YİNE DÜŞTÜK YOLLARA... YİNE AŞTIK DAĞLARI

09.09.2005

Çanakkale Belediyesi’nin evsahipliği yaptığı “Barışın Güvencesi Tarih”  temalı “Tarihi Kentler Birliği Çanakkale Buluşması”, 2-3-4 Eylül 2005 tarihlerinde gerçekleştirildi.

“Tarihi Kentler Birliği Çanakkale Buluşması” için 1 Eylül 2005 günü sabah 06:00’da yollara dökülen ekibimiz, güzel bir manzara eşliğinde çalışmak amacıyla, Assos’un Sivrice Koyu’na yönelmişti. ÇEKÜL Ailesi üyelerinden, grafik sanatçısı Ali Akdamar, vakfımız tarafından üzerine bolca boca edilen işlerden yeterince bıkmamış olacak ki, bir de Assos'da bizleri ağırlama nezaketini gösterdi.

Bir yandan muhteşem “Sivrice Koyu”ndan Midilli Adası’nı seyrederken, bir yandan Ali Akdamar ve eşi Yeşim Akdamar’ın da katılımıyla, deniz kenarındaki Sivrice Kabile Motel’de “Danışma Kurulu” toplantımızı gerçekleştiriyorduk. ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, Prof. Dr. Cevat Geray, Prof. Dr. Zekai Görgülü ve Hasan Özgen’den oluşan Danışma Kurulu, “Tarihi Kentler Birliği Çanakkale Buluşması” için hazırlık yapıyor ve “Tarihi Kentler Birliği Encümeni”ne sunulmak üzere gündemdeki konuları tartışıyorlardı.

Zamanın Labirenti Troia

Assos’tan sonraki durağımız “Troia Antik Kenti”nde bizi karşılayan ÇEKÜL Vakfı Çanakkale Temsilcisi mimar İsmail Erten ve Troia kazılarından arkeolog Dr. Rüstem Aslan olmuştu. Dostlarımızla, “Çanakkale-Tübingen-Troia Vakfı”nın, 11 Ağustos 2005’te aramızdan ayrılan Manfred Osman Korfmann’ın bağışladığı kitaplarla kurmayı planladığı “yaşayan, dinamik bir kütüphane” ve uzun zamandan beri gündemde olan, “Troia Müzesi” projelerinin hayata geçirilmesi için yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

Sıra, Rüstem Aslan’ın rehberliğinde, farklı zamanlarda pek çok uygarlığı bünyesinde barındıran bir labirenti andıran “Troia Antik Kenti”ni gezmeye gelmişti. Rüstem Arslan’ın heyecan dolu ve içten anlatımıyla kentin savunma duvarlarını, “Anı Taşı”nı, “Athena Tapınağı”nı, “Troia Kalesi”ni, meşhur “Priamos Hazinesi”ni bulmak için tüm antik tabakayı tahrip eden Arkeolog Schliemann’ın çalıştığı alanları gördük, hikayelerini dinledik…

Dinlediğimiz hikayelerden en ilginci ise, Troia ya da İlios kentinin, aslında Hititler’ce tanınan Wilusa adlı eski Anadolu kenti olduğu gittikçe kesinleştiğine ilişkin… Hitit Kralı Muvattali ile Troia Prensi Alexandros (İlyada’da geçen adıyla Paris) arasında o dönemde yapılan bir anlaşmaya göre; 5 yıl boyunca, taraflardan biri savaşa girdiğinde, diğeri de ona yardım etmekle yükümlü. Alexandros, Muvattali’nin hafızasına fazlaca güvenmediğinden olacak ki, anlaşma maddelerine, bu sözleşmenin yılda 3 kez Muvattali’ye okunması zorunluluğunu eklemeden edememiş. 
 

Gezinin ardından gerçekleştirilen “Troia ve Bugün” başlıklı sunumda konuşan, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, sözlerine Troia’ya büyük emek veren, geçen ay kaybettiğimiz “Truvalı Osman” lakaplı Prof. Osman Manfred Korfmann’ı anarak başladı. Gökhan; “Troia Milli Parkı” projesinin gerçekleştirilmesinin Korfmann’a vefa borcumuz olduğunu da söyledi.

