Marmara Kentleri Tekirdağ’da Buluştu

23.01.2019

Tarihi Kentler Birliğinin 2019 yılı ilk Bölge Toplantısı, “Trakya ve Marmara Bölgesinde Ortak Yol Haritası ve Kentlerin Sorumlulukları” başlığıyla 18-19 Ocak tarihlerinde Tekirdağ Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde düzenlendi. Toplantıda, ‘büyükşehir belediyesi’ niteliğinin getirdiği sorumluluklar, bölge bazında geliştirilmesi gereken işbirliği ve ittifaklar, kültürel komşuluklar ve geçişler gibi temel konular ele alındı. Bölge toplantısına katılan tarihi kentlerin temsilcileri ve uzman heyet, toplantı kapsamında, eski vali konağı olan Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Macar Prensi Rakoczi ve silah arkadaşlarının yaşadığı, müzeye dönüştürülmüş ev ile tarihi Beşevler Mahallesinde inceleme gezisi yaptı.

18 Ocak günü Tekirdağ’da biraraya gelen tarihi kentler, bölge toplantısının açılışını Ramada Otelde düzenlenen törenle yaptı. Açılış töreni, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tanıtım filminin gösterimiyle başladı; Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, Süleymanpaşa Belediye Başkanı Mehmet Ekrem Eşkinat, Tekirdağ Valisi Aziz Yıldırım’ın toplantıya dair temenni konuşmalarıyla devam etti. Tören, Tarihi Kentler Birliği ve Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çifti’nin tarihi kentlerin belediye başkanlarını selamladığı hoş geldiniz konuşmasıyla son buldu.

Kadir Albayrak
Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak

Yeşille maviyi, denizle dağı, kirazla bağı buluşturan bir kent, Tekirdağ. Trak, Helen, Roma, Bizans ve Osmanlı uygarlıklarının zengin kültür varlığını içeren Tekirdağ, tarihte Bisanthe, Rhaedestus, Rodosto, Tekfurdağı gibi isimlerle anılmıştır. Namık Kemal burada doğmuş; Mustafa Kemal Atatürk 19.Tümen’i burada kurmuş ve şair Yahya Kemal Beyatlı “Yol Düşüncesi” adlı şiirinde, “fetihlerin ufku” diye bu kenti anmıştır. Tekirdağ’ın, bir medeniyetler kenti olduğu bilinciyle, geçmiş ve gelecekle birlikte yürüyecek, Tekirdağ büyüyecek diyoruz. Tekrar hoş geldiniz!

Mehmet Ekrem Ekşinat
Süleymanpaşa Belediye Başkanı

Belediye başkanlığı dönemimde en fazla esinlendiğim, katkısını gördüğüm ve iletişim kurduğum yapılardan biri Tarihi Kentler Birliği oldu. TKB, yapısı itibarıyla ve ÇEKÜL Vakfının çok değerli katkılarıyla, tarihi dokuyu korumaya niyetli Türkiye’nin belediye başkanlarının birbiriyle bilgi alışveriş yaptığı çok önemli bir organizasyon. İşte bu organizasyonun kentimizde, bizim ev sahipliğimiz vasıtasıyla yapılması ayrıca onur veriyor. Kentlerin meydanlarıyla anıldığı gibi müzeleriyle de anıldığını, TKB ile öğrendim. Tarihi dokuyu korumanın, eski kent çekirdeğinin yenisiyle nasıl buluşacağını da TKB kadrosundan öğrendim. Gittiğim her kentten, katıldığım her toplantıdan yeni bilgilerle donanmış olarak döndüm. Tarihi Kentler Birliğinin tüm üyelerine ve Metin Sözen Hocama, ekibine şükranlarımı sunuyorum.

