fbpx Kentsel Ekosistemler, Ormanlar Ve Yangınlar Üzerine | ÇEKÜL

Kentsel Ekosistemler, Ormanlar ve Yangınlar Üzerine

Yazan: Prof. Dr. Ünal Akkemik - İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Botaniği Anabilim Dalı Başkanı, ÇEKÜL Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

Yerel Kimlik Dergisinin 67. sayısında yayımlanmıştır. (sayfa: 10-16)

Toplu olarak yaşadığımız kentler; artan nüfus ile kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde yapılan binalarla her geçen gün daha da büyümektedir. Büyüyen kentler ülkenin özellikle kıyı kesimlerinde ormanlarla iç içe girmeye başlamış ve ne yazık ki 700 bin hektardan fazla alan orman dışına çıkarılmıştır.

Ülkemizdeki ormanlık alanlar sadece kentleşmeyle değil aynı zamanda taş-kum-maden ocakları, enerji nakil hatları, HES ve RES yatırımları, kamu binaları, çöp döküm alanları ve mega projelerle büyük bir tahribat yaşamıştır ve yaşamaktadır.

Kent içindeki yeşil alan varlığını her geçen gün kaybeden İstanbul'a havadan bakış

 Ormanlarımıza yaşatılan sorunlar ve tahribatlar, karşılığında toprak kaymaları, büyük seller ve giderek büyüyen yangınlara neden olmaktadır. Tüm yaşanan bu sorunlar ve sonuçları aşağıda irdelenmiştir.

Başlıca Sorunlar ve Sonuçları 

Büyüyen kentlerde yeşil alanlar yetersizdir: Başta İstanbul olmak üzere kentlerimizde yeşil alanlar hem yeterli düzeyde hem de yeterli nitelikte değildir. Sağlıklı bir kentte kişi başına düşen yeşil alan miktarı en az 9 metrekare olmalıdır. Büyük kentlerimizde genel olarak yeşil alan miktarı bu oranın altındadır. Diğer yandan yeşil alanlar “doğala yakın, ağaç örtüsüyle kaplı, beton ve sert zeminlerin minimum düzeyde olduğu yerler” olması gerekirken çoğu yeşil alanda sert zemin oranı yüksek, ağaç örtüsü düşük ve serinlik sağlama işlevinden uzaktır. O nedenle kentlerde yaşayan insanlar büyük oranda rekreasyon ihtiyaçları için daha doğal olan ormanları tercih etmektedir. Bu bağlamda çözüm İstanbul’daki Atatürk Kent Ormanı, Kemerburgaz Kent Ormanı ve kent koruları gibi doğal niteliği yüksek rekreasyon alanlarının çoğaltılmasıdır.

Ormanlarımız parçalanmaktadır. Geçtiğimiz 11 yıl içinde (2008 -2019 yılları arasında) ormanlarımızdaki parça sayısı 102 binden 159 bine çıkmış ve yüzde 56 oranında bir artış olmuştur. Yapılan hesaplamalara göre 10 hektardan daha küçük olan alanlarda parçalanma oranı ise yüzde 118 artmıştır. Ormanlarımız küçük parçalara bölünmektedir. Parçalanma; 1) Yaban hayatının tahrip olmasına (kent çeperlerine yaban hayvanlarının gelmesine), 2) Biyolojik çeşitliliğin bozulmasına, 3) Ekosistem dengesinin altüst olmasına ve 4) Ormanların iklimi düzenleme etkisini azaltmasına neden olmaktadır.  Diğer yandan parçalanma; ormanda daha fazla insanın faaliyet göstermesine ve daha fazla ekipmanın ormanlık alanlara girmesine, bunun sonucu olarak da yangınların daha da artmasına neden olmuştur. Bu son yangınlardaki artış insan-orman-yangın ilişkisinin etkilerini de çarpıcı bir şekilde göstermiştir. Çünkü OGM verilerine göre 10 yangından 9’unun nedeni insandır.

Manavgat yangın felaketi

Ormanlarımızda odun üretimi giderek artmaktadır: 2005 yılında 13 milyon metreküp olan odun üretimi 2017 yılında 18,5 milyon metreküp, 2020 yılında ise 28,5 milyon metreküpe çıkarılmıştır. Son yıllarda ise 2017-2020 arasındaki odun üretimi yüzde 53 oranında artmıştır. Ormanlarımızı bu bağlamda da büyük tehlikeler beklemektedir. Bu tehlikeler; daha fazla ve daha kuvvetli sel ve toprak kaymaları, daha fazla fırtına devrikleri, orman toprağının daha fazla güneş ışığına maruz kalması, kuruması ve ağaçların zayıf düşmesidir.

 İklim değişiyor ve Akdeniz Havzası ısınıyor: Akdeniz Havzasında giderek azalan nem, artan sıcaklık, dumanlı ve dumansız olarak nitelendirebileceğimiz yangınlara daha fazla neden olacaktır. Dumanlı yangınlar son yıllarda alan bakımından aşırı derece artmış ve 15 günlük zaman dilimi içinde 150 bin hektarlık yanan alan ile tarihin en büyük yangını meydana gelmiştir. Artan kuraklıkla beraber ağaç kurumaları ve böcek zararları giderek artmaktadır. Kozak Yaylası fıstık çamlarında iklim değişikliği ve böcek zararları nedeniyle tohum verimi düşmüştür. Benzer bir düşüş zeytin ağaçlarında da görülmektedir. Acaba iklim değişikliğinin günümüz ve gelecekteki etkileri ne düzeyde ele alınmaktadır? Eğer en önemli sorunlardan birisi olarak ele alınmazsa, gelecekte büyük yangınlar, hastalıklar ve kuraklıklar bizleri beklemektedir.  

