Çin Guangzhou Kentsel Yenilik Konferansı

14.01.2013

İnceleme

Alp Arısoy / ÇEKÜL Vakfı Proje Koordinatörü

TKB üyeleri, Guangzhou Uluslararası Kentsel Yenilik Konferansı’na katıldı

Guangzhou Uluslararası Kentsel Yenilik Konferansı ve Metropolis yöneticiler toplantısı 14-17 Kasım tarihleri arasında Çin’in Guangzhou şehrinde gerçekleştirildi. Bu yıl ilk kez verilen Guangzhou Kentsel Yenilik ödülleri de konferans ile paralel olarak düzenlenen bir dizi etkinlik sonunda sahiplerini buldu.

56 ülkeden 153 şehrin katıldığı konferansta, üç gün boyunca çağımız kentlerinin yüz yüze olduğu problemler ve bu problemlerin sürdürülebilir kalkınmaya yönelik yenilikçi çözümlerle nasıl aşılabilecekleri tartışıldı.

Konferansa Türkiye’den UCLG Başkanı sıfatı ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Türkiye Belediyeler Birliği’ni temsilen Nevşehir Belediye Başkanı Hasan Ünver, Tarihi Kentler Birliği’ni temsilen Sezer Cihan, ÇEKÜL Vakfı’nı temsilen Prof. Dr. Metin Sözen, ayrıca Kadıköy Belediyesi, Kocaeli Belediyesi, Gaziantep Belediyesi ve Nilüfer Belediyesi delegasyonları katıldı.

İnsan nüfusunun büyük bölümünün kentlerde yaşadığı ve küresel dinamiklerin kentler üzerine inşa edildiği çağımızda, yerel yönetimler dünya ölçeğinde ekonomik ve politik ilişkilerin kurulmasında her geçen gün daha belirleyici roller üstlenmektedir. Bu bağlamda, kuşkusuz ki dünyamızın geleceğine şekil verecek olan kentlerin birbirlerinin deneyimlerini paylaşmaları ve bu deneyimlerden akılcı yerel çözümler üretmeleri büyük bir öneme sahip. Kentlerde hayat standartlarını yükseltmeye yönelik yenilikçi deneyimlerin masaya yatırıldığı “Guangzhou Kentsel Yenilik Konferansı”, bu paylaşım ortamını yaratması açısından ihtiyaç duyulan bir boşluğu dolduruyor.

Konferans boyunca yenilikçi yönetim yaklaşımları, ekolojik sürdürülebilirlik, katılımcı politikalar ve kentlilik hakkının korunması özellikle öne çıkartılan kavramlar oldu. Ancak tartışmalar çerçevesinde özellikle altı çizilen konu, tüm bu kavramların bütüncül stratejiler içinde ele alınmasının gerekliliği oldu. Dünyada, güncel sorunları bütüncül bakış açısıyla değerlendiren kentler, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine en çok yaklaşan kentler olarak öne çıktı.

Guangzhou Kentsel Yenilik Ödülü

Konferans ayrıca Guangzhou Kentsel Yenilik Yarışması’nın final sergisine ve ödül törenine de ev sahipliği yaptı. Türkiye’den Kocaeli Belediyesi  “Depremle Yaşamak” isimli projesi ile bu yıl ilki verilen beş Guangzhou Kentsel Yenilik Ödülünden birini almaya hak kazandı.

Guangzhou Ödülü, yenilikçi uygulamalar ile başarı sergileyen yerel yönetimleri ve şehirleri ödüllendirmeyi amaçlamakta. Yenilikçi yaklaşımları teşvik ederek,  dengeli, sürdürülebilir bir kalkınmanın yöntemlerine dair örnek gösterilecek projeleri ön plana çıkartan ödül, ayrıca yerel yönetimler arasındaki iletişimi ve ittifakları güçlendirmekte. UCLG’nin gelecekte “kentlerin Nobel’i” olmasını amaçladığı ödülün hedefi dört maddede özetlenmekte: kentleri yenilikçi bakış açılarına yatırım yapmaya teşvik etmek, yerel yönetimleri kuvvetlendirmek, başarılı kentsel uygulamaları kamuoyuna tanıtmak ve öncü projelere destek vermek.

