Prof. Dr. Metin Sözen: Üretenler konuşsun!

17.01.2012

Metin Sözen Eğitim ve Kültür Merkezi geçen hafta sonu Gaziantep’te açıldı. Açılışın ardından ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, Ömer Ersoy Kültür Merkezi’nde bir konferans verdi. Sözen’in “ders” niteliğindeki, onu tanıyanlara “yine kulağımızı çekti” dedirten, ayakta alkışlanan konuşmasının metni:  

Tarih: 14.01.2012

Yer: Gaziantep Ömer Ersoy Kültür Merkezi

“Doğayı yok etmek için değil var etmek için üretmek”

Kimliğini ve varlığını yitirmiş bir toplumun eğitimi sağlıklı değildir. Geliştirdiğimiz örgütlenme ve eğitim sistemleri, dünya mirası kavramında yeni bir anlayış yaratacaktır. Bu toprakların doğal bereketinin sonucunda bugün burada yaşama şansına sahibiz. Tarih demek gelecek demektir. Arkeolojik varlıkları sadece bir sit alanı olarak ele alamayız. Uygarlıkların yaşama biçimlerini, doğayla mücadelesini; doğayı, yok etmek değil, var etmek için, üretmek için nasıl kullandıklarını iyi bilmek zorundayız. Üretim ilişkilerinin gücü, bir sonraki kuşaklara bunun nasıl bırakıldığının büyüklüğüyle ölçülür. Fırat ve Dicle’nin bereketli sularında yeşeren tarihin bugünkü temsilcileri olarak, valiler ve belediye başkanlarımız omuzlarındaki yükün büyük ve ağır olduğunu bilmek zorundadır.    

“Küreselin küresini kim taşıyor?”

Suyu, havayı, toprağın altını-üstünü kirleten bir noktaya geldiysek eğer, küreselleşmenin iflahını kesmek, dur bakalım demek zorundayız… “Küreselin ‘küresi’ni kim taşıyor? Nimetinden kim faydalanıyor?” sorularını sormak zorundayız… Büyük devletler, büyük şirketler topraklarımı, geleceğimi, yaşama hakkımı kullanarak küreselleşemez. Türkiye toplumu, bu zengin topraklarda daha bilinçli ve diri durmak zorundadır… Küreselleşmenin olumsuz etkilerine, kimliksizleştiren etkilerine karşı koymak zorundadır…

“Milli Eğitim Bakanlığı silkinmeli”

Türkiye’de fetva veren öğretim üyesi ve siyasetçiler kendilerine şunu sormalıdır: “Ben hangi ülkenin bireyiyim? Ben hangi ülkenin doğal, kültürel ve kimlikli varlıklarının sahibiyim?” Bu ülkenin çağdışı başlıklarla geleceğe taşınamayacağını söylemelidir. Aydın demek, aydınlığa açılan kapıda kendisiyle bile mücadele edebilecek güçte olan kimse demektir. Emek vermeden, üretmeden yanlışların hesabı sorulamaz. Milli Eğitim Bakanlığı silkinmeli, bu toprakların değerini bilen çocuklar yetiştirmelidir. Türkiye, sağlıklı mekânlarda sağlıklı insanların yetiştirileceği, aynı zamanda dünyanın Türkiye üzerindeki oyunlarına cevap verecek kadar nitelikli insanların ülkesi olmalıdır.

“Çok zenginiz ama adil değiliz”

Doğa, kimin nereye yerleşeceğine yön verir. Gümüşhane’nin dört mevsimle mücadelesiyle, Antep’inki aynı değildir. Hepsi bir araya geldiğinde Türkiye’nin çeşitliliği ortaya çıkar. Türkiye farklılık gösteren coğrafyasıyla, zenginliğimizin kaynağıdır. Biz, benzerlikleriyle değil, farklılıklarıyla bu topraklara sahip çıkanların evlatlarıyız. Kentlerin geleneksel mimari yapılarına bakın! Yaratıcı gücümüzü doğayla birleştirerek neler ortaya çıkarmışız. Bu gücü dümdüz edersek aklımızı paspas yapan bir iradeye boyun eğmiş oluruz. Düşünme şekillerimiz, kendimizi ifade etmemiz bile coğrafyaya göre farklılık gösterir. Çok zenginiz ama adil değiliz. Kentler arasında adaletsizlik var. Bazı valilerimiz hâlâ kaynak sıkıntısı çekiyor. Sokak, mahalle, çarşı, kent planlamayla korunur. Yaşadığın yeri iyi bilmiyorsan yarınların yok demektir. Sayın valilerim, kendi çıkarlarınızı göz ardı ettiğinizi düşündüğümüz için size güven duyuyoruz; aksi mümkün olmamalıdır.