Yasalarımız ormanların azalmasına neden oluyor: Ne yazık ki ormanla doğrudan ve dolaylı olarak ilgili olan yasalarda ormanları tahrip edecek nitelikte çok sayıda madde bulunmaktadır. Halen yürürlükte olan Maden Yasası, 6831 sayılı Orman Yasası, 7139 sayılı Torba Yasa ile 6831 sayılı Orman Kanununa eklenen Ek.16. madde ile ve son olarak Turizm Yasasında yapılan değişiklikle, biyolojik çeşitliliğin en zengin olduğu taşlık, kayalık alanlar orman dışına çıkarılmakta, turizm tesisleri için ormanlardan alan tahsis edilmekte, maden çıkarılacak yerler korunan alan dahi olsa izinler verilmektedir. Bütün bu uygulamalar, bir yandan ormanların niteliklerinin bozulmasına neden olurken diğer yandan da ormanların yangınlara daha hassas hale gelmesine neden olmaktadır.

ÇEKÜL 7 Ağaç Ormanları, Bozdağ sahası ağaçlandırma çalışması, 2012

Ormanlar daha fazla yanmaya başladı: Akdeniz Havzasında orman yangınları kaçınılmaz bir olaydır. Ancak son yıllarda bir yangın başına yanan alan miktarında belirgin bir artış vardır. Yaz aylarında yaşanan yangın ise tarihin en büyük yangınıdır. Ne yazık ki son büyük yangınlar; orman yangınlarıyla mücadele konusunda büyük bir sorun olduğunu ortaya koymuştur. Büyükşehir Yasası nedeniyle orman köylülerinin mükellefiyetinin kaldırılması, uçak ve helikopter gibi teknik ekipmanın yetersiz oluşu, yeterli sayıda ve eğitimli yangın işçisinin zamanında alınmamış olması ve rotasyon nedeniyle yangın konusunda tecrübeli orman mühendislerinin başka bölgelerde görev yapması, yangınlarla mücadele konusunda zafiyete neden olmaktadır.

ÇEKÜL 92 Ormanı ziyaret, Beykoz, 2015
Akdeniz maki örtüsü

Maki deyip geçmemeliyiz: Akdeniz Havzasındaki kıyı kuşağından 1000 metre yükseltilere kadar olan alanda orman dendiğinde akla ilk gelen, kızılçam ve maki topluluklarıdır. Kızılçamlar yangınlarda kolay yanmasına karşın tohumlarının dirençli olması, yüksek sıcaklıklarda dahi canlılığını koruması ve özellikle de yangından sonraki yıl oldukça kuvvetli bir şekilde çimlenerek yeni nesiller oluşturması Akdeniz koşullarına ve yangına karşı almış olduğu bir önlem ve uyumdur. Bu son derece önemli olup, kızılçamların binlerce yıldan bu yana Akdeniz Havzasında nasıl tutunduğunun ve ülkemizde de 5,2 milyon hektar kadar alan kapladığının bir göstergesidir.

Maki toplulukları ise orman kanununda kolaylıkla orman dışına çıkarılabilecek bir alan olarak görülse de Akdeniz kurak koşullarına uyum sağlamış ve yangından sonra da köklerinden hızlı bir şekilde tekrar yeşeren odunsu bitkilerdir.

Toprak koşullarının iyi olduğu vadi kısımlarında 8-10 metre boya ulaşan pırnal meşeleri, sandal, keçiboynuzu, delice, akçakesme gibi ağaçlar, sırtlarda, taşlık-kayalık kurak yamaçlarda da yaşamını sürdürebilmekte ve buralarda 1 metreye kadar düşen boylarıyla toprağı kaplamaktadır.

Maki elemanlarının yangın esnasında toprak üstü kısımları tamamen yandıktan sonra toprak altı ve yüzeye yakın gövde kısımlarından hızlı bir şekilde yeni sürgünler çıkmakta ve köklerinden yeniden yeşererek alanı kaplamaktadır. Bu durum yangınlara karşı almış çok önemli direnç özelliği ve yaşama gücüdür.

Maki toplulukları beraberinde bulunan tıbbi ve aromatik bitkiler ve endemik türlerin birlikte oluşturduğu, buna yaban hayatının da katılmasıyla önemli bir biyolojik çeşitlilik merkezidir.

Bu nedenlerden dolayı maki toplulukları, yasalarda “Akdeniz sert yapraklı orman” olarak ele alınmalı ve diğer ormanlar gibi daha yüksek düzeyde koruma statüsüne geçirilmelidir.

Sonuç olarak insan etkilerinin ve iklim değişikliklerinin en yoğun olduğu ülkemizde ormanlar, nefes, su ve yaşam kaynağımızdır; her bir metrekaresinin korunması zorunludur. Ormanların bize hissettirdiklerini gelecek kuşakların da hissedebilmesi için devamlılığını sağlamak zorundayız.