ÇEKÜL VAKFI’NIN, ÇEVRE BAKANLIĞI’NIN ORMAN BAKANLIĞI İLE BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDAKİ YASA TEKLİFİNE İLİŞKİN GÖRÜŞÜ

01.04.2003

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurulan yeni hükümet, güvenoyu için parlamentoya sunduğu hükümet programında Çevre Bakanlığı’nın Orman Bakanlığı ile birleştirilmesine karar vermiştir. Alınan karar çerçevesinde hazırlanan yasa teklifi iki bakanlığın aynı çatı altında toplanmasını öngörmektedir.

ÇEKÜL VAKFI, Çevre Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması gerektiği görüşünü paylaşmak ve savunmakla birlikte, Çevre Bakanlığı’nın Orman Bakanlığı ile birleştirilmesinin ülkenin çevre sorunlarının çözümlenmesine katkı getirmeyecek şekilsel ve yapay bir düzenleme olduğuna inanmaktadır.

ÇEKÜL VAKFI, 1993 yılında Müsteşarlık’tan Bakanlığa dönüştürülen yapısıyla, Çevre Bakanlığı’nın  ülkenin çevresel kalitesinin korunmasına esaslı bir katkı getiremediği ve uluslararası düzeyde gerek kuramsal, gerek teknoloji ve gerekse uygulama alanlarında elde edilen gelişmelerin gerisinde kaldığı görüşündedir.

Çevre Bakanlığı, bir bakanlık olarak çalışmalarını son 10 yıldır sürdürmektedir. Bu süreye rağmen, ülke çapında örgütlenmesini il müdürlükleri düzeyinde olmak üzere ancak geçen yıl tamamlayabilmiştir. Bu müdürlüklerin tümü oldukça yetersiz teknik ve bürokratik koşullar içinde çalışmaktadır. 1000’e yakın ilçemizin hiç birinde henüz ilçe müdürlüğü örgütü kurulamamıştır.

Tüm bunlara ek olarak, Bakanlık merkez örgütü doğru ve etkili bir yapılanmaya sahip olamamış ve Başbakanlık Çevre Örgütü’nün oluşturulduğu 1979 yılından bu yana geçen 24 yıl içinde çevre planlama ve yönetim süreçleri doğru ve etkili bir şekilde oluşturulamamıştır.

Bütün bunların ötesinde, çevre yönetimi ve planlamasına ilişkin görev ve yetkiler Çevre Bakanlığı dışında pek çok bakanlık arasında paylaşılmış bulunmaktadır. Çevre Bakanlığı’nın bu bağlamda çevre üzerindeki görev ve yetkileri ihmal edilebilecek boyutlardadır. Örneğin, hava kirliliğinin önlenmesinde etkili bakanlık Çevre Bakanlığı değil, Sağlık Bakanlığı ve il valilikleridir. Su kirliliğinin önlenmesinde yetki daha çok Sağlık Bakanlığı’na, DSİ’ye, il valiliklerine  ve büyük şehir belediyelerine bırakılmıştır. İçme suyu temini ve yönetiminde görev belediyelere, DSİ’ye ve İller Bankası’na aittir. Katı atık toplama ve bertaraf işlevleri yerel yönetimler tarafından yapılmaktadır. Gürültü kirliliğinin önlenmesinin hangi kamu kuruluşuna ait olduğu tam olarak bilinmemektedir. Çevre düzeni planlarına ilişkin yetki dağılımı konusunda Çevre Bakanlığı ile Bayındırlık Bakanlığı arasında yıllardan bu yana süren çatışma olanca hızıyla sürmektedir.

Hatta, doğal varlıkların korunmasında ana görev Çevre Bakanlığı’na değil, Kültür Bakanlığı’na aittir.

Çevre Bakanı’nın çevreyi kirletenlere ceza vermesi dahi söz konusu değildir.

Başta, Çevresel Etki Değerlendirmesi olmak üzere, Çevre Bakanlığı tarafından yerine getirilmekte olan çevresel işlevlerde istenen performans düzeyi elde edilememiştir.

Çevre Bakanlığı’nın yerine getirmesi gereken en doğal görevler dahi yerine getirilememektedir. “Çevre Denetim Sistemi”, stratejik çevresel etki değerlendirmesi, coğrafi bilgi sistemleri ve çevre envanterleri bu bağlamda verilmesi gereken bazı örnekler arasındadır.

ISO 14001 Uluslararası Çevre Yönetimi Sertifikası ile ilgili işlevler Çevre Bakanlığı dışlanarak TSE tarafından yürütülmektedir. Bu alanda ciddi bir görev karmaşası ve yönetsel başarısızlık söz konusudur.

