Diyarbakır ve Efes’in hatırlattıkları

06.07.2015

Diyarbakır ve Efes’in dünya mirası olduğu, yıllardır titizlikle yürütülen Alan Yönetim Planlaması sonucunda UNESCO tarafından da tescillendi ve tüm dünyaya ilan edildi. Geçtiğimiz yıl Bergama ve Bursa, bu yıl Diyarbakır ve Efes, “yerelin kahramanları”nın gece-gündüz çalışmasıyla UNESCO listesinde yerini aldı. Emeği geçenleri tebrik ederiz.  

Koruma çalışmaları…

Türkiye’de 1970’lerde başlayan kültürel mirasın korunması çalışmaları ülkedeki siyasi ve ekonomik çalkalanmalara rağmen, dönem dönem yavaşlasa da günümüze kadar yükselen bir ivmeyle geldi.

Kentlerdeki kültürel mirasların tespit edilmesi, kentsel sit alanlarının tanımlanması, koruma amaçlı imar planlarının hazırlanması, tekil yapılarda başlayan ve zaman içinde mahalle-çarşı-kent-havza ölçeğinde genişleyen restorasyon ve işlevlendirme çalışmaları, kazı çalışmaları, yerel yönetimlerin “yıkmak” yerine kültür ve koruma odaklı yaklaşım geliştirmelerinin sağlanması… Ve bu kısa yazının içinde bir çırpıda sayamayacağımız kadar farklı uygulama ve yaklaşım, bilimsel ve yerel değerlerin farkındalığıyla hayata geçirildi. Yaklaşık 50 yıllık bir süreç…           

Koruma sürecinde özetle neler oldu…

  • Uzmanların alan çalışmalarında kazandıkları pratik bilgiyle şekillenen kültür öncelikli koruma politikaları ve koruma bilincinin yayılması, sivil örgütlerin katkısıyla sağlandı.
  • Bu süreçte rol alacak tüm kesimlerin bilinçlenmesini sağlayan kamu-yerel-sivil-özel birlikteliğinin, geliştirilen politikalarda uygulanabilir olması temel ilke olarak kabul edildi.
  • Yerelin kendi kaynaklarından beslenmesi -ki bunun başında “insan” geliyor- merkezi hükümetlerin harekete geçmesini beklemeden, koruma politikalarını yerelin seçilmişlerinin önceliği haline getirerek, havza ve bölge bütününde geliştirilen işbirlikleriyle  “kendini koruyan kentler”in artması sağlandı.

Son yıllarda UNESCO listesine giren somut ve somut olmayan miraslarımızın sayısının artması, koruma sürecinde katedilen yolun olumlu bir yansıması.

  • 1990 yılında ÇEKÜL Vakfının, 2000 yılında Tarihi Kentler Birliğinin kurulması geliştirilen politikaların görünür ve uygulanabilir olmasını sağladı.
  • ÇEKÜL’ün “gönüllü örgütlenme modeli” pek çok kente yayıldı.
  • KUDEB’lerin açılması,
  • Üniversitelerin bulundukları kentlerde “alana inerek” çalışmaya başlaması,
  • 2009 yılında ÇEKÜL Akademin kurulması ve yerel kadroların eğitimine verilen önemin artmasıyla ülkedeki “koruma bilinci” gelişti.            

Ve Mezopotamya’nın tarihi kenti Diyarbakır…

Dicle Vadisindeki 8 bin yıllık Hevsel Bahçeleri, 5,5 kilometre uzunluğundaki Surları ve 82 burcu ile İçkale yerleşmesi; ÇEKÜL Vakfı Güneydoğu Anadolu Bölge Koordinatörü Nevin Soyukaya’nın Alan Başkanlığında hazırlanan başvuru dosyasıyla UNESCO listesinde yerini aldı. ÇEKÜL YDK üyesi ve ÇEKÜL Akademi uzmanlarından Namık Kemal Döleneken dosya hazırlama sürecine ayrıca destek verdi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Murat Alökmen’in çabaları, Büyükşehir ile Sur Belediyesinin tüm bu çabaları sahiplenmesi ve çözüm odaklı yaklaşımıyla Diyarbakır hem doğal hem de kültürel mirasıyla Dünya Miras Listesinde yerini aldı.       

