DİYARBAKIR KÜLTÜR ELÇİLERİNDEN İZLENİMLER

15.11.2007

ÇEKÜL Vakfı’nın Anadolu kentlerinde uyguladığı “Kentler Çocuklarındır Kültürel Eğitim Programı” yaygınlaşarak sürüyor. Çocukların kentlilik bilincinin ve kültürel kimlik duygusunun gelişmesi, yaşadıkları kentin kültürel zenginliğinin farkına varmaları, kentlerinin birer “Kültür Elçisi” olmalarını amaçlayan program Diyarbakır’da da ÇEKÜL Güneydoğu Anadolu Bölge Koordinatörü Nevin SOYUKAYA önderliğinde gerçekleşti. 

Toplam 32 çocuğa, konusunda uzman kişiler ve ÇEKÜL eğitmenleri tarafından dört gün boyunca kentin tarihi, coğrafi, arkeolojik, mimari ve folklorik özellikleriyle ilgili eğitim verildi. Program sonunda çocuklar “Kültür Elçileri” sertifikalarını aldılar. Diyarbakır “Kültür Elçileri”, eğitim programı boyunca yaptıkları tüm ürünleri (maket, seramik, pano v.s.), 18-24 Mayıs tarihleri arasında kutlanan MÜZELER HAFTASI etkinlikleri çerçevesinde, Müze Müdürlüğünde düzenlenen sergi ile ziyaretçilere tanıttılar.

Aşağıda, her biri 12 yaşında altıncı sınıf öğrencisi olan Diyarbakır Kültür Elçilerinin eğitim programıyla ilgili duygu ve izlenimlerini bulacaksınız:

MELİHA OLUĞ: Dün ben hiç görmediğim yerleri de gördüm, ama gördüğüm yerler de vardı. Nasıl bir yer olduğunu bilmiyordum, çünkü hiç gezmediğim için olacak galiba. Bu gezide olmak benim için hem gurur verici hem de beni çok mutlu ediyor. İki gün içersinde bir çok yer tanıdım Diyarbakır’ın nasıl bir yer olduğunu anladım. Hele yakınımdaki şeylerin tarihi eser bile olduğunu bilmiyordum. Sizler sayesinde buraların nasıl bir yer olduğunu öğrendim. 

HÜSEYİN POLAT: Arkeoloji Müzesine gelince ilk önce çok heyecanlandım. Hocalar  bizleri güler yüzlü, tatlı güllü karşıladılar. Ben o an kendimi önemli biri sandım. Bizleri müzenin konferans salonuna doğru yol aldırdılar. Çok seviniyordum. Çok heyecanlandım. Arkeoloji Müzesinin müdürü Nevin Hoca bize ÇEKÜL Vakfını anlattı. Bence en önemlisi kültürümüze nasıl sahip çakmamızı ve kültürümüzü bozan şeylerle ne yapmamız gerektiğini anlattı. Sonra öğretmenimiz D.Bakır’ın coğrafi özelliklerini anlatınca, ben kendimi yabancı sandım. Hocanın anlatımı sonunda kendi kendimi öğrendim ve çok sevindim. Müze avlusunda eğlendik, öğretmenlerle fotoğraf çektik ve Karacadağı’na düzgün yol aldık. Yolda bir küçük okulu görünce çok acıdım ve üzüldüm. Kendi okulumuzun bir kolej şekline geldiğini hissettim ve duygulandım.

Karacadağ’ın eteğinde, 2000 yıllar önce bir volkanik patlama sonunda ateş lavlarının bir kayaya dönüştüğünü gördük. Onun yanı sıra da iki taşın arasındaki çeşit çeşit ağaçlar ve çiçekler gördük. Bir de  TRT’den bir televizyoncu bizimle konuştu. Ama çok heyecanlıydım. Köy okulunun öğretmeniyle görüşme yaptık, oradaki okumanın şartı çok. Kızları okula göndermiyorlar, erkek çocuklarını da bir insan değil de bir köle gibi çalıştırdıklarını duyunca çok üzüldüm. Öğretmenin anlattığı gibi bu çocuklardan iyi bir gelecek beklenince, derslerini çalışıyorlar, bunu duyunca onlar adına sevindik. Müzeye dönünce pano yaptık. Ben o gün çok eğlendim, yani çok bilgi sahibi oldum. 