Aziz Yıldırım
Tekirdağ Valisi

Bu topraklarda yaşayan, bizden önce medeniyet kurmuş insanlar vardır.  O medeniyetlerin izleri bugünlere kadar gelebilmişse bu, koruma sayesinde mümkün olmuştur. Bizden sonraki nesle bırakacak olduğumuz en güzel miras, tarihimizde yer alan değerleridir. Bir kente gittiğimizde, ilgimizi modern binalardan daha fazla, tarihi yapılar çekiyor.  Arzu ediyorum ki, kentlerimizde eski kent merkezlerimiz bugünün imkânlarıyla ortaya çıksın ve bizlerle beraber yaşasın. Söz gelimi, eski Tekirdağ’ı görmeyi isterim. Eski İstanbul’u, eski Ankara’yı, eski İzmir’i... Bunu yapabilirsek, geleceğe aktarabileceğimiz çok büyük zenginliklerin olduğunu görmüş ve göstermiş olacağız. Asıl değer, tarihi zenginliktir. Onun içindir ki Tarihi Kentler Birliğinin, ÇEKÜL’ün yaptığı çalışmalar takdire şayan kıymettedir.

Nihat Çiftçi
TKB ve Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı

Kalkınma yerelden başlar. Bizler de TKB olarak kalkınmayı geçmişimizde, kültürümüzde arıyoruz. Gerçekten bir okuluz. 10 yıldır belediye başkanıyım; Birliğimizin her toplantısına ayrı bir heyecanla katılıyor; kentime döndüğümde konak, köprü, han ve hamamlarımızın, sivil mimarimizin bize nasıl bir değer kattığını yeniden görüyordum. Artık Anadolu’da kentlerimiz ayağa kalktı. Tüm başkanlarımızı kutluyorum.

Yılın ilk bölge toplantısı, 19 Ocak Cumartesi sabahı Ramada Otel’de, saygı duruşu ve İstiklal Marşının ardından gösterilen ve yönetmenliğini Hasan Özgen’in yaptığı Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Tanıtım Filmi ile başladı. Film gösterimini, panel konuşmaları izledi.

 

“Trakya ve Marmara Bölgesinde Ortak Yol Haritası ve Kentlerin Sorumlulukları”

Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak “Tekirdağ’ın Kültür Öncelikli Geliştirdiği Çalışmalar ve Bölge Bütünündeki Önemi”; Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Dilşad Ergin “Tekirdağ’ın Kültür Varlıkları İçin Üretilen Koruma Projelerine Genel Bir Bakış”; NKÜ Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Neşe Atik “Trakya’nın Tarihsel Gelişimi ve Günümüz Ortamında Değerlendirilmesi”; ÇEKÜL Yönetim Kurulu Üyesi, şehir plancısı A. Faruk Göksu “Bölgeye Renklerle Bakmak; Farklı Renkler, Farklı Stratejiler” başlıklı konuşmalarıyla bölgenin kapsamlı ve bütüncül bir biçime ele alınmasını sağladı. Tarihi Kentler Birliği ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Dr. Asım Güzelbey’in yönetimine gerçekleştirilen panel, TKB Danışma Kurulu ve ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen’in ve TKB Başkanı Nihat Çiftçi’nin kapanış konuşmalarıyla son buldu.

Tekirdağ’ın Kültür Öncelikli Geliştirdiği Çalışmalar ve Bölge Bütünlüğündeki Önemi