ÇEKÜL’ün TKB için hazırladığı Yerel Kimlik dergisinin 37. sayısında Diyarbakır’daki koruma ve UNESCO sürecini özetleyen, Nevin Soyukaya ile yapılan söyleşiyi bulabilirsiniz. Sayfa 38: http://www.tarihikentlerbirligi.org/i/yerelKimlik/E_Yerel_Kimlik_Sayi_37.pdf

Diyarbakır’da tarihi toplantı…

Tarihi Kentler Birliğinin, alan yönetim çalışmalarına model olarak gösterdiği Diyarbakır, Şubat ayında TKB Seminerine ev sahipliği yaptı ve 200 tarihi kent belediyesinin temsilcisi Diyarbakır’da buluştu. TKB üyesi olmayan bölge belediyeleri de Seminere yoğun katılım gösterdi. 

Diyarbakır’ın koruma yolculuğu ve Alan Yönetim Planı modelinin konu edildiği Seminerdeki sunumlara Yerel Kimlik Dergisinin 41. sayısında yer verdik.

( Sayfa:8 http://www.tarihikentlerbirligi.org/wp-content/uploads/E_Yerel_Kimlik_Sayi_41.pdf )     

Ve Efes…

“Efes UNESCO listesinde değil miydi zaten?” diye çoğumuzun şaşırdığı, kuruluşu Neolitik Döneme kadar uzanan Efes Antik Kenti de nihayet listede…   2012 yılında Selçuk Belediyesinin girişimleriyle başlayan Alan Yönetim Planı hazırlama süreci, aralarında ÇEKÜL Küçük Menderes Havza Koordinatörü Emin Başaranbilek’in de olduğu farklı kesimlerin temsilcilerden oluşan Danışma Kurulunun önerileriyle başarıyla tamamlandı ve 1994 yılından buyana geçici listede yer alan Efes Antik kenti kalıcı listeye eklendi. (http://www.cekulvakfi.org.tr/haber/efes-antik-kenti-alan-yonetimi-ekibi-belli-oldu)

 TKB’nin süreci desteklediği ve bölgesel işbirliklerinin güçlenmesini sağlandığı başka bir tarihi toplantı da 2012 yılında İzmir ve Çevresi Bölge Toplantısı olmuştu. 

Detaylı sunumlara bu linkten ulaşabilirsiniz:

(Sayfa 54:http://www.tarihikentlerbirligi.org/EDergi/yerel_kimlik_s32/index.html)

Özetle…

Türkiye’nin bugün geldiği noktada, Prof. Dr. Metin Sözen’in deyimiyle “korumanın kahramanları”, “yerelin kahramanları”, “resimlerde boy göstermesi gerekenler” kısacası gece-gündüz demeden, alanda edinilen bilgi ve tecrübeyi bilimsel veriler ışığında süzerek, doğru uygulamalarla, yereldeki  insan kaynağını unutmadan, sorun odaklı değil, çözüm için çalışanlar hatırlanmalı, koruma tarihinde mutlaka yerini almalı.

Bir alıntı…

Diyarbakır’daki koruma sürecinin başından beri içindeyim. Bu nedenle UNESCO yolculuğu sürecinde atılan adımlar çok değerli.  UNESCO’nun, kaynakları bol ülkelere uyguladığı ölçütler karşısında, Diyarbakır gibi kaynakları sınırlı, zorlu bir coğrafyada yapılan çalışmalar çok daha kıymetlidir. Dünya sıkıntılı günlere giriyor. Ama unutmayın ki cebinizdeki kimlikten çok yaşadığınız kimlik değerli. Belleğinizi sağlama alıp, beraberliğinizi güçlü kılıp, kültür öncelikli bir Türkiye gündeminin bu toprakların önceliği olduğunu bilmeliyiz.” ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen (2015, TKB Diyarbakır Semineri açılış konuşmasından)