Ana içeriğe atla

AVRUPA'DA SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM KONULU AVRUPA ÇEVRE BÜROSU TOPLANTISINDAN NOTLAR

12.05.2005

Avrupa’da Sürdürülebilir Turizm konulu Avrupa Çevre Bürosu (EEB) toplantısı İtalya’nın Emilia Romagna eyaletinin Ferrara ve Commachia şehirlerinde 28 Nisan–1 Mayıs 2005 tarihleri arasında yapıldı.

EEB üyesi olarak ÇEKÜL Vakfı'nın da hazır bulunduğu toplantıya Avrupa’nın 16 ülkesinden doğa korumacı STK’ları temsilen 26 kişi katıldı. Toplantı, İtalya’nın en büyük çevre STK’larından olan EEB üyesi Legambiente (Çevre Ligi)  kuruluşunun Legambiente Turismo kolu tarafından organize edildi.

Özet olarak, toplantıda Avrupa Çevre Bürosu’nun sürdürülebilir turizm konusunda çalışma grubu kurarak Avrupa Birliği’ndeki karar verme sürecinde konuyu gündeme getirmesi  için toplantıya katılan STK’ların görüşleri alındı ve bir eylem planı taslağı oluşturuldu. EEB üyeleri arasında yapılan bu çalıştaya ek olarak; Almanya, İtalya, Avusturya ve İngiltere’den gelen konuşmacıların katıldığı bir seminer ile sürdürülebilir turizm araçlarından biri olan ve turizm şirketlerine verilen ‘ekolojik belgeleme’ (eco-labelling) hakkında bilgi verildi.

Aşağıda toplantı hakkında ön bilgi ve sunuş özetlerini bulabilirsiniz.*

I. ÖN BİLGİ

Toplantı EEB’nin temasal toplantılarından biri olup, EEB üyesi Legambiente Turismo desteği ile organize edilmiştir.

Türkiye’den ÇEKÜL Vakfı dışında TEMA Vakfı’nın da üyesi olduğu EEB Avrupa’nın en büyük çevre federasyonudur. EEB, 1974’ten bu yana 31 ülkeyi temsil eden 140 doğa korumacı STK ve 15 milyon üyesi ile Avrupa Birliği kurumlarında doğa koruma konularında baskı grubu olarak çalışmaktadır.

Legambiente (Çevre Ligi) İtalya’nın en büyük çevre STK’larından biridir ve temel çalışma alanı çevre kirliliğidir. Legambiente Turismo bu STK’nın bir koludur ve temel olarak turistik tesislerle beraber sürdürülebilir turizm projeleri uygulamaktadır. Dernek, atıkların azaltılması, geri dönüşüm, elektrik ve su tasarrufu, yerel kültürün tanıtılması, müşterilerin bilgilendirilmesi gibi konuları içeren ‘ekolojik belgeleme’ yöntemi (bakınız III) ile turistik tesislerin yerel doğayı ve kültürü koruyan uygulamalarda bulunmalarını sağlamaktadır.

Toplantı, İtalya’nın Emilia Romagna eyaletinde Po Deltası’nın bulunduğu Adriyatik kıyısı kenarındaki tarihi Commachio kasabasında ve buraya 1 saatlik uzaklıktaki tarihi Ferrara şehrinde yer almıştır. Ferrara vilayeti Ortaçağ ve Rönesans devrinden kalma şehir planını koruması ve Po Deltası’nın korunan  doğal yapısı nedeni ile 1995’den bu yana UNESCO Dünya Kültürel Mirası Listesi'nde yer almaktadır. Korunan doğal ve kültürel kimliği ile bu bölgede kıyı, kültür ve doğa turizmi bir bütünlük içerisinde sunulmaktadır. Bu niteliği ile doğal güzellikleri ve kültürel zenginlikleri ile İtalya’dan farkı olmayan ülkemize güzel bir örnek sunmakta; ‘sürdürülebilir turizm’ gibi bir toplantı böyle bir bölgede daha da anlam kazanmaktadır.

II. TOPLANTI ORGANİZASYONU

Legambiente Turismo’nun bu toplantıyı EEB ile birlikte organize etmesinin nedenleri ‘sürdürülebilir turizm’in EEB’de çalışma grubunun kurulmasını sağlamak, Avrupa genelinde bu konuda örgütlülüğü güçlendirmek, EEB üyesi örgütlerin görüşlerini almak ve Avrupa’da bu konuda yapılan çalışmaları EEB üyesi örgütlerle paylaşmaktır.