İlk önce ÇEKÜL Vakfına teşekkür ederiz, bizlere şöyle bir program hazırladığı için. İlk geziye gidince gördüğüm yerlere, Aaa, ben burayı görmüşüm, dedim, ama anlamadığım gözle bakmışım, ya da görmemişim. Örneğin İçkale’nin ilk Diyarbakır’ın kurulduğu yer olduğunu bilmiyordum. Ben Ulu Camiye gidince, her şeyini bildiğimi sanıyordum, ama Ulu Caminin iki kısımdan oluştuğunu bilmiyordum. Hasan Paşanın nerde olduğunu bilmiyordum. Her gün geçtiğim yoldaymış ama ben bilmiyordum. Cahit Sıtkı Tarancı’ya gidince orayı biliyordum, ama nasıl yapıldığını, nasıl oluştuğunu bilmiyordum. Daha sonra Meryem Ana Kilisesine gidince hayatımda hiç kilise görmediğim için çok heyecanlıydım. Kiliseyi görünce çok korktum, papazla konuşacağım için heyecanlıydım. Bizimle onların dini arasında çok farklılık var. Bizde her yerde dua yapabiliyoruz, okulda, evde işte vb. yerlerde dua edebiliriz. Ama onlar kiliselerde mum ışığında dua ediyorlar. Bizler dua ederken ücret ödemiyoruz, onlar ama ücretle. Ücret ise, 1 YTL veren duasını eder. Biz camilerde secde kullanırız, onlar ise kiliselerde masa ve sandalye kullanıyorlar.

Şimdi bu etkinlikte, hani ben Karacadağ’da bu köylülerin yerini, özelliğini bilmiyordum, ama biz oraya incelemek için gidince onlara da ayrı bir gözle baktığımızı söylemiştim. Onlar ile bizim aramızda fark olduğunu anlatmıştım. Şimdi biz de onlar gibi kendi kendimizi bilmiyorduk. Ben bunları anlayınca kentimde kendimi bir yabancı hissettim. Onun için insan kendi kentini veya ülkesini görerek, anlayarak, gözlemleyerek ve okuyarak, bunları bir arada bulursa, her şeyi ve onları anlar.

Biz grup olarak ev maketi yapınca, Gazi Köşkü seçtik. İlk önce görev paylaşımı yaptık. Birinci grup Gazi Köşkünün maketini, ikinci grup köşkün pencere, kapısını, üçüncü grup ise avlu, yol ve havuz yapıyorlardı. Sonra bu çalışmaları bir araya getirince çok güzel bir maket ortaya geldi ve grup çalışmanın ne kadar önemli olduğunu anladık.

Ben müzeyi dolaşırken eski insanların araç ve gereçle yaşadıklarını anlayınca çok duygulandım. Eğer müzeler olmasaydı ben böyle bir çalışmada eski insanların nasıl yaşadıklarını anlamazdım.

Ben mağaralara gidince çok heyecanlandım. Eski insanların yaşadıkları ortamı görünce çok heyecanlandım ve duygulandım  Çayönü’ne gidince ilk defa göçebe hayatlıktan artık yerleşik hayatlarını görünce şöyle bir geziye katıldığım için çok seviniyorum. Çekül Vakfı’na ve şöyle bir çalışma projesi çizdiği için çok seviniyorum.

LEYLA KELEKÇİOĞLU: Gezide çok heyecanlıydım, çünkü ilk defa böyle güzel yerleri görecektim. Ayrıca hocalarımız sanki arkadaşımız gibiydiler. Bugün çok harika geçti. Umarım yarın Gazi Köşkü gezisi aynen böyle güzel geçer. ÇEKÜL Vakfını hiç tanımıyordum. Ama şu anda çok mutluyum. Ben de ÇEKÜL Vakfının kültür elçisi sayılırım.

