fbpx Afetlerde Yaşanan Kayıpların Başlıca Nedenleri | ÇEKÜL

Afetlerde Yaşanan Kayıpların Başlıca Nedenleri

14.08.2021

Son günlerde ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında peş peşe afetler yaşanıyor. Yangınların söndürülmesiyle yavaş yavaş yaralarımızı saracakken Karadeniz'den gelen sel felaketinin haberiyle sarsıldık. Felaketin boyutlarını şimdiden öngörebilmek güç. Öte yandan bu ve bunun gibi felaketlerin gelişini öngörmek güç değil. İklim krizinin etkilerini hızla yaşadığımız şu günlerde, özellikle Karadeniz Bölgesi gibi yoğun yağış alan ve heyelan riski taşıyan doğayla uyumlu olmayan yerleşim yerleri gün geçtikçe daha riskli hale geldi.  

AFETLERİN SEBEBİ İKLİM KRİZİ Mİ İNSAN ETKİSİ Mİ?

Küresel boyutta doğal afetlerin şiddetinin artarak devam edeceği bilinmektedir. Yaşadıklarımız sadece iklim değişikliğiyle açıklanamaz. Yanlış planlamaların sonucunda doğayı tahrip eden insan davranışının gözden geçirilmesi, acil eylem planlarının gündeme alınması ve doğayla uyumlu bir yaklaşımın benimsenmesi hepimiz için bir zorunluluk.

KÜRESEL ISINMA YERELDE BÜYÜK ETKİLER YARATIYOR

Küresel ölçekte gerçekleşen en ufak sıcaklık artışının dahi yerelde büyük etkileri oluyor. Sıcaklıklar artarken yağış rejimleri de buna bağlı olarak daha dengesiz bir hal alıyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin Değerlendirme Raporu, bu etkileri ayrıntılı biçimde gözler önüne seriyor.  


ENERJİ YATIRIMLARI DOĞAL DENGEYE ZARAR VERİYOR

Karadeniz Bölgesinde yoğun şekilde gerçekleştirilen enerji yatırımları sebebiyle akarsuların doğal akış yönleri değiştirildi; akarsu yatakları kurudu ve doğal denge bozuldu. Bölgede çoğu zaman tepkiyle karşılanan HES projeleri doğal yaşama zarar vermesinin yanında insan yerleşimlerini de daha riskli hale getiriyor. Aşırı yağışın felakete dönüşmesinin başlıca nedenlerinden biri, doğal yolunu arayan sel sularının, bugün artık yerleşmelerin yer aldığı akarsu yataklarına ve taşkın havzalarına akmasıdır.

AKARSU YATAKLARI İMARA AÇILIYOR HAVZALAR KORUNMUYOR

Halihazırda risk sakınımı ve dayanıklılık konusunda sınıfta kalan kentlerimiz, aşırı doğa olaylarında savunmasız kaldı. Özellikle Karadeniz Bölgesi gibi yoğun yağış alan coğrafyalarda kentsel yerleşimlerin çok büyük bir kısmı dere yataklarındadır. Selde en büyük zararları gören ilçe merkezleri de akarsu yataklarında bulunuyor. Akarsular havza boyutunda korunmalıdır. Bu alanların imara açılması ve gerekli önlemlerin alınmaması, aşırı yağışların felakete dönüşme sebebidir. Söz konusu alanlardaki denetimsiz yapılaşma ve düşük kaliteli yapı stoğu da afet durumunda can ve mal kaybının artmasının en önemli nedenidir.

GELENEKSEL YAŞAM KÜLTÜRÜ DOĞANIN YASALARINI GÖZETİR

Geleneksel yaşam kültürü yaşam alanlarımızda bize yol gösteren yaşamsal deneyimleri barındırır. Tüm afet senaryolarında geleneksel yerleşimlerin minimum zarar aldığını görüyoruz. Anadolu’nun doğa-insan ilişkisi deneyimle kazanılmıştır. Coğrafyayla uyumlu geleneksel yaşam kültürünün ve birikiminin unutulduğu bir ortamda, yeni yerleşimlerin çevresel hassasiyetler gözetilmeden kurulduğuna tanıklık ediyoruz.
ÇEKÜL Vakfı olarak doğayla uyumlu yerleşim dokusunu korumayı, kırsal ve kentsel yerleşimlerde doğanın temel yasalarının gözetilmesini önemsiyoruz.
Yaşadığımız afetlerden ders çıkarmalı, acil eylem planlarını vakit kaybetmeden gündemimize almalıyız. Afet sakınım planları ve sürdürülebilir planlamanın yapılması, bugün bir zorunluluktur.