Toplantı 2 oturum olarak yapılandırılmıştır. İlk oturumda EEB üyesi STK’lar Legambiente Turismo’nun hazırladığı taslak eylem planı üstünden tartışmış ve görüşlerini sunmuşlardır. İkinci oturumda farklı Avrupa ülkelerini temsil eden ve ‘eco-label’ üstünde çalışan STK’lar bilgi aktarmıştır.

Türkiye’den ÇEKÜL Vakfı’nın katıldığı toplantıda, konuşmacılara ve katılımcılara ÇEKÜL ve Tarihi Kentler Birliği sözlü, yazılı ve görsel olarak tanıtıldı.

III. TOPLANTI KONULARI – ÖZET TARTIŞMALAR

A – EEB ÖRGÜT-İÇİ ÇALIŞTAY: ‘SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM İÇİN EYLEM PLANIMIZ’

Çalıştayda Legambiente Turismo’nun hazırladığı taslak eylem planı üstünden tartışıldı. Regina Schneider getirilen önerilerin somut ve uygulanabilir olmaları için özel çaba sarfetti. Legambiente Turismo’nun taslağı getirilen önerilerle geliştirilerek taslak  EEB eylem planı oluşturuldu. Ayrıca EEB Sürdürülebilir Turizm Çalışma Grubu’nun öncelikli konuları hakkında öneriler getirildi. Sonuç olarak hazırlanan metinler toplantı katılımcılarına e-posta yolu ile gönderilecek ve ek yorumlarla Mayıs ayı sonuna kadar hazır hale getirilecek.

Çalıştay Tartışmaları Özetleri

Sürdürülebilir Turizm 1992’deki Birleşmiş Milletler Rio Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi sonrası oluşturulmuş Yerel Gündem 21’in ve 2003’deki Birleşmiş Milletler Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi Uygulama Planı’nın temel konularından biri. ‘Doğal çevre’ olmadan turizmin de olmayacağı temel bir ‘gerçek’. Bu bağlamda turizm sektörünün doğaya tahribatı oturduğu dalı baltalaması demek ki maalesef doğal kaynakların turizm adına talan edilmesi, doğal alanların ranta açılması, kitle turizminin yarattığı kirlilik, yerel kültürün ve ekonominin ihmal edilmesi gibi olumsuz gelişmeler geçmişte olduğu gibi halen devam ediyor. Ancak ironik de olsa olumlu bir gelişme olarak betonlaşmış şehirlerden ve çevre kirliliğinden bunalan günümüz turisti yerel kimliğin ve doğal güzelliklerin korunduğu alanlarda tatil yapmak istiyor. Araştırmalar, günümüz Avrupa turistinin temiz su ve kıyıları, yapılaşmanın, trafiğin, gürültü ve çevre kirliliğinin olmadığı  ‘yeşil kentleri’ tercih ettiğini gösteriyor. Bu talep de turistik tesisleri çevre örgütleri ile işbirliğine itecek temel güç olarak karşımıza çıkıyor.

Turizm doğası gereği yerelde ‘varolan’, etkisini ‘yerel’ olarak hissettiren, bu nedenle yerel doğal kaynakları tüketmeden  ve yerel sosyal ve kültürel yapıya da saygı göstererek gelişmesi gereken bir sektör. Yerel bir sektör olduğu içinde yerel ekonomik kalkınmayı sağlayabilecek bir güç.

Bu gerçekler ışığında EEB toplantısının çağrısı şöyle özetlenebilir:

- Çevre örgütlerinin turizm konusunda daha etkin çalışmalı ve bu çalışmayı yerel kuruluşlarla işbirliği içerisinde gerçekleştirmeli. Geçmiş tecrübeler,  çevre örgütlerinin özel sektör ve yerel ortaklar ile beraber başlattıkları sürdürülebilir turizm projelerinde başarılı olduğunu gösteriyor.
- Çevre örgütleri turizm etkinliklerinin doğa ve kültürü tahrip etmek yerine doğa ve kültürle bütünleşmesini sağlayacak yol haritasını hazırlamalı.
- AB kurumlarında konu hakkında politika ve uygulamaların geliştirilmesinde baskı gücü oluşturmalı, ilgililere verilerle donatılmış bilgileri sunabilmeli.
- Aşağıda listelenen ve halihazırda bir çok kuruluş tarafında hayata geçirilmiş ekolojik turizm uygulamalarını hayata geçirecek sürdürülebilir projeler başlatmalı.

Genel Olarak Sürdürülebilir Turizm Çalışmaları:
Çevre ve gençlik örgütleri doğa turizmi paketleri geliştirmekteler. Bunlardan başlıcaları şöyle sıralanabilir:

Gönüllü kampları: Özellikle gençlerin rağbet ettiği bu tatil seçeneğinde turistler tatillerini tahrip olmuş doğal alanların bakımı veya tarihi binaların restorasyonu gibi kamuya ve çevreye yarar getiren gönüllü çalışmalarla geçiriyorlar.

Çevre Yaz Okulları: Çevre eğitimi ile birlikte alanda doğa koruma çalışmalarını da kapsayan çocuk ve gençlere yönelik yaz tatilleri.

Doğa ve Kültür Turizmi Turları: Doğal ve kültürel alanların tanıtımına öncelik veren bilgilendirici tatil seçenekleri.

Alternatif Konaklama: Yayla ve köylerde, tarihi ev ve konaklarda gerçekleştirilen tatil yerindeki toplumsal yaşama aktif katılarak gerçekleşen kültür ve doğa öncelikli tatil paketleri.

Turizm için Ekolojik Sertifika (Eco-label): Turistik şirketler ve doğa örgütleri arasında gönüllü işbirliği ile gerçekleştirilen bu çalışmada şirketler sürdürülebilir kaynak kullanımı, yerel kültürün tanıtılması ve korunması gibi yerel doğayı ve kültürü koruyan çalışmalar yürütüyor ve bunu düzenli hizmet olarak sunuyor. Kitle turizmin en yaygın turizm biçimi gerçeğinden yola çıkarak, turizmin doğaya baskısını en aza indirmek amaçlanıyor. Bu tip uygulamaların bütün turistik merkezlere yayılması ile turizmin ana öğesi olan ‘doğa’nın turistik tesislerin katılımı ile korunması hedefleniyor. 'Mavi Bayrak' (Blue Flag) benzeri olan bu ekolojik sertifikalandırma yöntemi Avrupa’da giderek yaygınlaşıyor. HOTREC–Avrupa Oteller, Restoranlar, Kafeler Birliği’ne göre Avrupa’nın 20 ülkesindeki 500 bin turistik işyerinden yüzde 95’i 20 kişinin altında eleman istihdam ediyor. Bu nedenle ekolojik sertifikalandırmanın tepeden inme uygulama ve kontrol ile yürütülmesinden ziyade yerelde yerel kuruluşların bu şirketlerle kuracağı güçlü diyalog ile verilmesi ve izlenmesi gerekiyor.

Ekolojik sertifikalandırmada aşağıda sıralanan şu konulara dikkat ediliyor.
-Sürdürülebilir doğal kaynak kullanımı/Su ve elektrik tasarrufu, atıkların kaynağında ayrıştırılması ve geri-dönüştürülmesi, atık üretimini azaltıcı uygulamalar vs.
- Ekolojik Ulaşım (Soft mobility)–Araba kiralama gibi uygulamalar yerine toplu taşıt kullanımı ve bisiklet kullanımının teşvik edilmesi, güvenli bisiklet yollarının yapılması vs.
- Gıda güvenliği ve kalitesi–Ekolojik tarımsal ürünler
- Yerel kültüre has yiyeceklerin sunulması ve tanıtılması (Tercihen yöre kadınları veya aşçıları tarafından hazırlanan yiyeceklerin haftada bir kez özel menü olarak yer alması vs.)
- Yöreye has gıda ve ürünlerin tanıtılması ve yöreden satın alınarak pazarlanması
- Yörenin doğal güzelliklerinin ve kültürel ve tarihi mirasının tanıtılması (Bu konuda bilgilendirici broşürlerin hazırlanması, turların yapılması vs yolu ile)

Bu başlıklar yerel kuruluşlar, ekolojik sertifikayı veren kuruluş ve turizm şirketleri arasında  tartışılıyor ve şirket koşullarına uygun programlar hazırlanıyor, bu konularda şirketlere eğitimler veriliyor ve süreç bağımsız bir uzmanlar kurulu tarafından denetleniyor.