Bugün ben ve bir arkadaşım hem çok seviniyor hem de üzülüyorduk. Çünkü daha çok bilgi artışımızın olduğunu görünce seviniyorduk, ama yarın son günümüz. O yüzden biz bunu hiç ama hiç istemiyorduk. Bugünkü gezilerimiz çok süper geçti. Ergani’ye gittik, orada Peygamber Dağının önünden geçtik. Sonra en tarihi mekanımız olan Çayönü’ne gittik, orada ızgara planı nedir, neden yapılmıştır, gibi sorularımızı cevapladılar. Çok şaşırdım, çünkü tam 10,000 yıl önceden kalan kalıntıları biz bugün görebildik. Ben elimi vurunca içim bir garip oldu. Oradaki taşlar şu anda elimizi vurduğumuz taşlara hiç benzemiyordu. Ben bu bakımdan çok şanslıydım. İlk defa atalarımızdan kalan bu kalıntılara elimi vuruyordum. Mağaraların içinde ölüleri kefensiz ve tabutsuz koydukları bir yer vardı. Ölülerini yıkayıp en güzel elbiselerini giydirip oraya koyuyorlarmış. Sonra Kervansarayı gördük, orada eskiden insanlar alt kata hayvanlarını koyuyor, üst katta ise kendileri dinleniyormuş. Aynen Hasanpaşa Hanı gibiydi. Gezimiz bitince, müzeye geldik ve yaptığımız heykelleri inceledik. Tabi biz bu heykelleri müzemizi gezerek oradaki kalıntılara bakarak yaptık.

GÜLSEN ÇITLAK: Gezide öncelikle Diyarbakır hakkında bilmediklerimizi öğrendim. Bu kentteki tarihi yerleri, ayrıca bilmediğimiz bitki türlerini öğrenip bu bilgileri sunduk. Ben Karacadağ hakkında şu bilgileri öğrendim. Karacadağ Diyarbakır havzasının güneybatısındaki dağ kütlesi. Urfa-Diyarbakır il sınırı üstündeki bu kütle, koyu renkli lavların yığılmasıyla oluşmuş, eski ve sönmüş volkanik bir dağdır. Koni biçiminde olmadığından fazla heybetli görünmez, yüksekliği en yüksek noktası olan Mergimir Tepedir, 1981 metredir. Karacadağ’ın lavları, doğu yönünde Dicle Vadisi’ne kadar uzanır. Bu lavların yapısı çok geçirimli olduğundan Karacadağ kütlesi üstünde akarsu aşınımı hemen hiç rol oynamamakta, dağın içine süzülen sular ancak eteklerde ve uzaklarda kaynaklar halinde yeryüzüne çıkmaktadır. Ben şu an için bunları öğrendim. Ben bu geziyi düzenleyen ÇEKÜL Vakfı’na, “Kentler  Çocuklarındır Projesi”ni yürüten ve emeği geçen bütün eğitimcilere ayrı ayrı teşekkür ederim.

ÇİĞDEM KÖKEL: Ben bütün hocalarımızı çok sevdim, hepsi birbirinden iyi, geziden çok hoşlandım. Geziye giderken Nevin Hoca kültürel değerlerimizin bize ne önemi var, bize ne yararı var, hepsinin hayatımızı nasıl etkilediğini anlattı. Ondan sonraki hocamız doğal kültürel değerlerimizi resim yardımıyla açığa kavuşturdu. Ekonomi olarak ilimizi veya ülkemizi nasıl etkilediğini anlattı, nüfus yoğunluğunun sebebini açıkladı. Ondan sonra Karacadağ eteğinin bir volkanik patlama sonucunda kayaların oluştuğunu gördük. Yabani ağaçların isimlerini öğrendik, kendilerini gördük. Tanımadığım insanları gördüm, belki o gün hiç görmediğim şefkat ve sevgiyi gördüm.