TÜM CANLILAR İÇİN DAHA GÜVENLİ BİR YAŞAM

Yaşanan aşırı doğa olaylarının felakete dönüşmesinin tek suçlusu küresel iklim değişikliği değildir. Küresel ilkim değişikliği var olan plansızlığı, çarpık kentleşmeyi, doğayla uyumlu olmayan ve bilimsellikten uzak yaklaşımların sonuçlarını açıklamaz. Sivil toplumun birleştirici gücüne ve dayanışmaya en çok ihtiyaç duyulan böylesi bir kriz zamanında mümkün olan en hızlı şekilde yaşam alanlarımızı sahip çıkmalıyız.
ÇEKÜL Vakfı olarak, geleneksel yaşam belleğinin öğretilerine öncelik veren, tüm canlılar için güvenli bir yaşam ortamı sağlayan ve aynı zamanda bilimsel verileri gözeten koruma ve kültür öncelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.

IPCC raporunun konuyla ilgili kısımları için bakınız:

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC)* 6’ncı Değerlendirme Raporu 9 Ağustos’ta çevrim içi olarak yayınlandı. İçinden geçtiğimiz süreci ayrıntılı biçimde özetleyen Değerlendirme Raporu, küresel ısınmadaki en ufak artışın büyük önem taşıdığına vurgu yapıyor. Rapora göre, aşırı uçlarda öngörülen değişikliklerin sıklığı ve yoğunluğu, küresel ısınmada oluşacak her ilave katkıyla birlikte artacak (B2.2, sayfa 19, Şekil SPM5, sayfa 21). Yaz aylarında yaşanan yangınlar ve seller, insan kaynaklı küresel ısınma sonucu iklim sisteminin değişmesiyle aşırı hava olaylarının seyrine örnek oluşturuyor. İnsan kaynaklı ısınma olmadığı durumda meydana gelme ihtimali oldukça düşen aşırı sıcaklıkların yoğunluğu ve sıklığı, Değerlendirme Raporunda belirtildiği üzere, görülmemiş bir hızda artma eğiliminde. (Şekil SPM5, sayfa 21 ve Şekil SPM6, sayfa 22).

Raporda aşırı yağış olaylarının sıklaşması öngörülüyor. Yağıştaki sıklaşmanın yanı sıra, yağış olduğunda yüzeye düşen yağış miktarında da önemli bir artış olacağı tahmin ediliyor (Şekil SPM6, sayfa 22).

Arka arkaya yaşadığımız yangınlar ve sel felaketleri, Değerlendirme Raporunda “birleşik olaylar” olarak yorumlanıyor. Birleşik olaylara, birbirine yakın zamanda, hatta aynı anda meydana gelen sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar örnek olarak verilebilir. Bu tip birleşik olaylar, toplumların aşırı hava olayı sonrasında toparlanması için çok az, hatta hiç zaman tanımaması nedeniyle risk unsuru oluşturuyor. Rapor, insan etkisinin, 1950’lerden bu yana, aşırı olayların bir arada gerçekleşme olasılığını artırdığını ortaya koyuyor (A.3.5, sayfa 11).


*IPCC hakkında

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), iklim değişikliği ile ilgili bilimsel değerlendirmeler yapan bir BM kuruluşudur. Siyasi liderlere iklim değişikliği, etkileri ve riskleri ile ilgili periyodik bilimsel değerlendirmeler sunmak ve iklim değişikliğine uyum ve etkilerinin azaltılmasına yönelik stratejileri belirlemek amacıyla 1988 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından ortaklaşa kurulmuştur.

IPCC’nin kuruluşu aynı yıl BM Genel Kurulu tarafından da onaylanmıştır. IPCC’ye üye 195 ülke vardır.

Dünyanın dört bir yanından binlerce bilim insanı IPCC Değerlendirme Raporlarının hazırlanmasına katkı sunmaktadır.