Kadir Albayrak, konuşmasına kentin büyükşehir vasfını almasıyla yaşadıkları sorunları anlatarak başladı: “Tekirdağ, yaklaşık 6 bin yıllık tarihe sahip bir yerleşim merkezi. Birçok medeniyetin gelip geçtiği bu coğrafyada Trak, Pers, Roma, Bizans ve Osmanlıların izlerini bulmak mümkün. Bölge, pek çok isim evrimi geçiriyor: Bisanthe, Rhaedestus, Rodosto, Rodoscuk, Tekfurdağı ve son olarak Tekirdağ. Tekirdağ, Edirne’ye bağlı bir sancakken 15 Ekim 1923 tarihinde il oluyor. Tam 91 yıl boyunca merkezin ismi Tekirdağ ise de 30 Mart 2014’te büyükşehir ilan edilmesiyle adı Süleymanpaşa oluyor. Bu arada Çorlu ilçemiz, Ergene ve Çorlu olmak üzere ikiye ayrılıyor; Çerkezköy, Çerkezköy ve Kapaklı diye ikiye ayrılıyor ve 11 ilçemiz oluyor. Bu 11 ilçenin tamamı da Tekirdağ oluyor. Ben Tekirdağ’ın ilk Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Bu arada 250 köy, mahalleye dönüşüyor. 500 yıllık mahalle geleneği bir anda değişiyor. Halka sormuşlar “belediye olmak istiyor musunuz?” diye. Halk, “evet” demiş. 50-60 yıl belediye yönetimiyle yönetilen yerler 12 Kasım 2012 akşamı belediye tabelasının altında yattı; mahalle olarak uyandı. Valilik, sivil toplum kuruluşları, milletvekilleri ve bölgedeki herkes… Maalesef Tekirdağ halkını büyükşehre hazırlamadılar. Halk, kentin büyükşehir olmasıyla nelerin değişeceğini, hangi durumlarla karşılaşacağını bilmiyordu. Biz, bir gün içinde İzmir, İstanbul, Ankara, Kayseri Büyükşehir belediyelerinden istenebilecek taleplerle karşılaştık. Daha koltuğa oturduğumuz ikinci günde.” Albayrak, sorunlarla birlikte, Tekirdağ’ın büyükşehir olması gerektiğini ve büyükşehir hizmetlerinin alınmasıyla kaderinin değiştiğini de söyledi. Tekirdağ’ın, görkemli kültür varlıklarıyla bilinen Edirne, Bursa ve İstanbul’un gölgesinde kaldığını belirten Kadir Albayrak, Tekirdağ’ın 5 ana vizyonunun altını çizdi:

“Kentin sanayi vizyonu 1970’lerde başlayıp ‘90’lı yıllarda en üst seviyeye ulaşmıştır. Şu anda 13 organize sanayi bölgesi, 1501 sanayi kuruluşu ve 150 bin çalışanıyla Türkiye’de ilk 500’e giren 100 fabrikanın da bulunduğu bir sanayi merkeziyiz. Sanayi gelişiminde Türkiye’de 11’inci, Marmara’da 4’üncü sıradayız. Geliri giderinden fazla olan 11 ilden biriyiz. İkinci ana vizyonumuz tarım ve hayvancılık. Türkiye’de arazisini en yüksek oranda tarımda kullanan kent, yüzde 62 oranıyla Tekirdağ’dır. 6 bin 313 km kara arazisinin 4 milyon 60 bin dönümü tarımda kullanılıyor. Hayvancılığa değinirsek… Burası “hastalıktan ari” bölge. Buraya dışardan hayvan gelmez ama buradan dışarıya hayvan gidebilir. Bir diğer vizyonumuz, eğitim. Üniversitelerimiz, meslek yüksek okullarımız, mühendislik fakültelerimizle 38 bin öğrenci kapasitesine ulaşmış durumdayız. İki denize, Marmara ve Karadeniz’e komşuyuz. Dolayısıyla bir diğer vizyonumuz, turizm. Ve son vizyonumuz lojistik. Toplam 8 limanımız var. 9’uncu limanımız da kuruldu; 2 milyon 500 bin kapasiteye sahip bir liman olarak tasarlandı. Tekirdağ böylesi geniş vizyonu olan bir kent.”

Kadir Albayrak, son olarak geçmişi koruma gereğinin altını çizdi ve sloganlarını hatırlattı: “Geçmiş ile gelecek beraber yürüyecek.”