Ben kendim çok ama çok şanslıyım, çünkü onca insanın içinden ben seçildiğim için. Tanıştığım bütün hocalarımı hayatım boyunca unutmayacak ve hep seveceğim. Görmediğim medreseler, kiliseler, surlar, müzeler ve bir çok tarihi yerleri görebildim. Gazi Köşküne yemeğe gittiğimiz zaman bir başka mutlu oldum. Değişik değişik dinlerin ilimizde yaşadığını öğrendim. Onların bizim dinimizden farklı yanları da vardı. Tasarımda nasıl işte titiz ve dikkatli yapılacağını öğrendim. Ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiiri okunurken çok duygulandım.                                                                                                             

GÜNEŞ OK: Bugün hayatımın en mutlu günü çünkü; bugün ÇEKÜL Vakfı sayesinde Diyarbakır’ın tarihi güzelliklerini göreceğim. Önce Diyarbakır Arkeoloji Müzesine gittik. Bizlere kültür değerlerimizi, Diyarbakır’ın coğrafi özelliklerini anlattılar. Sonra grup sözleşmesi yaptık ve öğle yemeğimizi yedik. Bahçede hocalar ile sohbet ettik ve Karacadağ’a doğru yol aldık. Çok ilginç şekiller vardı. Bu şekiller, yüzyıllar önce Karacadağ’dan fışkıran lavlar her yeri sarmış ve değişik şekiller almış. Bitkileri inceledik, farklı gördüğümüz bitkileri aldık. Biz oraya gittiğimizde, orayı incelediğimizde, köylüler bizlere bakıyordu. O tarihi alandalar, ama hala hiç bilmiyormuş gibi, hiç onları ilgilendirmiyordu. Böyle güzel bir şeyin insanların önemini bilmemesi çok kötü bir şey. Köylüler bize ikramda bulundular ve tekrar yollara düştük. Geldikten sonra kendimize bitki panosu hazırladık. Ve kentimizin böyle doğal güzelliklerini bilmiyordum. ÇEKÜL’e teşekkür ederim, bizlere kentimizi tanıttığı için.   

Arkeoloji Müzesinde gezeceğimiz tarihi yerler hakkında bilgi aldık. Aslında gezeceğimiz yerleri ben hiç görmemiştim, çünkü hiç fırsatım olmamıştı. Oradaki yerleri çok merak ediyordum. Arabada türküler söyledik, böylece neşemiz, coşkumuz arttı. Öncelikle İç kaleye gittik, tarihi yapımı çok farklıydı. Ondan sonra Ulu Camiye gittik. Hocamız bizlere yılan hikayesini anlattı. Daha sonra Mesudiye Medresesine gittik, daha sonra Hasanpaşa Hanına gittik. Çok farklı bilgiler elde ettik. Sonra Cahit Sıtkı Tarancı Müzesine gittik. Yani ben C.Sıtkı Tarancı Müzesi hakkında birkaç şey biliyordum. Ama değişik şeyler de öğrendim.  Örneğin sağ tarafı yaz olunca geçilecek yerdi, sol tarafı kış, ön bölüm ilkbahar, arkası sonbahar için geçilecek yerlerdi. Sonra Nezim  Hocamız bizlere müzik eşliğinde şairin  35 yaş adlı şiirini çok güzel bir şekilde okudu. Ardından Meryem Ana kilisesine gittik, benim için çok farklıydı. Dua etme şekilleri, oruç tutmaları, İncil kitapları peygamberleri.. Yani ilk defa bir kilise görmüştüm. Onlarla benzerliklerimiz ve farklılıklarımız vardı. Ama önemli olan insanlıkları, dürüstlükler, saygılarıydı benim için. Daha sonra Keçi Burcuna gittik. İlk gördüğüm bir yer değildi. Ben aslında Keçi Burcunu  sur olarak biliyordum. Ama ÇEKÜL ve değerli hocalarımız ile birlikte bunu anlamış olduk. Daha sonra Gazi Köşküne gittik. Sonra Diyarbakır Arkeoloji müzesine gittik, Gazi Köşkünün grup çalışmasıyla birlikte maketini yaptık. Tarihi yapım bir yeri, birinin anlatması değil de kendimizin görmesi önemli. Kendi şehrimizin doğal güzelliklerini bilmememiz çok kötü bir şey yani. Birinci gün gittiğimiz Karacadağ’da yaşayan kişiler ne yaptığımızı bilmiyordu. Yani kendi yaşadıkları yerin güzelliklerini görmüyorlardı. Bizlere kentimizi tanıtan ÇEKÜL Vakfına çok teşekkür ederim. Keşke kentimizin doğal güzelliğini her öğrenciye gösterebilseydik. Ama ben mutlaka herkese öğrendiğim şeyleri elimden gelen her şeyi yapacağım.