153 şehirden 255 projenin katıldığı yarışmanın sergisinde 45 proje sergilenmeye değer görüldü. Türkiye’den Kocaeli ve Kadıköy Belediyeleri’nin projelerinin de yer aldığı sergiye Kadıköy Belediyesi ÇEKÜL Vakfı ile ortaklaşa devam ettirdiği, “Yeldeğirmeni Mahalle Yenileme “ projesi ile katıldı. Yeldeğirmeni semtinde sivil inisiyatifi kullanarak sürdürülebilir bir kentsel canlanmayı sağlamaya çalışan proje, üç yıldır devam etmekte.

Konferans sonunda ödül alan beş proje, Zaha Hadid’in tasarladığı Guangzhou Opera Salonu’nda görkemli bir törenle sahiplerini buldu. Kentlerde ekolojik duyarlılık, afet yönetimi, göçmen sorunları, yenilikçi yönetim yaklaşımları ve katılımcı uygulamalar olmak üzere beş ana konuda, beş eş değer ödülün dağıtıldığı törenden Lilongwe, Kocaeli, Seul, Viyana ve Vancouver belediyeleri ödülle ayrıldı.

“Afet yönetimi” dalında Kocaeli Belediyesi, 18.000 kişinin öldüğü 1999 Gölcük depreminden edindiği deneyimler sonucu geliştirdiği “Geç Olmadan Hazırlan: Depremle Yaşamak” isimli projesi ile ödül aldı. Proje ile yerel yönetim deprem denetimi ve eğitimi konularında inisiyatif almakta. Sismolojik izleme merkezi ile deprem riskleri takip edilirken, eğitim ve bilgilendirme merkezinde başta çocuklar olmak üzere, halk depremin zararlarından korunma konusunda eğitilmekte. 2012 başından beri devam eden proje ile bugüne kadar 20.000 öğrenci eğitim almış. Projede, ilgili sivil toplum örgütleri, akademisyenler ve yerel yönetim bir arada çalışıyor.

Kanada, Vancouver Belediyesi, “En Yeşil Kent 2020” vizyon projesi ile, “ekolojik duyarlılık” dalında ödül aldı. Sıfır atık, sıfır karbon, sağlıklı eko-sistem çerçevesinde, Vancouver’da özel sektör ve halkın da katılımı ile ekolojik olarak sürdürülebilir bir yaşam ortamı sağlamayı amaçlıyor. Temiz enerji kullanımından bisiklet yollarının inşa edilmesine kadar çok geniş bir yelpazede, bütüncül bir vizyonu öngören proje, hedefe dair uzun vadeli ilkelerin konulduğu bir proje.

“Göçmen sorunları” dalında ödül ise “Viyana’ya başlangıç” isimli projeleri ile Avusturya’dan Viyana Belediyesi’ne verildi. Viyana’ya yeni gelen göçmenlere, her türlü konuda danışmanlık ve eğitim verilmesini sağlayan proje, göçmenlerin adaptasyon sürecini rahatlatmayı amaçlamakta. Farklı departmanlardan ve branşlardan uzmanların bir araya geldiği bir merkezde, göçmenlere dil eğitimi, hukuksal destek, konut bulma, iş bulma, kenti tanıma gibi pek çok konuda danışmanlık yapılmakta. Özel ihtiyaçları olan göçmenler için, uzmanların da çalıştığı merkez kentin “karşılama masası” gibi işlemekte.

Kore, Seul Belediyesi, katılımcı uygulamalar dalında kurduğu ergen eğitim programı ile ödül aldı. İki farklı konuda faaliyet gösteren program, gençlerin fuhuştan korunması ve internet alışkanlığının zararları hakkında bilgilendirilmesi üzerine eğilmekte. Evden kaçmış ve fuhuşa sürüklenmiş genç kızlar için kurulan okulda, 2009’dan beri meslek eğitimi ve psikolojik destek verilmekte. Ayrıca program dahilinde açılmış bir kafede, genç kızlar istihdam edilerek topluma entegre ediliyor. Projenin bir diğer ayağı ise Kore’de büyük bir problem haline gelmekte olan internet alışkanlığı konusunda gençleri bilgilendirmek. Seul genelinde kurulmuş beş terapi merkezinde, internet alışkanlığının zararlarına karşı faaliyet gösterilmekte.