“Buradaki derin hareketin hızı kesilmeyecek”

Antep’te yeniden ayağa kalkan binalarda genç ekipler çalışıyor, üretiyor. Deneyimlerini Maraş, Kilis, Antakya, Osmaniye, Mardin gibi kentlere giderek aktarıyor. Restore edilerek bugün açılan Eğitim ve Kültür Merkezi, bu bilgilerin aktarıldığı bir merkez olacaktır. Süreklilik fikrinin yaşadığı bir ortamda büyümenin anlamı çok başkadır. Mekânlar, insanlar ve onların arasındaki ilişkilerden asla ödün vermeyeceğiz.

Antep, yedi yıldır gece-gündüz çalışıyor. Buradaki derin hareketin hızı kesilmeyecek! Bu noktaya nasıl gelindiğinin yakın tanıklarıyız. Sizler bugün o yollarda, temiz pak yerlerde geziyorsanız, bilin ki arkasında büyük emek var.

Bu büyük coğrafyaya siyasi sınarlar çizilmiş olabilir. Ama kültür birikimimiz bu sınırları aşıyor. Siyasilerin çıkarlarından çok bizim kaygılarımız öne çıkıyor. Antep’in sorumluluğu artık daha fazladır; bölgeseldir, ülkeseldir, uluslararası boyuta taşınmıştır. Bölge kentlerini birlikte düşünüp dayanışma sağlamalıyız; kaynaklarımızı paylaşmalıyız. İçerdeki büyüklüğü taşıyamazsanız dış siyasette doğru yaklaşımlar geliştiremez, dik duramazsınız.

“Sokağa çıkın! İnsanlarla konuşun”

ÇEKÜL 12-13 yaşındaki çocuklarla yoluna devam ediyor. Yetiştirdiğimiz Kültür Elçileri ailelerinden, okullarından başlayarak öğrendiklerini paylaşıyor. Kültür Elçileri eğitimi bir simgedir. Kültürel eğitim her boyutta olmalıdır. Özellikle de öğretim üyeleri, ürettiklerinin bu ülkede nerede durduğunu, kime yararlı olduğunu, bu ülkenin yeniden şekillenmesine katkı sunup sunmadığını, öğrencilerine bilgiyi aktarıp aktarmadığını sorgulamalıdır. Kapalı kapılar arkasında oyun çevrilen dünyadan, ancak böyle kurtulursunuz. Sokağa çıkın! İnsanlarla konuşun! Ürettiklerinizin arkasında durun!

“Üretin, anlatın ki Türkçeniz gelişsin”

Kopuk bir siyaset ve paylaşmayan siyasetçilerle Türkiye demokratikleşemez. Bunun yolu yerel yönetimlerden geçmektedir. Türkçesi zayıf insan, üretmeyen, paylaşmayan ve çocuklarının yüzüne bakamayan insan demektir. Üretin, anlatın ki Türkçeniz gelişsin.

Hiçbir şey yapmayanlar yapmış gibi bugün resim çektirmektedir. Çalışanlar ise çalışmaya devam ettiği için resimlerde yoktur. Ama bu kentte emek verenlerin isimleri, bu kentin duvarlarına kazınmıştır. Savaşlar tarihi değil uygarlıklar tarihi yazmak için mücadele veriyoruz. Önemli olan, düşü beraber görmektir. Bu konuşmamı gençlere adıyorum. Onlara güveniyorum. Bizden hak iddia etsinler! Kapımızı çalsınlar, bizi zorlasınlar!

Üretenler konuşsun!

Saygılar sunuyorum…