ZEHRA BAYIN: Ben ikinci gezimizde hem eğlendim hem öğrendim, hem de yaptığımız ısınma hareketi sayesinde algılama yeteneğimi geliştirdim. Ben bugün çok heyecanlı ve mutluydum. Çünkü ilk kez, yaşadığım kentin hiç gezmediğim yerlerini gördüm. Benim her zaman geçtiğim sokakta tarihi yerler varmış ama ben görememiştim. Ama artık gezdiğim her yerin tarihini öğrenip, inceleyeceğim.

Bizim grupça yaptığımız son etkinlik yani maket çalışması çok keyifli geçti. Birlikte yapılan işlerin daha çabuk bitirilebileceğini, birlikte daha güzel yapabileceğimizi de anladım.

Bu gün ben müzelerin neden önemli olduğunu, müzenin ne demek olduğunu ve müzeler olmazsa ne olacağını öğrendim. İnsanların eskiden nasıl yaşadığını, nasıl evler kullandığını öğrendiğim için çok mutluyum. Çayönü çok güzeldi. Ayrıca Hilar mağaralarının içi çok serin ve genişti. Ama, sanırım orada kazı yapılırsa daha da eski şeylerin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Ama orayı kazmak da kolay değil, çünkü orada bulunan eski eşyaların kırılmamasını sağlamak zorundadırlar. Ayrıca ben eskiden Anadolu’da hangi uygarlıkların yaşadığını öğrendim. Örneğin; Osmanlılar, Roma imparatorluğu gibi daha benim sayamayacağım kadar uygarlık yaşamış. Bu uygarlıklar Anadolu’da kalıntılar bırakmışlar. Bu yüzden bizler de kültür elçisi olduğumuz için, daha geniş bir topluluk oluşturarak ülkemizde eski eserleri korumaya çalışacağız.

MÜZEYYEN ÖZÇİMEN: Öncelikle ÇEKÜL vakfına böyle bir çalışma düzenledikleri için sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Bu çalışmayı yaparken çok duygulandım, çünkü ÇEKÜL Vakfı sayesinde kendi ilimizin yani Diyarbakır’ın geleneklerini, göreneklerini, törelerini ve en önemlisi de  tarihini, kültürünü, surlarını, bir de coğrafyasını öğrendik. Ardından Karacadağ Yarımkaş köyüne gidip bununla ilgili bir çalışma yaptık. Ayrıca Diyarbakır’da surların nasıl korunacağını, korumak için neler yapabileceğimizi öğrendik. Günümü çok güzel geçirdim, çünkü bu güne kadar öğrenemediklerimiz veya görmediklerimizi ÇEKÜL Vakfı sayesinde öğrendik. Ben ve arkadaşlarım dün çok yorulduk, ama yorulmamıza değdi diye düşünüyorum.  Aynı zamanda bu tarihi yerleri görürken de bir yandan bilgi ediniyorduk. Tabi bunun yanında sevindiğimiz ve üzüldüğümüz hisler de oluyordu. Mesela öğretmenimiz Nezim Beyin Cahit Sıtkı Tarancı Evinde okuduğu şiirde çok duygulandım. Bir de Meryem Ana kilisesinde garip hislerim oldu.
                     