“Sürdürülebilir Kalkınma” ilkesi kalkınma planları tarafından benimsenmesine karşılık, Çevre Bakanı’nın, Yüksek Planlama Kurulu’nun etkili bir üyesi olması güvence altına alınamamıştır.

Yüksek Çevre Kurulu işlevsiz ve etkisizdir.

Çevre konusunda meydana gelen olumsuzluklara Çevre Bakanlığı’nın doğrudan müdahale edebilme olanağı yoktur. Çevre Bakanı ancak il valisinden gerekli önlemleri almasını isteyebilmektedir.

Çevre Bakanlığı’nın bütçesi orta ölçekte bir ilçe belediyesinin bütçesi kadardır. BDDK ve Rekabeti Koruma üst kurulları gibi kamu kurumlarına yeni gelir kaynakları ve fonlar oluşturulurken Çevre Fonu genel bütçe içine alınarak söndürülmüştür.

Orman Bakanlığı ise, doğal kaynakların tümünden değil yalnızca ormanlık alanların, milli parkların, yaban yaşamının ve rezerv alanlarının korunması, planlanması ve yönetiminden ve kara avcılığının düzenlenmesinden sorumludur.

Oysa, doğa olgusu ve doğal varlık kavramı bu alanların dışında kalan tüm peyzajı kapsamına almak durumundadır. “Ramsar Alanı” olarak bilinen sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri, sucul çevre, tarihi sitler, Pamukkale gibi doğal sitler doğal çevre kavramı içinde yer almakla birlikte Orman Bakanlığı’nın görev ve yetki alanının dışında kalmaktadır.

Orman Bakanlığı’nın bugünkü işlevlerine bakıldığında, çevresel kirlenmelerin önlenmesine ilişkin herhangi bir işlevi göze çarpmadığı gibi, Bakanlık’ta bu yolda bir kapasite de mevcut bulunmamaktadır.

Yukarıda ana çizgileriyle özetlendiği üzere, iki bakanlığın bir araya gelmesinden çevre için olumlu sonuçlar umut etmek hayalcilikten öteye geçemeyecek bir politika kararı olarak ortaya çıkmaktadır.

Oysa, çevre yönetiminin gerek ulusal ve gerekse yerel ölçekte nasıl kurumlaşması ve çevre planlaması ve yönetiminin yöntem, süreç ve tekniklerinin neler olması gerektiği ilgili odaklarca açıklıkla bilinmektedir.

Ülkemizde, çevresel kalitenin korunması ve geliştirilmesi bağlamında yapılması gereken çalışma, sonuç üretmeyecek yapay düzenlemelerle kamu oyunu meşgul etmek yerine, merkezi hükümet ve yerel yönetimler ve merkezi hükümette de çeşitli bakanlık ve kurumlar arasında dağılmış olan yetkileri anlamlı bir şekilde toparlamak, çevre planlaması ve yönetimi süreçlerini olması gereken sağlam temele oturtmak ve ülkede etkili bir çevre yönetimi ve denetim sistemi kurmak olmalıdır.

ÇEKÜL VAKFI bu konuda atılması gereken adımların geç kalmış olduğuna inanmaktadır.

ÇEKÜL VAKFI, Çevre Bakanlığı ile Orman Bakanlığı’nın birleştirilmesinin yukarıda kısaca sayılan sorunların giderilmesine olumlu katkıda  bulunamayacağını ve sorunları içinden çıkılmaz duruma sokacağını düşünmektedir.

ÇEKÜL VAKFI, Çevre Bakanlığı’nın, yeniden yapılandırılması gerektiğini tüm kamuoyuna açıkça ifade etmektedir. Bu bağlamda, kaotik bir dağılıma konu olan tüm çevresel görev, yetki ve sorumlulukların tek elde toplanması, bu görev, yetki ve sorumlulukların merkezi hükümet ile alanda görev yapan taşra örgütleri ya da yerel yönetimler arasında anlamlı bir şekilde paylaştırılması ve eksikliği bilinen tüm çevresel yönetim ve planlama süreçlerinin bir an önce etkili bir şekilde yaşama geçirilmesi gerektiği görüşündedir.

Ülkede çevre yönetiminin gerçek anlamda kurumsallaştırılabilmesi, yapay ve populist yaklaşımlara değil, sorunlara cesur, doğru ve isabetli tanılar koyan ve köktenci düzenlemeler içeren stratejilerin benimsenmesine bağlıdır.