TARİHİ YAPILARA HAYAT VEREN BİR MİMAR: NÜVİT BAYAR

20.10.2008

Anadolu’nun dört köşesindeki tarihi yapılar, koruma gönüllüsü mimarların eserleriyle hayat buluyor. ÇEKÜL Vakfı’nın gönüllü mimarlarından Nüvit Bayar da yapılara hayat veren bu önemli isimlerden biri. Bayar, kültürel mirasımızı yansıtan ve yıkılmak üzere olan sivil mimari örnekleri başta olmak üzere birçok tarihi yapının aslına uygun ve geleneksel yöntemlerle restore edilmesi için emek veriyor.

1957’de Ordu/Fatsa’da dünyaya gelen Nüvit Bayar, ilköğretim yıllarını Fatsa’da geçirdikten sonra İstanbul’a yerleşerek Saint Michel Fransız Lisesini bitiriyor. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Yüksek Okulu’nda mimarlığa ilk adımlarını atarak, Yıldız Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Rölöve ve Restorasyon Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamlıyor.

Prof. Dr. Metin Sözen ile okul yıllarında tanıştığını söyleyen Nüvit Bayar, bu tanışmanın, mesleğine bakış açısıyla ilgili kendisine çok olumlu katkıları olduğunu vurguluyor. Y. Mimar Nüvit Bayar, ÇEKÜL Vakfı’nın kurulduğu ilk günlerden bu yana çalışmalarına destek veriyor.

Anadolu topraklarında yaşamış uygarlıkların günümüze ulaşmayı başaran yapıları arasında, hala restore edilmeyi bekleyen çok sayıda eser var. ÇEKÜL Vakfı’nın yıllar süren kamu-yerel-sivil-özel birlikteliğiyle yürüttüğü mücadelenin odak noktasında yer alan tarih-kültür-doğa koruma bilinci, Nüvit Bayar gibi duyarlı mimarların projeleriyle somut sonuçlar veriyor. Bayar, ÇEKÜL Vakfı adına, 2003 yılında Ağırnas'taki Sinan Müze Evi, 2004'te tarihi bir Harput evi, 2006 yılında Malatya’da bir konak, 2007 yılında başlayan ve restorasyonu devam eden Mardin Kent Müzesi, Sakarya’da Kaynarca Camisi gibi birçok yapının projelendirme aşamalarına katkı sunuyor. Bayar, sırada bekleyen daha pek çok yapının restore edilmesi içinse çalışmalarına devam ediyor.

Tarihin izlerini taşıyan yapıların, yeni beton binalar arasında kaybolup gitmesi karşısında, yerel yönetimlerin harekete geçmeye başladığının altını çizen Bayar, “Anadolu’da gezdiğim birçok yerde aynı sorunu görüyorum. Yıkık hamamlar, tarihi sivil mimari örnekleri, medreseler gibi yapıların çoğu, çarpık kentleşme nedeniyle neredeyse fark edilemez durumda. Birçok yerde de kentleşmeye direnemeyen yapıların yok edildiğini görüyoruz. Geride kalanları yaşatmak bizim elimizde. Bu nedenle ÇEKÜL Vakfı gibi sivil örgütlerin ve yerel yönetimlerin doğru adımlarıyla restorasyon projeleri hız kazandı. Mimarlar olarak bizim üzerimize düşen en büyük görev ise, bu yapıları aslına uygun olarak restore etmek. Yapıyı kurtarırken etrafındaki tüm olumsuzlukları da hesaplamamız gerekiyor. Bir eserin, eskiden olduğu gibi yaşamaya başlaması beni çok heyecanlandırıyor. İşimi keyifle yapıyor ve ortaya çıkacak sonucu her seferinde merakla bekliyorum,” diyor.