Toplantılardan yemeğe fırsat kalmadı…

 “Tarihi Kentler Birliği Çanakkale Buluşması” sebebiyle organizasyonun gerçekleştiği Kolin Otel’e yerleştiğimiz andan itibaren,  Tarihi Kentler Birliği Encümeni üyeleri, Danışma Kurulu üyeleri ve ÇEKÜL Vakfı çalışanları hummalı bir çalışmaya gömülmüştü. En erken, gece 01:00’da biten toplantılar ve sabahın erken saatlerinde başlayan koşuşturmaca ile yorulan ekibimiz için “en acıklı an” bir öğle vakti yaşandı!.. Bu yoğun koşuşturmaca nedeniyle öğlen yemeğini kaçırarak, takriben 10 masayı kaplayacak çeşitlilikte hazırlanan tatlılardan mahrum kalmıştık. Bir kısmımız giderayak birkaç parça pasta atıştırmayı başarmış olsa bile, çoğumuz için görev aşkı mide aşkına galip gelmişti!..

Gelibolu’da Değişen Tarih

Savaşların kenti Çanakkale’de bir tarih yazılmıştı. Bu tarihin izlerini sürmek üzere otobüslere binerek, Gelibolu Milli Parkı’na doğru yola çıktık. Çanakkale Şehitler Anıtı’nı, Anzaklar’la, Osmanlı İmparatorluğu askerlerinin karada ilk çarpıştığı yer olan Anzak Koyu’nu (Arı Burnu) ziyaret ettik. Mustafa Kemal Atatürk’ün, bu bölgede çarpışarak ölen Anzak Askerleri’ne ve onların annelerine hitaben yaptığı bir konuşma alıntılanarak Anzak Kitabesi haline getirilmişti:

Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar!
Burada bir dost vatanın toprağındasınız,
Sizler Mehmetçikle yan yana koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz,
Evlatlarınız bizim bağrımızdadırlar, huzur içindedirler,
huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır,
Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.

Atatürk’ün “Conk Bayırı’na hakim olan savaşa hakim olur” diyerek, 57. Alay'a “ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” emrini verdiği Conk Bayırı’nı ziyaret ettik.

Şu an nüfusu 70 bin olan Çanakkale’de, savaş sırasında toplam 250 bin kişi hayatını kaybettiği söyleniyor. Bir başka ilginç bilgi ise; savaş sonrasında burada yaşayan insanların yıllarca kurşun toplayarak geçimlerini sağladıkları üzerine…

“Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı”

Çanakkale Belediyesi, Buluşma’nın son gününde tüm konuklar için bir “kent gezisi” organize etmişti. Gezimiz, türkülere konu olan “Aynalı Çarşı” ile başladı. Doğrusu “Aynalı Çarşı”yı daha farklı hayal etmiştik. Restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla, Çarşı’nın canlanarak, hak ettiği güzelliğe ve işleve kavuşturulacağını umuyoruz.  Gezimizin ikinci durağı Çanakkale Belediyesi’nin geçen Şubat ayında “Metin Sözen Koruma Büyük Ödülü”nü aldığı projenin yapıldığı bölge, yani “Çarşı Caddesi” oldu.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u korumak için Çanakkale Boğazı'na inşa ettirdiği “Çimenlik Kalesi”, Askeri Müzesi haline dönüştürülmüştü. Maketler, resimler, video gösterileri ve askerlerin anlatımlarıyla zenginleştirilen Müze’de Çanakkale Savaşı’nı yaşamış gibi olduk. Son olarak, Kordon Boyu’nda da dolaştıktan sonra, artık gidiş vakti gelip çatmıştı. Bizi 4 gün boyunca misafir eden Çanakkale Belediyesi, buluşmamızda bize eşlik eden üye belediyeler ve tüm dostlarımızla vedalaştıktan sonra, bu tarih kokan kentte biriktirdiğimiz anıları da yanımıza alarak bindik otobüslerimize.

Arabalı vapurda, sıcak çaylar eşliğinde, 4 günlük yoğun bir koşuşturmanın ardından, başarılı bir TKB buluşmasını daha geride bırakmanın rahatlığını yaşıyorduk. Bir yandan, hala alışamadığımız Çanakkale rüzgarından korunmaya çalışırken, bir yandan son bir bakışla kenti denizden seyrediyorduk.  Çanakkale, bizi Gelibolu yamaçlarına yazılan Necmettin Halil Onan’ın meşhur dizeleriyle uğurluyordu.

“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir.”