NERGİZ AKYÜZ : Oraya gidince kendimi çok iyi hissediyordum. Görmediğimiz yerleri bizlere tanıttılar, tarihi taşlar ve görmediğimiz bitki türleri, özellikle de taşlar ve görmediğimiz çiçekler çok çekiciydi. Bakırın o kadar güzel olduğunu bilmiyordum. Sizler sayesinde Diyarbakır’ı tanımış olduk. Bunları Süleyman Nazif İlköğretim Okulunda bulunan öğrencilere ve aileme anlatacağım. Sizlerin bizlerle ne kadar ilgilendiğinizi de anlatacağım.
                                                                              
SERDAR ÇETİN: Karacadağ’da hiç görmediğim bitkileri gördüm. Bitkiler: NEFEL, MEŞE, YABANİ İNCİR, vb. Bitkilerle pano oluşturduk. Hiç görmediğim bitkileri görmüş ve tanımış oldum. Başka yerde gördüğümde hemen tanıyabilirim. Karacadağ’da gördüğüm taşlar ile Diyarbakır’da gördüğüm taşlar arasında çok fark vardı. Büyük ve delikli olan taşlar dişi taşlar, düz olanlar da erkek taşlardır.
                                        
MUAZZEZ BALBEY: Ben meğer bugüne kadar kentimi bu kadar tanımıyordum. Oraya gittiğimizde bir çok farklı bitki türlerini tanıdım, öğrendim. İyi ki Çekül Vakfı var. Yoksa kentimin güzelliklerini görmeyecektim. O yüzden ÇEKÜL VAKFINA  teşekkür ederiz. BİZ KÜLTÜR ELÇİLERİYİZ.


        
HÜLYA EVELEK: Bu gezide Diyarbakır’ın ne kadar zengin olduğunu anladım. Doğduğum yerin bu kadar güzel ve zengin olduğunu öğrendiğim için çok mutluyum. Ben önceden Diyarbakır’ın bu kadar tarihi zenginliklerinin olduğunu ve güzel olduğunu bilmiyordum. Çekül Vakfı sayesinde bunu öğrendim. Doğduğum yerin önceden de bende çok önemli bir yeri vardı. Ama zenginlikleri ve güzelliklerini öğrendiğim zaman daha bir önemi arttı. Ama başka kişilerin tarihi eserlerin yanında olmalarına rağmen önem vermedikleri için çok üzgünüm.

Öncelikle Meryem ana kilisesinde kendimi çok tuhaf ve yabancı hissetim.  Daha önce  kiliseyi hiç görmemiştim ve çok merak ediyordum. Nasıl ibadet ettiklerini, nerede ettiklerini Çekül Vakfı sayesinde öğrendim.

Bu gün gezide en çok tuhafıma giden, Çayönü’nde kafatasları bulunması, neden mezara değil de evlere gömmüşler  diye çok merak etmiştim ama Nevin Hoca anlatınca çok mutlu oldum. Bizler birer kültür elçisi olacağımız için de çok mutluyum.  Ve son günümüz olduğu için çok üzgünüm. İnşallah böylesine yararlı ve güzel bir Vakıf hep devam eder. Bu vakıfta beklediğim her şey oldu. Çok eğlendik, bilgilendik.  Diyarbakır tarihi ile ilgili merak ettiğimiz yerleri gördük. Aileme anlattım, onlar da çok sevindiler. Diyarbakır tarihi ile ilgili  başkalarını bilgilendirdiğim için ailem benimle gurur duydular. Bu vakıfa katıldığım için çok mutluyum. Diyarbakır’ın sadece birkaç yerini görmüştüm. Başka yerlerini bilmiyordum. Okula da gidip  bu kampanyadan bahsettiğimde hocaların cevabı ne olacak çok merak ediyorum. VE YARIN SON GÜN DİYE ÇOK ÜZÜLÜYORUM. TEKRAR ÇEKÜL VAKFI’NIN BU GÜZEL KAMPANYASI İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ.