Bereketli aşure

19.12.2011

Bu sıralar evlerden aşure kokuları sokaklara taşıyor, geleneksel lokantaların tatlı menülerinde aşure en öne yazılıyor. Halk arasında aşure ayı olarak tanımlanan, hicri takvime göre her muharrem ayında olduğu gibi… Aslında Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen Aşure Günü artık günümüzde tüm aya yayılmış bir gelenek olarak sürdürülüyor. Aşurenin tarihine bakınca ise birçok hikâye çıkıyor karşımıza. En bilineni; Nuh Tufanı bittiğinde, sular geri çekildiğinde, Nuh’un gemisi Ağrı Dağı’na oturduğunda kurtuluşu kutlamak ve Allah’a şükretmek için bir yemek hazırlanır. Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen bugünde, felaket sonrası gemide her ne yiyecek kalmışsa birleştirilerek, sonradan ‘aşura’ olarak adlandırılan bir aş hazırlanır.

Aşure Günü ile bilinen diğer bir hikâye de Kerbelâ Savaşı ile ilgilidir. 680 yılında Kerbelâ şehrinde yaşanan savaşta Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi yine muharremin onuncu gününe denk gelir. Birçok toplum tarafından bugünü anmak ve unutmamak için oruç tutulur ve aşure yapıp dağıtılır.

Anadolu kültüründe de önemli bir yere sahip olan aşure geleneğinin Osmanlı Dönemi’nde de yaşadığını biliyoruz. 16. yüzyılda Topkapı Sarayı mutfaklarında yapılan aşureye en fazla katılan malzeme kuru üzümmüş. Büyük tencerelerde, özel malzemelerle yapılan, dualar okunarak hazırlanan aşure, piştikten sonra sarayın avlusunda halka dağıtılırmış.

Aşurenin Türk sanatına yansımasını ise aşureliklerde görmek mümkün. 18. yüzyıldan itibaren üretilmeye başlanan şişkin karınlı, uzun boyunlu ve kulplu aşurelikler, Türk seramik sanatında önemli bir yere sahiptir.

Aşurenin ana malzemelerinden birinin bolluk ve bereketin simgesi olan buğday olması, insanları bir araya getiren paylaşımcı bir ortam yaratması ve birçok toplum için değerli olması günümüzde de yaşatılan bir gelenektir. Sadece muharrem ayının onunda değil, aşure ayı olarak tanımlanan ay boyunca evlerde aşure kazanları kaynamaya, pişen nefis ‘tatlı çorbalar’ komşularla paylaşılıp afiyetle yenmeye devam ediliyor.

ÇEKÜL Evi’nde de her yıl evden yapılıp getirilen aşureler dağıtılıp yenirdi. Bu yıl bir değişiklik yapıp hep birlikte pişirmeye karar verdik aşuremizi. Bir arkadaşımızın anneannesinin tarifinden yola çıktık. Herkes bir malzeme getirdi. Nohut, fasulye, buğday önceden ıslatıldı. Kuru meyveler hazırlandı, narlar ayıklandı. Koca iki tencereye malzemeler bölüştürüldü ve iyice helmeleninceye dek kaynatıldı. Bütün bunları yaparken herkes aşure geleneğiyle ilgili bildiklerini anlattı. İmece usulü yaptığımız aşuremizin bereketi arttı ve hepimizin ağzını tatlandırdı.