Tekirdağ’ın kültür varlıkları için üretilen koruma projeleri

Dilşad Ergin, konuşmasında koruma uygulama ve projelerini detaylandırdı. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait, çoğu Süleymanpaşa, Şarköy ve Marmara Ereğlisi’nde bulunan ören yerlerini ve kentsel sit alanlarını odağına alan Ergin, bölgenin kültür ve turizm gücünün harekete geçirilmesi ve kentin turizm altyapısının güçlendirilmesi gereğinden söz etti. Bütüncül projelerini Süleymanpaşa’daki geleneksel mimarinin günümüze ulaşan kalıntılarını korumayı amaçlayan “Miras 1” ve “Miras 2” başlıklı atölyelerle sürdürdüklerini belirten Ergin, atölyeler hakkında bilgiler verdi. “Eski kent dokusunun izlerini sürebileceğimiz ancak günümüzde büyük hasar görmüş olan dokuyu korumak üzere hayata geçirdiğimiz ilk atölye, kentsel alanda, Süleymanpaşa’da Rakoczi Müzesi, İtalyan Konağı ve Reşat Nuri Evi etrafında şekillendi. Projenin amacı, alanın tarihi dokusunun yeniden canlandırılarak gelecek nesillere taşınması ve turizme kazandırılmasıdır. Miras Atölyesindeki ‘miras’ın ne olduğunu anlatmak, bu alandaki hedeflerimiz ve çalışmalarımız arasında. Miras 2 atölyesi ise kırsal alanda, Şarköy’de yapıldı. İlçenin, kültür mirasını en fazla yansıtan Uçmakdere, Gaziköy, Tepeköy, Güzelköy, Eriklice ve Çınarlı mahallelerinde çalışılan atölye, bu mahallelerdeki kırsal mimari örneklerinin rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini içeriyor. Kilise, ayazma, manastır, cami ve hamam ile çok sayıda konut, Miras 2 atölyesinin kapsamındaki örnekler arasında.” Uçmakdere’de tescilli geleneksel sivil mimarlık örneklerinin mahalle içinde yoğun bir dağılım gösterdiğini belirten Ergin, burada üzerinde çalıştıkları projenin daha önce Sakarya Taraklı’da ve Bursa Cumalıkızık mahallerinde örneklendiğini belirtti ve söz konusu örnekleri incelemeleri için Uçmakderelilerle Taraklı ve Cumalıkızık’a tanıtım gezileri yaptıklarını belirtti. Ergin son olarak, “Kültür Varlıkları Bilgi Sistemi” hakkında bilgi verdi: “Kültür varlıkları envanterini coğrafi bilgi sistemine aktarmak, yapılar projeleri sayısal ortamda birarada tutmak ve veri analizlerini elde etmek üzere başladığımız bu çalışma tamamlandığında, kültür varlıklarına dair bilgilere kolayca erişilebilecek ve çalışmalar ilgili kurumlarla paylaşılabilecek.”

“Tekirdağ’ın tarihi sanıldığından daha eskiye uzanıyor”

Tekirdağ’dan örneklerle Trakya’nın tarihsel gelişimini Taş Devrinden Osmanlı Dönemine aktaran ve “bölgenin kültür tarihi ve politikalarındaki yeri, kültür turizmini açısından oldukça önemlidir” diyen Prof. Dr. Neşe Atik, sunumuna, Tekirdağ’ın tarihçesinin bilindiğinden daha geriye gittiğini vurgulayarak başladı. Atik, bölgeye ilişkin tarihi bilgilerin yayılması gerektiğini özellikle belirtti. “Eldeki buluntulara göre Tekirdağ, Trakya ve Marmara’nın tarihi 1 milyon 600 yıl öncesine gidiyor. Çeşitli dönemlerde ve farklı arkeologlar tarafından yürütülmüş araştırmalarla elde edilen bulgular, açık bilgilere ulaşmamızı sağlıyor. Taş Devri buluntularının hiç az olmadığını görüyoruz. Bu buluntular bilimsel yayınlarla olduğu kadar popüler tanıtıcı yayınlarla da duyurulmalı; tarihimizin bu bölgede Yontma Taş Devrine kadar uzandığı, bilinmeli.” Prof. Dr. Neşe Atik, sunumunda özgün Trak kültürünü de ele aldı; Trakların bölgeye geldiği dönemi, dönemin yerleşim yerleri üzerine yapılan çalışmaları aktardı; Toptepe Höyük, Menekşe Çatağı ve Heraion Teikhos kazıları hakkında bilgiler verdi. Kültür tarihi açısından önemli bilgilere ulaşmamızı sağlayan bu kazı çalışmaları, hâlâ büyük ölçüde aydınlatılamamış olan Trakların tarihi hakkında bazı ipuçları veriyor. Atik, MÖ 1200-700 yılları arasına tarihlenen Trakları Arkaik, Klasik ve Helenistik dönemlerine ayırarak, bu döneme ait ve kimi Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesinde sergilenen bulgular eşliğinde ele aldı. “Kazı alanlarının koruması ve teşhiri mümkün olanların yanı sıra, bölgedeki Helenistik ve Bizans dönemlerine ait kale ve mağaraların teşhiri, kültür turizmine olumlu anlamda etki edecektir” diyen Prof. Dr. Neşe Atik, konuşasında müze binalarının önemine de değindi. Bilgisayar animasyonları, hologram teknolojisi, konsevasyon laboratuvarları ve geniş depoları olan müzelere gereksinim duyduğumuzu belirten Atik, çağdaş bir arkeoloji ve etnografya müzesi ihtiyacına da vurgu yaptı.