B– SEMİNER: AVRUPA’DA ÇEVRE VE TURİZM

Konuşmalar iki düzlemde yer aldı. Ferrara–Commachio yöneticileri ve turizm müdürleri yaptıkları çalışmalar ve turizm yaklaşımları hakkında bilgi aktardılar. Farklı ülkeleri temsil eden konuşmacıların çoğu sürdürülebilir turizmin ana yöntemlerinden biri olan ‘eco-labelling’ uygulamaları hakkında sunuşlar yaptılar. Bu nedenle toplantı genel olarak ‘sürdürülebilir turizm’ konusuna değil de ‘bir sürdürülebilir turizm yöntemi olarak eco-labelling’ konusuna yoğunlaştı.

1- Ferrara ve Commachio Yöneticilerinin Konuşmalarından Özet:

Yöneticilerin hepsi ‘turizmin’ temellerinin doğal ve kültürel değerler olduğunu ifade etti. Hepsi doğayı ve turizmi bütünleştiren projeler gerçekleştirdiklerini, STK’larla bu konuda işbirliği içinde olduklarını belirtti. Yerel Gündem 21’i uygulamaya geçirdiklerini söylediler. Commachio ilçe sınırındaki Po Deltası’nın hemen kıyıdaki deniz turizmi ile birleştirdiklerini, 2 senedir Uluslararası Po Deltası Kuş Gözlem Fuarı ile özellikle çocuklara renkli çevre eğitimleri verildiğini, iç turizmin canlandırıldığını söylediler. Faşişt dönemde devletin el koyduğu doğal alanların yeniden kurtarıldığını, bisiklet yolları yapıldığını (nitekim bölgede arabadan çok bisiklet gördük), çok büyük bir  turistik tesis projesinin doğal çevreyi betonlaştırdığı için yasal yolla iptal ettirdiklerini, plajlar arasında yarışmalar düzenlendiğini ve buna benzer bir çok olumlu projelerini anlattılar. Konuşmalardan bu bölgenin yöneticilerinin kıyı, doğa ve kültür turizmini bir bütün halinde ele aldıkları belliydi. Nitekim toplantı sırasında da yer alan Po Deltası Kuş Gözlem Fuarı, tümüyle korunmuş doğal alan ve sazlıklar, şehirlerdeki kültürel bütünlük ve görsel estetik bunun söylemde kalmayıp pratikte uygulandığını da gösteriyordu.

Ayrıca İtalya Yerel Gündem 21 koordinatörü (Alessandro Bratti)  İtalya genelinde yapılan çalışmaları özetledi. Çok kapsamlı olan konuşmasından ve diğer konuşmacıların da verdikleri bilgilerden çıkan sonuç Yerel Gündem 21’in oldukça etkili olduğu, somut sonuçları olan politikalar ürettiği görülüyor. Sürekli yerel katılımdan bahsediyor. Ecolabel ekonomi ve ekolojiyi birleştiriyor diyor. (Bir STK olarak Legambiente Turismo ve yerel yöneticilerin aralarındaki iletişimden konuşmanın söylemde kalmadığı anlaşılıyor).

2- Avrupa’dan Gelen Konuşmacıların  Sunuş Özetleri:

Luigi Rambelli–Legambiente Turismo Başkanı, İtalya

Neden çevreciler turizmle ilgileniyor? Sonuçta turizm ekonomik ve ticari bir sektör değil mi? Yerel ve ulusal ekonomiye katkısı olan, altın yumurtlayan kaz gibi olduğu yerde gelir üreten bir sektör değil mi? Hayır değil. Çevreciler turizmle ilgileniyor, çünkü ‘doğa’ turizmin ham maddesi. Doğa turizmin temel kaynağı. Doğa olmadan turizm var olamaz. Doğa satılabilir bir değer değil...Geçmişte turizm adına doğaya büyük zararlar verildi. Artık doğayı korumak için eyleme geçildi, bu da yerel ölçekte gerçekleştiriliyor. ‘Yerel’ keşfedildi. Yörelere özgü yerel tipik özellikler, ürünler. Doğa, doğal çevre, tarihi ve kültürel miras turizmde bir arada olmalı.

Bizim önerimizin hiç bir olağanüstü bir özelliği yok. Gayet basit. Amacımız rahat bir tatil olanağı sağlanırken turizmin doğaya olan etkisini en aza indirmek. Bunu bütün yerel ortakların katılımı ile gerçekleştirmek. Bunu ‘ekolojik sertifikalandırma’ (eco-labelling) yöntemi ile sağlıyoruz. Ekolojik sertifikayı gönüllü olarak alan turistik konaklama kuruluşları Legambiente logosunu alıyor, ve böylece turistik konaklama tesisleri ‘doğanın korunmasına katkılarından dolayı tavsiye edilen’ şirketlerin arasına giriyor.Legambiente ve konaklama tesisi arasında bir protokol imzalanıyor. Tesis Legambiente üyesi oluyor. Denetleme uzmanlarının ücretini, koordinasyon giderlerini karşılayacak bir meblağ yıllık üyelik ücreti olarak ödeniyor. Çoğu zaman şirketlerin kaynak kullanımı tasarrufu ile elde ettiği kar bu meblağdan yüksek oluyor. Elbette şirketler başta tasarruf sağlayan bazı teknik ekipmanlara yatırım yapmak durumunda kalıyorlar.