Son olarak Malavi’den Lilongwe Belediyesi ise Johannesburg kenti ile ortaklaşa yürüttüğü rehberlik programı ile yenilikçi yönetim yaklaşımı dalında ödül kazandı. Program sayesinde, yönetim konularında deneyim yetersizliği olan Lilongwe Belediyesi 2008 yılından beri Güney Afrika’dan Johannesburg kentinin tecrübelerinden yararlanmakta. İki kentin yerel yönetimlerinin kardeşliği sayesinde, Lilongwe dört yıl gibi kısa bir süre içinde kendi kendini yönetebilir bir kent haline geldi.

Gerek ödül alan, gerekse sergilenen projelere bakıldığı zaman tamamında halkın projelere aktif katılımı ön plana çıkmakta. Katılımın iyi bir şekilde sağlandığı projelerin başarıya ulaşıyor olması, kentsel müdahalelerin planlanma sürecinde yirmi birinci yüzyılın yerel yönetimlerden ne beklediği konusunda bizlere açık bir işaret vermekte.

Guangzhou ve Hong Kong

“Uluslararası Kentsel Yenilik Konferansı”nın, Guangzhou’da düzenlenmiş olması, kuşkusuz ayrı bir öneme sahip. Guangzhou ile birlikte Shenzen ve Hong Kong’u da içinde barındıran İnci Nehri Deltası, 30 milyonu geçen nüfusu ile dünyanın en büyük kentsel yerleşim alanlarından biri. Bu bakımdan konferansta tartışılan kentsel problemlerin tamamını Guangzhou’da bire bir görmek mümkün.

Çin’in serbest piyasa ekonomisine geçmesi ile ticaret, sanayi ve finansın merkezini oluşturan doğu kıyısı kentleri baş döndürücü bir büyüme sergiledi; iç bölgelerden gelen göç dalgaları ile 1990’larda köy sayılabilecek yerleşimlerin nüfusları bugün milyonlarla ölçülmekte. Çin ekonomisinin koşulsuz, “ne pahasına olursa olsun” devam ettirdiği kalkınma stratejisinin kentler üzerine etkisini Guangzhou’da tüm çıplaklığı ile görebiliyoruz.

Bugün Guangzhou agresif gelişme stratejilerinin, kültür yaratma faaliyetinin önüne geçtiği kentlerde, mekan ile insan ilişkisinin ne kadar kopabileceğinin katı bir örneği olarak karşımızda durmakta. Her biri bir mahalle büyüklüğünde yapı blokları ile kaplanarak, kentin özgün kimliğine dair tüm nemaların silindiği Guangzhou’da, bugün yıldız mimarlara yaptırılan kütüphaneler, opera binaları, statlar, köprüler ve anıtsal kulelerle yeni bir kent kimliği yaratılmaya çalışılıyor.

600 metre yüksekliğinde, kentin simgesi niteliğindeki Guangzhou Kulesi ile son bulan, yeşil bir aks etrafında yapılaşan Guangzhou’nun yeni merkezi küresel bir şehir görünümünde. Ancak bu ışıltılı vitrinin ardında yaşayan daha kirli, daha sağlıksız, daha sefil görünümlü bir şehir sessiz biçimde var olma savaşını sürdürüyor. Bu iki şehrin standartları arasındaki uçurumda, kuşkusuz kentteki sosyal sürdürülebilirlik ve ekonomik kalkınmanın dengesizliğinin büyük bir payı var. Tam da bu dengesizliğin ortadan kaldırılmasını amaçlayan “bütüncül gelişim stratejilerinin”, Guangzhou’da bir konferansta tartışılıyor olması anlamlı, anlamlı olduğu kadar da manidardır.

Yüksek konut yapılarından örülü bir duvarın arasından akan İnci Nehri, Guangzhou’nun merkezinden geçiyor. Asya Oyunları için yapılmış görkemli spor tesislerinin de üzerinde bulunduğu nehir halen Guangzhou’nun kent hayatında büyük bir role sahip. Kentin geçmişinden kalmış Liurong Pagodası gibi az sayıda eser, bugün konut bloklarının ortasında minyatür süsler gibi kalmış.

