MERSİN’DE BİR KÜLTÜR SEVDALISI SEMİHİ VURAL

10.06.2009

On sekiz yıldır ÇEKÜL Vakfı nın Mersin temsilciliğini yürüten iç mimar Semihi Vural, 1976 yılında Mersin e yerleşti. Mersin de çeşitli kültür projelerinin başında yer aldı, kültür ve sanat amaçlı sivil toplum kuruluşuna öncülük etti. Mersin ve çevresinin kültürel varlıklarının korunmasına yönelik birçok çalışmanın içinde aktif rol aldı. Son çalışmaları arasında Kilikya nın Kapısı Gülek Boğazı adlı incelemesi dikkat çekiyor.

Semihi Vural, İstanbul da doğdu; 1967 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Yüksek İç Mimarlık tan mezun oldu. Bir süre TRT İstanbul, Trabzon, Çukurova Radyolarında çalıştıktan sonra 1976 yılında Mersin e yerleşti. Kendi İç Mimarlık Bürosu ve Mobilya Dekorasyon Atelyesi ni yürütürken, 1988 yılında Eski Mersin Yapıları projesi kapsamında bir Sokak Sergisi açtı. 1989 yılında kurulan İçel Sanat Kulübü nün kurucu üyesi ve Kurucu başkanı, 1990 da kurulan Mersin Kültür Merkezi Derneği nin de kurucu üyesi olan Semihi Vural 1992 yılından bu yana da ÇEKÜL Vakfı nın Mersin Temsilcisi…

1994-2002 yılları arasında Mersin Üniversitesi nde öğretim görevlisi olarak çalışan Semihi Vural, 1997 yılında İçel Vali Danışmanı olarak Cumhuriyetin 75. Yıl projelerini yönetti; Nüvit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesi nin proje yönetmenliğini yaptı. Uluslararası Mersin Müzik Festivali nin kurucu üyeliği ve Mersin Urartu Günleri proje sorumluluğunu üstlendi. 2005 yılında Aydın Doğan Vakfı Kentsel Dönüşüm Projesi Yarışması için Mersin Sanat Sokağı projesini hazırladı, 2007 de Mersin Halkevi Binası Kitabı nı yayımladı.


Semihi Vural, Mersin deki çalışmalarıyla ilgili sorularımızı şu sözlerle yanıtladı:

ÇEKÜL le ilk ne zaman ve nasıl tanıştınız?
Temsilcilik görevim, ÇEKÜL ün kuruluş aşamasında Prof. Dr. Metin Sözen in teklifiyle başladı. Ancak Metin Hocamız ve ekibiyle işbirliğimiz, özellikle Hocamızın tarihi mirası koruma çalışmalarını başlattığı yıllara uzanır. Mersin de kent kültürüne duyarlı arkadaşlarla, Haziran 1988 tarihinde “Eski Mersin Yapıları” çalışmalarını başlatmak üzere bir araya geldik. Bu örgütlenme sonucunda, bir yıl sonra İçel Sanat Kulübü derneği yaşama geçti. Önce Mersin Özel İdare sine ait metruk eski Askerlik şubesi binasını kiraladık. Gönüllülük esasına dayalı “imece” ile basit onarımını yapıp, lokal ve galeri olarak kullanmaya başladık. Aynı yıl sokaktaki iki eski yapıyı Bakanlık tan talep ettik. Önce Kültür Bakanlığı na devredilen bina; ‘sanat amacıyla kullanılmak üzere İçel Sanat Kulübü ne tahsis edildi. Hurdacıların ve çuvalcıların bulunduğu 9. sokak a, yine talebimiz üzerine belediye meclis kararıyla “Sanat Sokağı” adı verildi. Bu sokak üzerinde önce 3, daha sonra da birer ev olmak üzere 5 eski Mersin evine yeni işlevler verilerek yaşama kazandırılmasını sağladık. ÇEKÜL Mersin temsilcisi olduktan bugüne kadar Mersin in çevre ve kültür projeleri içinde olmaya çalışıyorum

İçel Sanat Kulübü olarak her hafta sonu iki çevre ve kültür gezisi planlanır. Mersin içinde ve yakın çevresindeki arkeolojik yerleşimler, kale ve doğal güzellikler içeren köyler, yöreler gezilir, tespit edilen yürüyüş parkurlarında trekking yapılır. İşte bu gezilerde İçel Sanat Kulübü nün önerisi ve ihbarıyla birçok ören yeri sarı tabelaya kavuşup (bazıları İSK tarafından yaptırılarak), arkeolojik sit kapsamına alınmıştır. Özellikle üyemiz Ali Merzeci nin çabalarıyla Mersin Müzesi ile kurtarma kazıları, müzeye define kazandırma, müze envanterine eser kazandırma gibi pek çok çalışma yapılmıştır.

