KELKİT VADİSİ İSTANBUL BULUŞMASI’NIN ANLAMI

21.01.2006

Çırağan Sarayı’nda yaptığımız bu toplantı, İstanbul’da her gün birbirini izleyen ulusal-uluslararası toplantılardan farklı bir sürecin sonucudur.

Anadolu, kendi varlığı ve gücünü yeniden gözden geçirerek, ortak değerlerinin yaşatılması-zenginleştirilmesi yolunda attığı adımları, İstanbullularla paylaşmak istemektedir. Bu buluşma, Anadolu’nun büyük kentlerden destek bekleme toplantısı değil, birlikte “görünür bir büyüklüğe ulaşma” isteğidir. Herkesin ortak aklını ve varlığını, sağlam topraklara basarak bulma çabasıdır.

Bu, büyük kentlerin “darboğazlardan çıkmasının” da bir işaretidir. Anadolu’da doğduğu topraklarından kopmuş insanların, büyük kentlere bakışını sağlıklı kılacak bir yoldur. Hızla zorlanan toplumsal yaşamımızın dengesini sağlama girişimidir. Kısacası, herkesin değerlerinden kopmadan, yaşamını gölgelemeden, “yarınlara umutla bakabilme” savaşımıdır. Anadolu’nun İstanbul’daki hemşehrileri, bu gerçeği herkesten daha iyi bilirler. Ancak bu duyguların, bu kentten ülkeye önemi oranında yayılma olanağı zordur.

Her kesimin katılımına dayanan tutarlı bu yürüyüşün, değişik eklerle çıkan basın-yayın organlarının tek bir sayfasında bile bütünüyle bir kez  olsun yer alamamasını, “mutlu bir yaklaşım” olarak görüyoruz! Kelkit Platformu’nda bizlerle birlikte yola çıkan dostlarımızın, değerli köşe yazarlarımızın anlamlı cümlelerini, farklı yaklaşımlarını, Cumhuriyeti kuranları Anadolu’da adım adım izleyen geçmişteki yazarların yaklaşımına benzetiyoruz.

Ülkemizde toprağın-suyun-havanın, gücünü yitirmeden güçlendirilmesini, göçün önlenmesini, kırsal kalkınmanın anlamlı bir çizgiye ulaştırılmasını, “büyük kentlerin kurtuluşunun da işareti” olarak görüyoruz. Biliyoruz ki, geleceğin sağlıklı gündeminde ana kaynağı kurutmamaya çalışan bizler olacağız. Bu havzalar birbirleriyle buluşarak hızla bütünleşerek, Türkiye’nin “sağlıklı bir gelişme haritası”nı oluşturacak. Daha şimdiden Yeşilırmak, Batı Karadeniz, Yukarı Fırat, Küçük Menderes, Gediz, Bakırçay, Büyük Menderes, Akseki-Manavgat, Elmalı-Kaş-Finike, yapay beraberliklerin ötesinde doğanın-tarihin-kültürün binlerce yılda gerçekleşen bütünlüğünü sağlayan yolu açacaktır. Bunun onuru  “doğruları erken bulanların” olacaktır.

Doğa-insan-kültürün sağlam ilişkisi, uygarlıkların Anadolu’da yaratılması sürecidir. Türkiye, uygarlık tarihinde yerini yeniden alacaksa, bu sürecin kesilme noktalarını saptayarak, yeniden oluşturarak kimliğine ulaşacaktır. Ülkemizin yok sanılan “büyük kaynağı” burada saklıdır. “Işıltı yeri” olarak nitelenen Kelkit Nehri’nin yaratacağı aydınlığın ve bilincin, tüm ülkeye yeni bir örnek ve umut kaynağı olması, bizlerin varlığına bağlıdır.

İstanbul’da masa başında dünyadaki rüzgarların etkisiyle bizlere her gün fetva verenlere, bizleri yönlendirmeye çalışanlara en iyi cevap, işte buradaki sizlerin varlığınızdır. Unuttuğumuz “ortak yaratma duygumuz”, bu sularla, bu vadilerle, bu topraklarla onlara da yol gösterecektir.

Biliyorum; günümüzün yaygın kültürün temsilcileri, bizlerin bu çabalarını “müstehzi bir edayla” karşılıyorlar. Ama gene biliyorum ki, geleceğin kalıcı değerlerini, yaşama sevincini yine değişik illerden kopup gelen bu insanlar sağlamaktadır. Çünkü burada her kesim var. Çünkü burada bilim çevrelerinden insanlar  var. Çünkü burada unuttuğumuz dayanışma gücüne inananlar var. Hiç kuşkusuz bu, bazıları için unutulmuş bir düştür. Bizlerin “düşü ve gücü” gerçeklere dayanmaktadır.

Dilerim, ülkemizde herkesin düşü bu kadar gerçek olsun…

Dilerim, kendinize güvenen yeni bir yaşam biçimi, geleceği sağlam temellere dayalı kılsın…

Dilerim, bu İstanbul Buluşması, Anadolu’ya gerçek desteklerle donanarak yansıma olanağı bulsun…

Dilerim, bilinçli heyecanınızı ve azminizi hiçbir engel durdurmasın…

“Para her zaman zenginlik değildir”. Üretilen nitelikli yaşam, hem uygarlık, hem zenginlik, hem de kalıcılık demektir.

Çabanız daim olsun.

21 Ocak 2006