Kamusal mekânların kent hayatında oynadığı rol, Guangzhou’ya dair en dikkat çekici noktalardan bir diğeri. Nüfus yoğunluğundan dolayı, çok küçük hacimlerde yaşamak zorunda olan kent halkı için park, meydan, rekreasyon alanı gibi kamusal mekânların önemi tartışılmaz. Özenli peyzaj düzenlemeleri ile kamusal boşlukların, halkın günlük faaliyetlerini gerçekleştirebileceği, kamusal mekânlara nasıl dönüştürülebileceğinin en güzel örneklerini Guangzhou’da görmek mümkün.

Guangzhou’yu hiç kuşkusuz kendisine iki saat uzaklıktaki Hong Kong’dan bağımsız düşünemeyiz. Hong Kong, kent ve kent hayatı üzerine çok özel bir örnek oluşturmasının yanı sıra “kentsel yenilik” konusunda adeta bir deney laboratuvarı niteliğinde bir şehir. 8 milyon nüfusu ve kişi başına düşen 50 metrekare alanla, Hong Kong dünyanın en yoğun insan yerleşkesi. Bu özelliği kendine has bir kent algısı ve kent peyzajını da beraberinde getiriyor.

Doğunun en önemli limanlarından ve dünyanın belli başlı küresel şehirlerinden biri olan Hong Kong, 1997 yılına kadar İngiliz mandasında kaldığı için sınırlı bir alanda sıkışmış bir şehir. Buna, üzerinde bulunduğu dağlık coğrafyanın etkisi de eklenince, kent bütünüyle düşeyde yoğunlaşarak, bugünkü halini almış.

Kentin sınırlı alanda yoğunlaşması kendini en belirgin olarak kamusal mekânlarda belli etmekte. Yaya yollarının yerden yüksekte, üst geçitlerle bir birine bağlandığı sokaklar, binaların içinden ilerleyerek özel ve kamusal mekânın sınırlarını silikleştirmekte. Ticaret, konut, ulaşım gibi birçok kentsel fonksiyonun zorunlu olarak iç içe geçtiği şehir, fütüristik bir algı yaratmakta. Bireyin, yüksek binaların gölgesinde gökyüzünden, üstgeçitlerle yeryüzünden koptuğu Hong Kong, dünyadan uzak kendine has bir makineye dönüşüyor.

Hong Kong’un diğer büyük Çin kentlerinin kendilerine örnek aldıkları bir şehir olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Ancak Guangzhou’dan farklı olarak, Hong Kong’da daha belirgin bir kent kimliğinin varlığı da yadsınamaz. Bilim kurgu filmlerinden fırlamış görüntüsüne rağmen, Hong Kong’da metro duvarlarından sokak tabelalarına kadar pek çok ayrıntıda, kentin kimliğine dair işaretler yakalayabiliriz.

Hong Kong’un kent dokusunda dikkate değer bir diğer nokta ise yeşil-gri dengesinin çok iyi korunmuş olmasıdır. Tüm yoğunluğuna rağmen kent kendisini çevreleyen yeşil yamaçlardan keskin bir netlikle ayrılmıştır. Kentin merkezi noktasının bile arka fonunda yeşil dağları görmek, şehrin en yoğun mahallesinden bir sokak ileri gidip bir ormana girmek mümkündür.

Gerek Hong Kong, gerek Guangzhou, gerekse Çin’in hızla gelişen diğer şehirleri bize kentsel gelişme konusunda uç örnekler sunuyor. Tip projelerle, dev dönüşümlerle, büyük bir imar hamlesi yaşamış, tüm kültürel birikimini ekonomik kalkınmaya harcamış Çin şehirleri olumlu ve olumsuz sonuçları ile net veriler olarak önümüzde durmaktalar. Büyük imar hareketlerinin eşiğinde durduğumuz ve büyük “kentsel yeniliklere” gebe olduğumuz bugünlerde İpek Yolu’nun diğer ucundaki şehirler bizi “gelişim” kavramını daha iyi irdelemeye özendiriyorlar.