İçel Sanat Kulübünün amacı ve faaliyetleri neler?
İSK, yer aldığı Sanat Sokağı üzerindeki üç binasında her türlü kültür ve sanat projelerini destekler. Sergiler, söyleşiler, dinletiler, gösterilere ev sahipliği yapar. Bünyesinde resim-heykel-tiyatro gibi kurslar sürdürür. Gezilerden söz etmiştik. Lokalinde yemek yenebilir. Örnek vermek gerekirse, 14 yıldır sürdürdüğümüz Mersin Arkeoloji Günlerinde birinci gün akşamı, özel olarak hazırlanan bir arkeoloji sergisi sonrasında dostluk yemeği yenir. Ertesi gün bilimsel toplantılarla devam eder. Son gün bir arkeolojik ören yerine yapılan gezide söyleşiler devam eder.

ÇEKÜL Mersin temsilcisi olarak hangi kesimlerle işbirliği yapıyorsunuz? Örneğin üniversite ile işbirliği yapıyor musunuz?
Mersin Üniversitesi Gülnar Meslek yüksekokulunda görev yaparken (1994-2002) her hafta bir köy ziyaret edip bir Gülnar kitap taslağı hazırladık. Bu kitap dosyası daha sonra Etik Yayınlarından S. Bilir tarafından yayımlandı. Daha sonra Sanat Sokağındaki eski Gülnar Otelinin özelleşmesi için dönemin Kültür Bakanına teklifte bulunduk. Bu yapı Mersin Valisi Şenol Engin tarafından kamulaştırıldı. Valilikte kurulan bir ekiple, arkeolog Tülay Özaydın la birlikte birkaç proje gerçekleştirdik. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

- Gülnar Oteli nin bir kent müzesinin çekirdeğini oluşturmasını düşünmüştük. Yapıyı bakanlık restore ettirdi. Şimdi bu yapı Mersin Resim Heykel Müzesi ve Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak hizmet veriyor.
- Cumhuriyetin 75. yılında İÇEL adıyla bir prestij kitap yayınlandı.
- Nevit Kodallı nın adını verdiğimiz bir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi hizmete girdi. Bu esere İstanbul Mersin Liselileri Derneği ve Meriç Alkan ın organizasyonuyla ciddi maddi destek sağlanmıştır.
- Proje çalışmalarına başladığımız halde başaramadığımız ise Mersin restorasyon ve konservasyon merkezidir.
- Mersin Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü ile birlikte salon ve açıkhava konserleri düzenlendi. Örneğin 1993 yılında başlatılan Kanlıdivane Konserleri artık, Mersin Uluslararası Müzik Festivalinin rutin etkinlik alanlarından biri haline geldi.

Bu etkinliklerde çevrenizde size destek veren bir örgütlenme var mı?
Özellikle gençlerin katılımı ve istekleri yönünde, her tür çalışma İSK çatısı altında gerçekleştirilmektedir.

Mersin in doğal ve kültürel mirasını koruma girişimleriniz arasındaki son çalışmanızın Kilikya nın Kapısı Gülek Boğazı başlıklı bir inceleme olduğunu biliyoruz. Biraz söz eder misiniz?
Gülek Boğazı aslında ressam-hattat Etem Çalışkan ağabeyimizin bir fikir projesiydi. Bu fikir geliştirilip, Mersin Valiliği ve Mersin Üniversitesi nin ortaklaşa düzenledikleri Mersin Sempozyumu nda “Gülek Boğazı ve Çevresinin Turizme Kazandırılması” söylemiyle sunuldu. Bu söylem iyi anlatılabilirse, Mersin-Tarsus-Adana, hatta Niğde ve Antakya nın da içinde olabileceği, Suriye yi bile kapsayabilecek bir projeye dönüşebilir.

Kilikya nın Kapısı Gülek Boğazı
Semihi Vural ın Kilikya nın Kapısı Gülek Boğazı başlıklı incelemesi beş bölümden oluşuyor: “Torosların Eteği: Kilikia Bölgesi”, “Zamana Açılan Kapılar: Kilikia Kapıları”, “Hititlerin Armağanı: Efsaneden Gerçeğe”, “Ulukışla dan Gülek e: Çevre ve Kültür Mirası” ve “Gülek Boğazı Efsaneleri”. Vural incelemesinde, mitolojik kaynakların ve saygın tarihçilerin tanıklıkları eşliğinde, Kilikya ve Gülek Boğazı nın binlerce yıllık tarihinin, doğal ve coğrafi yapısının, çeşitli tarihi dönemlerde buradan geçerek iz bırakmış tarihi kişiliklerin ve kültür varlıklarının öyküsünü anlatıyor.

