ÇEKÜL’DE GELENEKSEL HALK MÜZİĞİ VE ANADOLU ÇALGILARI AKŞAMI

09.03.2009

Geleneksel yaşam kültürümüzün en zengin kaynaklarından biri olan Anadolu halk müziği, bu müziğin ve vazgeçilmez çalgısı bağlamanın önde gelen temsilcilerinden Okan Murat Öztürk’ün katılımıyla, ÇEKÜL Paylaşım Toplantıları’nın sonuncusunda gönüllülerle buluştu. Anadolu halk çalgılarındaki çeşitliliğin ve “Müzik Müzeleri”nin gerekliliğinin de konuşulduğu söyleşinin ardından, Okan Murat Öztürk ve Erdem Şimşek’in birlikte sundukları halk müziği dinletisi coşkuyla karşılandı.

12 Mart Perşembe akşamı yapılan toplantıya, Vakıf Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, ÇEKÜL Vakfı kurucularından müzik araştırmacısı ve kitap tasarımcısı Ersu Pekin, Arzu Pekin, sanatçı Gürol Sözen, mimar Recep Önal, vakıf çalışanları ve gönüllüleri katıldı. 1953 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdikten sonra, müziğe bağlamayla başlayan ve İstanbul Radyosu’nda tambur çalarak müzik hayatına devam eden, klasik Türk müziğinin efsane sanatçılarından Tamburi Necdet Yaşar da ÇEKÜL’deki toplantıya katılanlar arasındaydı. Anadolu halk çalgıları ve “Müzik Müzeleri” konusunda araştırmalar yapan bağlama ustası Okan Murat Öztürk ve Erdem Şimşek ise birikimlerini ve müziklerini paylaşmak üzere toplantıya katıldı.

Bir dönem Kültür Bakanlığı Korosu’nda ve TRT’de bağlama sanatçısı olarak çalışan Okan Murat Öztürk, 1988’de Türkiye’de ilk kez bağlama ailesi çalgıları ve Anadolu müziğini tanıtma amacını taşıyan Bengi Bağlama Topluluğu’nu kurarak, Türkiye’de ve dünyada konserler verdi. 1990’dan itibaren, bağlama ailesi çalgıların armonik çalınış olanakları üzerine, Türkiye’nin önde gelen besteci ve eğiticileriyle çalıştı. Türk müziği ve özellikle de Anadolu makamlarına özgü birçok seslendirme yöntemine dayanan bu çalışmalar sonucunda, özgün bir repertuarın geliştirilmesini sağladı. Geleneksel çalgılardaki transpoze akort ve pozisyon sorunlarını çözmek amacıyla, dört telli saz ve bas bağlama gibi yeni çalgıların tasarım ve terası üzerinde çalışmalar yapmaktadır.

Halen Hacettepe Üniversitesi’nde bağlama kursları veren ve özel bir sanatevinin yöneticiliğini yürüten Öztürk sözlerine, “İnsanoğlunun sergilediği çeşitliliği en iyi algılayabileceğimiz alanların başında kültür gelmektedir,” diyerek başladı: “Bu çeşitliliğin yansıdığı kültürü anlamak için müzik kültürü ve çalgıları önemlidir. Farklı kültürlerin müziklerini araştıran etnomüzikologlar, genelde müzik kültürlerini birebir ekolojik sisteme benzetmektedir. Kendine özgü kültürel alışkanlıklar, güzellik anlayışı, estetik, inanç gibi müzik de bu çeşitlilik içinde farklı bir yer edinmektedir. Bizim yaşadığımız modernleşme süreci, bu gelenekselliğin çağdaşlaşma, yenileşme çabaları ile karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Bunun günümüze yansımasını görmekteyiz ve geleneklerimizi modernleşme karşıtlığı gibi algılamaktayız.

Metin Sözen, Ersu Pekin, Okan Murat Öztürk, Erdem Şimşek

“Cumhuriyet döneminde yeni bir ulus devlet tanımı ve bu inşanın ayrılmaz parçası olan müziğe bakış açısı da önem kazanmıştı. Osmanlı’nın son döneminde Anadolu’da var olan müziğin derlenerek çağdaş müzikte temel yapı harcı olarak kullanılması amaçlanmaktaydı. Cumhuriyet’in kurulmasıyla 1925 yılından başlayarak Anadolu müzik kültürünü tanımak isteyen ulusalcı bir çabanın içine girildi. Yurt çapında derleme çalışmaları yapıldı. Bunların ilki 1925-1929 yıllarında, daha sonra İstanbul Belediye Konservatuarı adını alan Dar-ül Elhan tarafından gerçekleştirildi. 1936-1952 yılları arasındaysa Ankara Devlet Konservatuarı tarafından bugün de söylediğimiz pek çok türkünün derlenmesine başlanmış oldu.