Bölgeye Renklerle Bakmak; Farklı Renkler, Farklı Stratejiler

ÇEKÜL Yönetim Kurulu üyesi ve şehir plancısı A.Faruk Göksu, konuşmasında artan sorunları hatırlatarak ortak çözüm arayışlarından, ittifaklardan söz etti. Farklı renklere ve başka düşünme biçimlerine ihtiyaç olduğunu belirten Göksu, son yıllarda gençlerle çalıştıklarından ve kentlere “genç gözüyle” baktıklarını ve yaratıcı sonuçlar aldıklarını söyledi. “Kentlere renklerle bakmamız gerekiyor. 5 renk var: Mavi, suyun ve yaşamsal değerlerin, ekolojik dengenin; yeşil, kaybolan değerlerin ve yaşamsal alanların; gri, yayılan yerleşmelerin; mor, sanayinin ve yeni ekonomilerin ve son olarak kırmızı, kent ekonomilerinin, kentlerinin kalbinin rengi. Az evvel konuşmasını dinlediğimiz Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın vurguladığı 5 vizyon, bu 5 renkle doğrudan örtüşüyor. Biz bu renklerin dağılımını, İstanbul üzerinden ele aldık ve yeni stratejileri nasıl üretebileceğimizi düşündük. İstanbul’un kıyı şeridi 700 km ama göl ve nehirleri 800 km. Bu, bir göstergedir. Yeşil diyoruz; İstanbul’un tarımsal alanı, Kuzey Ormanları. Bu alan, risk altında. Öte yandan yerleşim bölgesinde yeşil alan yok. Soru şu: Yeşil alanları yerleşime mi açacağız yoksa gri alanda yeşil yaşam alanlarını artırmanın yollarını mı bulacağız? Gri! Büyüyen bir yağ lekesi gibi artıyor İstanbul’da.. Planlamada mor, sanayinin dönüşümüdür. Her kent için sanayinin nasıl dönüştürülebileceğine ilişkin stratejiler ele alınır; kırmızı da ekonomiye denk geliyor. Geleneksel çarşılar 700 hektarlık alan kaplarken, AVM’ler 500 hektarlık alan kaplıyor. Yani hâlâ geleneksel çarşı daha geniş bir alan kaplıyor. Soruları ve stratejileri, bu renk tablosu üzerinden her bir kente uyarlamak mümkün.” Trakya Bölgesinin gelişim eğilimini değerlendiren Göksu, bu değerlendirmeyi “3 bilezik” kavramı ile yürüttü. “Mavi, altın ve yeşil bilezik ile bölgenin yeniden yapılanmasını nasıl sağlayabiliriz?” sorusunu soran Göksu, Tekirdağ’ın gelişimini İstanbul ve Balkanlar arasındaki 5 koridor üzerinden şekilleneceğini söyledi: “Trakya Bölgesini, özellikle de Tekirdağ’ı İstanbul üzerinden mi okuyacağız, bilindik gelişme trendlerini dikkate alarak doğu-batı ekseninde mi kentleri geliştireceğiz? Bu bir senaryo ancak çok tartışılan bir senaryo. İstanbul’un arka bahçesi mi olacağız? Bence en önemli soru, Trakya kentlerinin stratejik yönünü nasıl belirleyeceğidir. Altın Bilezik, Marmara Bölgesi kentlerini birbirine kolayca bağlayacak olan ulaşım hattını işaret ediyor. Bu hattın çarpan etkisini düşünmeli ve ona göre konum alınmalıdır. Mavi bilezik, kıyı yerleşimlerine vurgu yapıyor. Kıyı kentleri birbirleriyle nasıl bir etkileşim içinde olacak? Ekolojik eşikler de, son aşama… Bu eşiğin katma değeri nasıl hesaplanacak? İmar planları nasıl değiştirilmeli, hangi belediye hangisiyle ittifak kurmalı, ekonomi ve ekoloji arasında nasıl bir denge sağlanmalı gibi soruları, bu 3 bilezik kavramı ile birlikte düşünmeliyiz. Biz bu renkleri Marmara Bölgesi özelinde ele almış olsak da, Türkiye’de 7 bölge için aynı yaklaşımla düşünebiliriz.” Marmara Belediyeler Birliğinin bölge üzerindeki stratejilerini yeniden kurgulaması gerektiğini belirten Göksu, son olarak “paylaşan kentler”den söz etti. Marmara Bölgesindeki kentlerin tüm değerlerini paylaşmalarının, kaynaklarını birlikte yönetmelerine imkân sağlayacağını söyledi. Buna göre paylaşan kentlerin vizyon, kentsel ağ, kültürel birikim, doğa, ekoloji, deneyim, katılım, işbirliği, kaynak ve proje ilke ve imkânlarını paylaşmaları gerekiyor. Göksu, tüm süreci bilinen gerçekleri yeniden keşfederek, yeni bir bakışla ele almak noktasını ise konuşmasının sonunda özellikle vurguladı.