Adana ve Mersin illerinin hemen hemen tamamını kapsayan ve Cumhuriyet dönemine kadar Kilikia olarak anılan toprakların adına ilk kez 8. yüzyıl Asur metinlerinde rastlanmakla birlikte, Mersin Yumuktepe ve Tarsus Gözlükule de yapılan kazılar, Kilikia tarihinin Neolitik Çağa kadar uzandığını ortaya koyuyor. 8000 yıllık Yumuktepe höyüğünden elde edilen buluntular, burasının tarihin ilk “kale kenti” olduğunu kanıtlıyor.

Toroslarla Anadolu dan ayrılmış görünen Kilikia kıyılarında, ticaretin ve kültürlerin kervanları bin yıllardır dağdan denize, kıyıdan dağlara gidiş-geliş yapmaktaymış. Gülek Boğazı ndan kıyıya inildiğinde ilk konak çoğu kez, eski dünyanın en eski kentlerinden biri olan Tarsus şehri, aynı zamanda Kilikia nın da başkentiymiş. Hitit İmparatorluğu döneminde de önemli bir kent ve Yakın Doğu nun ticaret merkeziymiş. Kilikia Kapıları olarak anılan Gülek Boğazı da Toroslar dan Anadolu ya açılan dağ geçitlerinin en ünlüsü. Hitit mitolojisinde geçidi “Hititlilerin denize doğru ilerlemesini sağlamak için bir boğanın boynuzlarıyla açtığı” anlatılırmış. Romalı Settimius Severus 194 yılında Kilikya Kapısı na bir zafer takı inşa ettirmiş, üzerinde de bir Quadriga (dört atlı araba) anıtı kondurmuş. Burada bir de halk arasında İskender Kitabesi olarak bilinen ve aslında İmparator Caracalla ya ait olan bir yazıt bulunuyor.

Semihi Vural incelemesinde, mitolojiye göre bugünkü Avrupa ya adına veren Fenikeli Europa nın beyaz bir boğa kılığına giren Zeus tarafından kaçırılarak, Anadolu üzerinden Girit e kaçırılması ve oğulları tarafından burada kurulan Minos Krallığının uzantısı olan Miken uygarlığının Avrupa ya taşınışının da izlerini sürüyor. Europa nın Asya dan kaçırılışının, bilginin, kültürün, estetiğin Asya dan Avrupa ya geçişi olarak da yorumlanabileceğine dikkat çekiyor. Yüzyıllar boyunca Akdeniz in doğu kesimindeki topraklarda gelişen çeşitli uygarlıkların batıya doğru uzanarak, adalara atlamış olduğunu, orada özellikle Girit te çağının en ileri uygarlıklarından birine temel oluşturduğunu vurguluyor. Bugün Avrupa Parlamentosu nun girişinde yer alan “beyaz boğa üzerindeki kız” heykeli bu binlerce yıllık öyküde, Anadolu nun, Kilikia nın, bugünkü Tarsus un payının gözardı edilmemesini, Gülek Boğazı ndan geçen ulu ve ünlü kişiler bu süreç içinde çağdaş uygarlığın yapı taşlarını koyduklarını anlatıyor.

“Tepeleri her zaman karla kaplı Toros Dağları üzerinden gelen bir yiğit, acaba Hititli bir kral mıdır, Fenike prensesini kaçırıp Avrupa parlamentosunun önüne koyup, Avrupa akçesinin üzerine suretini çıkaran? Bilinmeyen zamanlarda, Anadolulu bir Kahraman Prens, zirveleri her zaman karlarla kaplı Toroslar ın Gümüş dağlarını aşıp; “Güzel geçit ülkesi” üzerinden yol alır, Fenike Kralının dillere destan güzel kızını kaçırır. Tarihsel olarak bakıldığında, Hitit kralının oğlu Babil prensesiyle evlenir. Coğrafyaya bakarsak, Alacahöyük lü delikanlı, Alalah sarayından kız alır, balayına Girit e giderler. Yaklaşık üçbinbeşyüz yıl önce yaşanan bu olay, yöreye ticaret için gelen insanlar tarafından, kendi dilleri ve tarzları ile açıklanmış, anlatılmıştır. Deniz kenarından bakıldığında, karlı tepeleriyle gümüş gibi parlayan muhteşem Torosların ardındaki, dönemin teknoloji harikası aletleri ve araçları olan, ilk kale kentleri kuran dağlık ülkenin yakışıklı delikanlısının; yine dünya ticaret merkezi durumundaki liman kentinin prensesi ile evlenmesi, sıradan bir olay değildir. Anlatıcılar nesiller boyu bu olayı aktarılarak, söylenceye dönüşmüştür.”

Semihi Vural, Anadolu yu Hititlerden günümüze bağlayan kültürel bir ders kitabı niteliğindeki bu yol üzerinde bir tarihsel yolculuğa davet ediyor.