“Ses hafızasını belgeleyen bir arşiv çürümek üzere”

“O dönemde derlenen bilgilerin çoğu, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı arşivinde yok olmaya yüz tutmuş durumda. Ses hafızasını belgeleyen bir arşiv çürümek üzere… Ses kayıtlarının da olduğu arşiv yeterince korunamamakta… Arşivde bulunan fotoğraflar da, Anadolu insanın elinde bulunan çalgıları, özellikle de bağlamayı tanıyabilmemiz için değerli birer belge.

“Cumhuriyet’in ilk yıllarında derleme süreci zor koşullarda yapılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerel yöneticilere gönderdiği resmi yazılarla, köylerden jandarma nezaretinde toplanan halk ozanları, okullarda önlerine koyulan mikrofona kısıtlı imkanlarla türkü okumuşlar, fotoğraf çekimleri yapılmıştır. Bu toplanan veriler hiçbir zaman bilimsel bir çalışmaya konu olmadı. Geleneksel müzik kültürümüz ve çalgılarımız hakkında net bilgilere sahip değiliz. Kaynaklarımız çok sınırlı. Bazı etnografik çalgılar bakımsızlıktan deforme olmak üzere.

“Arşivlerdeki fotoğraflara baktığımızda çeşitlilik kavramını görüyoruz. Şekilleri, yapılış malzemeleri, sapları üzerindeki telleri, perde sayısı gibi pek çok temel noktalarda farklılıklar gözlenmektedir. Anadolu’da zengin bir çalgı kültürü var. Türkiye, çok hızlı bir değişim yaşıyor. Bu nedenle yerel müzik kültürümüzde, çalgı yapımına kadar değişim gözlenmektedir. Çeşitliliğimizi kaybediyoruz; bazı canlı türlerinin doğal yaşam alanlarını kaybettiği gibi…

“Müzik Müzeleri Oluşturulmalı”

Türkiye hala bir müzik müzesinden mahrum durumdadır. Arkeoloji ve etnografya müzelerinde bazı çalgı örnekleri mevcuttur. Bir an önce müzik yapmaya ilişkin unsurların, belgeleriyle derlenebilmesi ve müzik müzelerinin oluşturulması gerekiyor. Bu bir insanlık mirasıdır. Çok geç olmadan Anadolu müzik kültürünü korumalıyız.”

Prof. Dr. Metin Sözen de sunumun ardından söz alarak, ÇEKÜL’ün sadece mimarlık mirasının değil, geleneksel yaşam kültürümüzün de özgünlüğünü koruması yönünde çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Bunlara örnek olarak kent müzeleri ve arşivlerinin kurulmaya başladığına dikkat çekti. Mimari mirasın korunmasının, ancak işlev kazandığında değerli olduğunu vurgulayan Sözen, özellikle Sivas’ta aşık geleneğinin, restore edilen konaklarda devam ettiğine, Banaz’da ise bağlama sanatçılarının örgütlenerek, genç-yaşlı, kadın-erkek pek çok insana ulaşarak sanatlarını icra ettiğine işaret etti. Sözen, “Geleneksellik, durağanlık anlamını gelmez. Gelenekler, içinde barındırdıkları dinamikler yaşatıldığı sürece önemlidir,” diyerek konuşmasını tamamladı.

Okan Murat Öztürk ve Erdem Şimşek “yaprak saz” ismi verilen ve maun ağacından yapılan çalgılarıyla Anadolu müzik kültürünün önemli örneklerini sundu. Bu çalgıların günümüzde “tambura” olarak bilindiğini, Anadolu’da “bozuk” olarak adlandırıldığını söyleyen Öztürk, “Kullandığımız çalgılar, Yunanistan’a Bozuki, Suriye, Halep ve Lübnan’da Buzuk adıyla geçen çalgıdır,” diyerek ÇEKÜL gönüllülerine, çaldıkları sazlar ve söyledikleri türkülerle eşsiz anlar yaşattı.