Prof. Dr. Metin Sözen
TKB Danışma Kurulu ve ÇEKÜL Vakfı Başkanı

Tarihi Kentler Birliği kurulduğundan bu yana 18 yıl oldu. Ve yerel yönetimler ilk defa tarihi mirası konuşur hale geldi. Peki devlet bütün kurumlarıyla bu dönüşümü şimdiye kadar niçin sağlamadı, niçin kendi halkıyla savaşır hale geldi? Tarihi mirası koruma projesi, vizyonu, stratejisi neden şimdiye kadar konuşulmadı Türkiye’de? Bu, demokratikleşme meselesidir. Tarihi ve kültürel mirasın korunması, bireyin yurttaşlık bilinciyle ve Türkiye’nin yurttaşını almasıyla gelişir. Bu bilinci anlamanın yolu da yerelde varlık nedenini kanıtlayarak, merkezi hükümetin ciddi yasa çıkaracak hale gelmesinden geçer. Bir temel yanlışın içindeyiz. Türkiye’de mesele hâlâ demokratikleşme meselesine dönüşmemiştir. Yerel yönetime verilecek yasal donatılar, yaşanabilir stratejiler, ileri hedeflerin planlanması 7 bölgesinde 700 farklılığın olduğu bir ülkede becerilecek iş değildir. Temel meseleler çözülmeden her yeni proje, her yeni veri yanlış olur.

Biz Trakya’nın tarihi-kültürel katmanlarını bilmiyorsak, yani tarihini bilmiyorsak, ilkokuldan liseye çocuk niçin bilsin nerede yaşadığını, kimin hemşerisi olduğunu, hangi tarihi coğrafyanın malı olduğunu? Neyin kendisine gelecek vadettiğini nereden bilsin çocuk? Önce eğitimcilerin eğitilmesi gerekiyor.

