"Miras başkasına rica edilerek korunamaz"

09.12.2016

“Bu büyük kültür mirası başkasına rica edilerek korunamaz” 

Prof. Dr. Metin Sözen'e Onursal Doktora

Türk sanatı ve mimarlığı konusundaki araştırmaları ile Türkiye’deki doğal ve tarihi mirasın korunmasına ve tanıtımına yaptığı katkılar için ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, Kültür Üniversitesi tarafından Onursal Doktora (Doctor Honoris Causa) unvanına değer görüldü.

Kültür Üniversitesi Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezi, 8 Aralık Perşembe günü saat 14.00’de başlayan törenle Metin Sözen’in ailesi, dostları, meslektaşları ve öğrencilerini bir araya getirdi.

Törenin ardından bir konuşma yapan Metin Sözen özellikle salonda bulunan gençlere hitaben, “Bu büyük kültür mirası başkasına rica edilerek korunamaz. Bireyin kendini tanıması, anlatabilmesi kendi bilincinin ne kadar geliştiğiyle ilgilidir. Bunun da yolu varlık nedenini öğrenmesiyle olur” diyerek sadece bir kişinin bile yaşadığı kente nasıl dik duracağını anlatabileceği mesajı verdi. (*Tam konuşma metnini haberin sonunda bulabilirsiniz)

Tören, Prof. Dr. Özgür Tuncer’in Piyano Dinletisi ile başladı. Metin Sözen’in hayatını özetleyen kısa filmde ise eğitim hayatı, Milli Saraylar ve Türkiye Büyük Millet Meclisindeki görevleri ve getirdiği yeni kavramlar, ÇEKÜL Vakfının ve Tarihi Kentler Birliğinin kuruluş süreçleri ve Sözen’in öncülüğünde koruma bilincinin gelişmesine olan katkıları gibi hem İstanbul hem Türkiye’de yürüttüğü çalışmalar anlatıldı. Kısa filmde Sözen’i yakından tanıyan dostlarının ve çalışma arkadaşlarının sözlerine de yer verildi.

Kültür Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Şener Küçükdoğu, Sözen’in biyografisini ve İstanbul Teknik Üniversitesinde yollarının kesiştiği dönemi paylaştı. Kültür Üniversitesi Rektör Prof. Dr. Erhan Güzel de bir konuşma yaparak Onursal Doktora payesini Metin Sözen’e neden verdikleriyle ilgili karar maddelerini sıraladı ve ardından Onursal Doktora Diplomasını alması için Prof. Dr. Metin Sözen alkışlar eşliğinde sahneye davet etti.

Törene; Kültür Üniversitesi öğretim üyeleri, öğrencileri; ÇEKÜL Vakfı yöneticileri, çalışanları ve gönüllü uzmanları ile ÇEKÜL Anadolu temsilcileri ( Karadeniz Ereğli, Malatya, Gaziantep, Kemaliye, Kuşadası, Elazığ), Sarıyer, Çankaya, Seyhan, Kemaliye Belediye Başkanları; Kültür ve Turizm Eski Bakanı Atilla Koç, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Yalçın Kurt, Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteri Sezer Cihan, Merkez Bankası Eski Genel Müdürü Süleyman Gazi Erçel, Osman Arolat, Ertuğrul Kumcuoğlu, Selçuk Maruflu, Mehmet Gül, Doğan Tekeli, Doğan Hasol, Tan Oral, Faruk Göksu, Hasan Özgen, Avniye Tansuğ, Mehmet Ata Tansuğ gibi Metin Sözen’in yaptığı çalışmaları destekleyen, ÇEKÜL Vakfının kuruluşunda emeği geçen çok sayıda davetli katıldı. Prof. Dr. Dr. Metin Sözen'in teşekkür konuşması ve kokteyl ile tören sona erdi.

PROF. DR. METİN SÖZEN TEŞEKKÜR KONUŞMASI TAM METNİ

“Çok zor günler yaşıyor dünya… Belki de dünyanın gördüğü en zor günler… Çünkü aklın ermediği, dünkü yaşamın, bilginin, birikimin bugüne ulaşamadığı bir dönemden geçiyoruz. Bir sürü sorun acımasızca dünyanın başında… Dünya, bereketini sunduğu insanı tarafından değersiz hale getirildi ve savaşlarla da en ağır bedeli ödüyor…

Dünyayı bu kadar büyük sıkıntıya sokmamız ayıp! Bu acımasızlık! Gelecek insanlar için acılarla dolu coğrafyalar bırakmak, bize yakışmıyor!

Ben gerçekten yeni bir dönem başlasın istiyorum... Yaptığımızın doğru olup olmadığını kontrol ederek yaşama devam edelim istiyorum... Bu salonda pırıl pırıl gençler görüyorum; ama onlara bir taraftan geleceğin sorumluğunu yüklemek isterken, bir taraftan da zedelenmiş bir dünya bırakacağımızı gördüğüm için utanıyorum; bu bizim ayıbımızdır!

Bu dünyadaki acımasızlığın bir sınırı olmalıdır! Sadece kendin için yaşıyorsan, yaşamı paylaşmıyorsan; bu bencilliği kendine huy edinmişsen gelecek, karanlık demektir. Kültür Üniversitesinde her kademedeki insanın bu töreni düzenlemesi benim için başka bir anlam taşıyor. Uygarlıklar ve kültür onu üreten toplumların yaşamından daha uzundur. Kültür çok geç oluşur; uzun erimlidir. Toplumlar çökebilir ama yarattıkları kültürler kendilerini yaşatmasını bilir. Anadolu gibi bir coğrafyayı bize bahşeden, ayakta dursun durmasın, toprağın altında olsun olmasın, bırakılan işte o uzun erimli kültür ürünleridir.

