İNSAN YAŞADIĞI YERE BENZER

11.11.2006

...İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğilimine
Konya’nın beyaz
Antep’in kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları...

Edip Cansever’in kaleminden çıkan bu dizeler, kent ve yaşam ilişkisi gerçeğini en iyi şekilde dile getiriyor olsa gerek…

ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen de, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Nişantaşı The Sofa Otel’de düzenlenen “İstanbul’da Yaşam Kültürü” sempozyumundaki konuşmasına işte bu dizelerle başladı. Sempozyumda “Kent ve Yaşam” konulu oturuma başkanlık eden Prof. Dr. Sözen, tıpkı Edip Cansever’in dizelerinde ifade edildiği gibi insanın doğduğu ve yaşadığı yere benzediğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Metin Sözen, “İnsan gerçekten yaşadığı yere benzer. Şu an İstanbul’da suları kirletiyorsak, bizler de kirleniyoruz demektir. Dağlarını, tepelerini gecekondulaştırıyorsak bizler de o dağların ve tepelerin çirkinliği gibi kendimizi çirkinleştiriyoruz demektir.”dedi.

İstanbul’un tüm Anadolu’nun her alandaki birikiminden yararlandığını kaydeden Prof. Dr. Sözen, buranın şu anda o birikimin üzerinde oturan bir kent olduğuna dikkat çekti. Bu nedenle İstanbul’un Anadolu’ya sırtını dönerek kendi varlığını açıklayamayacağının altını çizen Prof. Dr. Sözen, “İstanbul’u ister 2007’de kültür başkenti, isterse dünya başkenti yapalım söylediğimiz şeyin hiçbir anlamı olmaz. Ancak ozanların dile getirdikleri gerçekleştiği zaman bu topraklarda mutlu bir şekilde, kültürle donatılmış bir yerde yaşıyor oluruz.”dedi. 

Prof. Dr. Metin Sözen, sözlerini “Bana ekonomi olmadan kültür olmaz diyorlardı; ben de diyorum ki,  kültür olmadan ekonomi hiç olmaz.” cümleleriyle tamamladı.

Toplumsal Yapı

Sempozyumda “Toplumsal Yapı” başlıklı bir konuşma yapan Prof. Dr. Ruşen Keleş, toplumsal yapının toplum kültürünün etkisi altında biçimlendiğini söyledi. Prof .Dr. Keleş, “İstanbul’un toplumsal yapısı da, Türkiye’nin toplumsal yapısının ve kültürel özelliklerinin etkisi altında biçimlenmektedir.” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İstanbul, 15 milyona yaklaşan nüfusu, iş merkezleri, gökdelenleri, bankaları, otelleri, mimarisi, kültür-sanat değerleri ve gecekondularıyla bir çelişkiler yumağı görünümündedir. Son 50 yılda Anadolu’nun her yanından dalga dalga İstanbul’a taşınan yoksulluk, kentin ekonomik ve toplumsal yapısından büyük ölçüde kopuk olarak ülkenin çarpık ve sağlıksız kentleşmesini yansıtan en önemli göstergedir.”

Kentleşme ve Kültürel Değişim

“Kentleşme ve Kültürel Değişim” başlıklı konuşmasında İstanbul’un, tarihten gelen kültür ve uygarlık zenginliğinin 1950 sonrasındaki göç ve gecekondulaşmayla birlikte sağlıksız bir büyüme sürecine girdiğini kaydeden Y. Mimar Oktay Ekinci, bunun da yozlaşmaya yol açtığını söyledi. Ekinci, “Anadolu’da göç veren bölgelerdeki geleneksel halk mimarisinin mükemmelliği, aynı yapı kültürünün içinden gelen göçerler tarafından İstanbul’a neden taşınamadı? Geldiği kırsalda insani değerlere ve ustalık birikimlerine bağlı yapılar yaratanlar, metropolde bu özeni neden göstermediler? İstanbul’da onları bu uygarlık genlerinden kopartan ne vardı?” diye sordu. 


Sempozyum, 11 Kasım 2006 Cumartesi gününe kadar devam edecek.