Tarihi Kentler Birliği ile 18 yılda ancak kendimizi tanıdık. Kendini tanımayan ülkesini de tanımaz. Kendimizi bilmediğimiz için bu coğrafyanın çocuğu olamıyoruz. Ve bir kimlik sorunu yaşıyoruz. Tekirdağ’da mesela, devlet 80 senedir Uçmakdere’yi bilmiyor muydu? Kültür mirasını şimdi, maliyeti yüksek olarak ayağa kaldırmayı niye bizim kuşağın üzerine yıktı? Bu bakımdan mesele çok katmanlıdır. Türkiye’nin tarihinin yeniden yazılması lazım… Aklın tarihini yazacağız arkadaşlar. Hissiyatın tarihini ya da birilerinin eğilimlerinin tarihini yazamazsınız. Her birey kendisiyle ayaktadır ve kendi düşüncesiyle mübarektir.

Trakya’da, Marmara Bölgesinde biraraya gelmek üzere buradayız. Bu kadar yakın olduğumuz halde birlikte olmamamızın sorunlarını ele almak üzere buradayız. Marmara’yı Trakya ile birleştirdiğimiz zaman, mesela Bulgaristan ve Yunanistan’la ilişkilerimizi de daha sağlıklı hale getireceğiz. Coğrafya ve tarihiyle beraber olmadıkça, ne hemşerilik ne yurttaşlık ne de yaşanabilir kentler olur. Bakın, Ergene, çevre sorunları konuşulduğu zaman, bugünden daha temizdi. Yani biz 5 fabrikanın uydusu mu olacağız? Fabrikalar zenginleşecek diye topraklarımızı mı kirleteceğiz?

Trakya’da o kadar çok zenginlik var ki… Tarih Kurumunun Trakya araştırmaları çok erken, Cumhuriyetin ilk yıllarında başladı. Ama hâlâ kaçakçılar burayı kazıyor da, bunun tedbiri alınmıyorsa bir irade eksikliği var demektir. İrade yerelde başlar. Ve itimat etmediğin, yetki vermediğin yerel, seni uluslararası boyuta taşıyamaz. Bunun birinci başlığı kültürdür, kültürel varlıktır ve bireylerin eğitimden geçirilmesidir. Neden yılın ilk toplantısını burada yapıyoruz? Tarihi Kentler Birliğinde yaptığımız ilk büyük proje, burada yapıldı. Bugün buraya gelmemizin sebebi o günden bu güne nasıl yol aldığımızı görmektir.

Biz, vekâleten yapılan işten bıktık. Bilgisizlikten, iş bilmezlikten bıktık. Ben, sayısal değerlere hiç inanmam. Eğer inansaydım, Türkiye bugüne mamur olmuş olurdu! Oysa hâlâ bir sürü sorunla uğraşıyoruz. Önce, kültürde birleşerek beraberliği sağlamalıyız. Sonra bilinçli bireyler olarak yerel yönetimin önceliğine dayanmalı; ulusal ve uluslararası boyutları sağlamalıyız. Doğru eylemlerde, sağlıklı bir şekilde buluşursanız, beraberlikte de buluşmuş oluyorsunuz.

326 müze açtık, 18 yılda. Bununla övünmüyoruz, buna zaten zorunluyuz. Bu yılın ve 18 yılın sonunda 350 müzeyi açmış,  envanterlemiş olacağız. Üzerinde oturduğumuz toprağın farkında olmalıyız; önce kendimize dönerek kültür mirasına bakmalıyız.

Nihat Çiftçi
TKB ve Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı

Konuşmacılarımızın her birinin uzman olması, bize bölgesel yönetim ve Tekirdağ özelinde pek çok bilgi verdi. Bölgenin stratejik önemi ve tarihi derinliğini bugün, bu panelle daha iyi görme, öğrenme şansımız oldu. Farkındalık, önemli bir kavram. Biz de mevcut değerlerimizi daha iyi fark ettik. Tekirdağ’a geldiğimiz gibi gitmiyoruz, ufkumuz daha açılmış olarak dönüyoruz.