Bu topraklarda her yere her şeyi dikemeyiz; her yere her şeyi yapamayız! Kendi doğal yapısı içindeki değerleri zedeleyerek hareket edemeyiz! Dünyanın çektiği bu sıkıntının en yoğun sorumlusu bu köklü coğrafyada yaşadığımız için biziz. Uygarlık tarihi bizle başlıyor. Bu topraklarda yürütülen arkeolojik kazılarda dünyanın derinlikli tarihi gün yüzüne çıkıyor. O nedenle onlardan daha fazla sorumluyuz! Eğitim kurumlarımız kültür öncelikli eğitimi baş tacı eden kurumlar olmalıdır. Kültür öncelikli gelecek vadetmeyen eğitim anlayışı,  yarınlarda geride kalmış toplumlar yaratmak demektir. Bu kadar derin bir geçmişi olan bu coğrafyada buna kimin iradesi yeter!

Türkiye’de her karış toprağın ne büyüklükte olduğunun artık öğrenilmesi lazımdır. İş işten geçtikten sonra koca alanların yok edildiği, aklın saçma sapan savrulduğu bir coğrafyada olmak istemiyorum. Bu yaşa kadar çok güzel insanlarla tanıştım. Şimdi çoğu bu salonda… Anadolu’nun soğuk hava şartlarına rağmen kalkıp gelmişler. Sadece bir kişi bile, kendi memleketinin yurttaşı olarak, hemşehrisi olarak o kente dik durmayı anlatabilir. Bu büyük kültür mirası başkasına rica edilerek korunamaz. Bireyin kendini tanıması, anlatabilmesi, kendi bilincinin ne kadar geliştiğiyle ilgilidir. Bunun da yolu varlık nedenini öğrenmesiyle olur.

Niçin bugün biraz acı konuşuyorum? Yaptığımız şeyler mutluluk veriyor; evet! Ama yangından mal kaçırıyoruz. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisine büyük görevler düşüyor. Bu salonda mecliste görev yapmış, görevlerini doldurmuş arkadaşlarım da var. Onlar bu sorumluğu iyi bilirler. Kültür öncelikli bir anayasanın gerekliliğine inanıyorum. Kültür öncelikli bir bakışınız yoksa o anayasanın içini doldurmak zordur. Bireyin kentini tanıması, hemşehri olması zordur. Yurttaş olması, dünyalı olması daha da zordur! Saygın bir Türkiye istiyorum; onurlu bir Türkiye istiyorum… Geleceğin bu çocuklara emanet olarak değil, geleceğin sahipliğinin verilmesini istiyorum.

Biliyorum salon toplantılarına gitmek, dinlemek genç kuşaklar için çok zordur. Ama bugün buraya geldiniz. Kuşaklararası beraberliğimizi, paylaşımımızı kutluyoruz. Artık yerimizden kalkmak gerekiyor. Bir işi kotarmak için hareket etmek gerekiyor. Masa başında, soruların cevabı aranamaz. Kendi sorularınızın cevaplarını bulmak istiyorsanız hareket etmelisiniz. Kendi sorularımı kendim sordum, cevaplarını da kendin buldum. Ülkeme katkıya da kendim karar verdim, demek zorundasınız. Kendi çıkarınız ülke çıkarının önüne geçiyorsa, işte o gün yanlış davranan bir birey doğmuş demektir.

Üniversitelere çok teşekkür etmek istiyorum! Burada bir ima var… Sorumluluk aldıkları kadar o üniversiteler, o kentlerin sahibidirler. Aydınlık yüzlerini o kente yansıttıkları kadar üniversitedirler. Kültür Üniversitesini kuranlara, bu ismin getirdiği sorumluğu taşıyan insanlara teşekkür borçluyum.  Kültürleri olan üniversiteler Türkiye’nin her yerinde varlıklarını göstermek zorundadırlar. Yalnız sadece kuruldukları kentlerde değil, birikimleriyle Türkiye’nin her yerinde varlıklarını görmek istiyoruz.

50 yıldır neredeyse tüm ülkede çalıştım. Ama zaman zaman çok yalnız kaldım. Çünkü henüz sivillik kavramı oturmamıştı. Sivilliğin sonuna kadar beraberlik olduğunu bilmeliyiz. Sivilliğin alternatif ürettiğini, sivilliğin gelişmeye dair sözü olduğunu ve Türkiye’ye en önemli katkıların sivil hareketten geldiğini unutmamalıyız. O nedenle yıllar önce koruma yolculuğuna başlarken; kamunun diri güçlerini görmek istiyoruz; yerelin seçilmişlerinin, onu seçenlerin hakkını yememesini istiyoruz; sivil hareketin doğruları ve alternatifleri göstermesini istiyoruz; özel kesimin de bu topraklardan aldıkları paranın bir kısmını kültür, eğitim ve doğanın sürdürülebilirliği için yine bu topraklara bırakmasını istiyoruz diye yola çıkmıştık.

Geliştirdiğimiz bu kavramlar bugünün ve yarının kavramları olsun, evrensel olsun istiyoruz. Biz ciddi ve ağırlığı olan bir ülkeyiz. Omuzlarımızda büyük kültürel birikimin sorumluluğu var. Büyük uygarlıkların sonuçları var. Biz herhangi bir toprak parçasının çocukları değiliz!

O nedenle sevgili gençler; bizim kuşağın yanlışlarına, aymazlıklarına düşmeyiniz. Bizim kuşağın başarılarını yanınıza alarak, yarınları kurmanızı istiyorum.

Saygılar sunuyorum.”