahit oluyoruz: Bazı köylerin temel ekonomik faaliyeti tarımdan turizme dönmekte; günübirlik ziyaretçilerden doğa turizmine, eko- turizmden agro-turizme farklı turizm modelleri, farklı coğrafyalarda kırsal alanları ve kırsal yaşamı farklı biçimlerde değiştiriyor.

Bazı köylerde ise üretim biçimlerinin değiştiğine tanık oluyoruz. Konvansiyonel tarım alanları gelişse de, bazı köylerde yeni iş birlikleri ve kolektif üretim biçimleri ile geleneksel üretimin sürdürülebildiği görülüyor. Özellikle internet üzerinden satış yapmanın mümkün olduğu ve konvansiyonel olmayan, doğal ürünlerin yeniden tüketilmeye başlandığı günümüzde; kadın kooperatifleri, sosyal şirketler ve küçük aile işletmeleri somut olmayan kültür mirasına dayalı yeni bir sivil ekonomiyi kırsalda oluşturmaya başladı.

Artan ulaşım olanakları özellikle kente yakın köyleri büyük oranda değiştiriyor. Köyde yaşayıp kentte çalışma imkanı tarım dışı istihdamı mümkün kılarken, bu tip köyler üretim değil yaşam merkezlerine dönüşüyor. Bu köylerde sokak sağlıklaştırma, kamusal mekân düzenlemesi, sosyal donatı ve servis sektörlerinin oluşması gibi kentsel mekânlarla özdeşleştirdiğimiz müdahalelerin uygulanmaya başladığını görüyoruz.

Kent müzeleri gibi köy müzelerinin açıldığı, eski işliklerin işlevlendirildiği, köydeki cami, çeşme, değirmen gibi anıtsal değeri olan yapıların restorasyon projelerinin uygulandığı örneklerin sayısı giderek artıyor. Özellikle Büyükşehir Yasası sonrası, belediyelere bağlı mahalleler haline gelen köylerin mekânsal kurgusuna farklı dinamiklerin yön vermeye başladığını söylemek hiç zor değil.

Tüm bunların yanı sıra; köyden kente göç kadar, günümüzde kentten köye göçü de görmek mümkün. Kentin masraflarından kaçmak, ata toprağına dönmek, yeni yaşam şekillerini deneyimlemek gibi farklı sebeplere de dayansa, kentlerden köylere süreli ya da devamlı yaşamak için yerleşen azımsanmayacak bir nüfus, bazı coğrafyalarda kırsal alanları önemli biçimde etkiliyor. Bazen emeklilerin, bazen internet olanaklarıyla mekândan bağımsız çalışan gençlerin oluşturduğu bu nüfus, hem kendi sermayesini köye taşıyor hem de öncelik olarak yaşam standartlarını önemsediklerinden kültür odaklı bir değişimi tetikliyor. Bu tip köylerde, kentteki tarihi mahallelerde yaşanılana benzer bir süreci izleme imkanı buluyoruz.

Kırsal Miras Programı

Kültürel mirasın korunmasına yönelik farkındalığımız, koruma yaklaşımlarımız ve kültür politikalarımızı şekillendiren bu değişimin yansımalarını kırsalda takip etmek, ÇEKÜL ve TKB’nin Kırsal Miras Programının temel amacını oluşturuyor. Bu doğrultuda, 2019 yılı içinde Türkiye’nin 7 bölgesinde, 7 farklı havzada saha çalışmaları yapmayı hedefleyen program, farklı dinamiklere sahip köylerde söz konusu değişimin, köy hayatını nasıl etkilediğinin izlerini sürmeyi hedefliyor. Program kapsamında, kültür odaklı dönüşümden farklı biçimde etkilenen köylerde yaşayanlarla biraraya gelinmesi, onların deneyimlerinin kayıt altına alınması, farklı boyutlardaki olumlu ve olumsuz etkenlerin gözlemlenmesi ve birbirleri ile karşılaştırılması amaçlanıyor.

Gümüşgün (Gaziantep)

Kırsal alanlardaki değişimi kültür mirası perspektifinden ele alan Kırsal Miras Programı; hangi köylerde somut olmayan mirasın nasıl yaşatıldığı, köyün bir tasarım sorunsalı olarak nasıl ele alınabileceği, yeni üretim ve tüketim biçimlerinin köye nasıl yansıdığı, kültürel dönüşüm içinde idealize edilen köy ile gerçek sorunların ne oranda örtüştüğü sorularının cevaplarını farklı coğrafyalarda, karşılaştırmalı olarak aramakta. Kırsal mirasın korunması, TKB koruma yaklaşımları ve uygulamaları içinde de gittikçe artan oranda varlığını hissettiren bir paya sahip. Kentsel alanlardaki koruma yaklaşımları ile pek çok ortak yönü bulunsa da, hiç kuşkusuz kırsal kendine özgü sorunları da içeriyor. Bu bakımdan ülkemizde kırsalda sürdürülebilir koruma, kıra özgü çözümlerin ve modellerin geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Kırsal Miras Programı, Türkiye’de köylerin, kültür odaklı bir çerçevede barındırdıkları f ırsatları ve sorunları ortaya koyarak, gelecekte bu tip modellerin gelişimi için gerekli altyapıyı sağlamayı ümit ediyor. Bu açıdan program, doğru temellere dayalı politikaların gelişmesi ve kırsal korumanın sürekliliği için önemli bir analiz çalışması olarak da değerlendirilebilir.

Saha çalışmaları, mart ayı başında Akdeniz Bölgesinde, Hatay’da başlayan program, 7 bölgede 30’a yakın köyde devam edecek. Analiz çalışmaları yapılarak, hem yerel yönetimlere hem de raştırmacılara kaynaklık edecek bulgular biraraya getirilerek paylaşılacak.