Legambiente’nin şirketlerle uygulamaya geçirdiği yönetmelik:

1. ATIK
Geri dönüşümü olan atıkların (kağıt, cam, teneke, organik (sebze-meyve gibi) atıklar, pillerin) kaynakta ayrıştırılması, depozitolu şişelerin kullanımı, tek kullanımlık malzemeler yerine yeniden kullanılabilir malzemelerin tercih edilmesi, organik atıkların kompost edilerek bahçelerde kullanılması, plastik poşet kullanımını en aza indirilmesi.

2. SU
Bütün tesisler su tasarrufu sağlayan ekipman kullanır ve de müşterilerini akılcı su kullanımına teşvik eder.

3. ENERJİ
Bütün tesisler enerji tasarrufu yapan lambalar kullanır. Müşterilerden az havlu kullanmaları rica edilir, daha az çamaşır ile daha az su, enerji ve deterjan kullanılır. Açık alanlarda elektrik lambaları ihtiyaca göre yanar ve söner.

4. GIDA GÜVENLİĞİ
Bütün tesisler organik yöntemlerle veya düşük dozlu kimyasal girdi kullanan tarım (low-impact agriculture) ile üretilmiş gıdalardan yemeklerini hazırlar. GDO’lu ürünler kullanılmaz.

5. GASTRONOMİ
Bütün tesisler yörenin geleneksel tatlarını ve yemek tariflerini tanıtır. Yerelde üretilmiş malzemelerle bu yemeklerden yapar ve sunar. Haftada en az 1 kere yöresel yemekler sunulur.

6. TOPLU VE ‘HAFİF’ ULAŞIM (Light mobility)
Bütün tesisler toplu taşıma araçlarının zamanı, güzergahları hakkında bilgi verir, biletlerini satar. Güvenli bisiklet yolları oluşturur. Bisikletleri parasız veya kira ile turistlere sağlar.

7. GÜRÜLTÜ
Bütün tesisler gürültü oluşmamasını sağlar, müşterilerinden geceleri sessiz olmalarını rica eder.

8. DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRAS
Bütün tesisler yerel tarihi ve kültürel miras hakkında bilgi verir, bu ören yerlerini gezmeleri için gerekli yol ve harita bilgilerini sağlar, turlar düzenler. Doğal alanlar hakkında bilgi verilir, turistlerin buraları görmeleri için gerekli ulaşım bilgileri sağlanır. Turlar düzenlenir. Doğal biyolojik çeşitlilik hakkında, endemik canlılar hakkında bilgi verilir.

9. İLETİŞİM
Bütün tesislerdeki müşterilere doğa koruma bilinci verilmeye çalışılır. Hepsi tesisin çevre yönetmeliğine riayet eder ve müşterilerin buna inanması sağlanır. Odada veya resepsiyonda verilen anket kartında müşterinin tesisteki çevreci tutum hakkında düşünce ve görüşleri alınır. Bu kartlar otel tarafından veya müşteri tarafından Legambiente’ye ulaştırılır.

Yönetmeliğin hayata geçirilmesinin ardından senelik veya yılda iki kere habersiz ziyaretler ile teknik bir ekip konaklama tesisinde yönetmeliğe uyulup uyulmadığını denetler. Denetleme ücreti ekolojik sertifikalandırmaya dahil olan tesislerin yıllık verdiği üyelik ücretinden ödenir.

1997’den bu yana Italya’nın Emilia Romagna eyaletinde 315 turistik tesis Legambiente tarafından sertifikalandırmış. Bunun için 25 ayrı proje uygulanmış ve uygulanmakta. Bu tesislerde çalışan herkes eğitimler almış ve hala alıyorlar. (Bunların masrafları şirketlerin verdiği üyelik aidatından ve sponsorluklardan karşılanıyor).

Jon Proctor–VISIT Birliği Başkan Yardımcısı, İskoçya

Turizm sektöründe şirketlerin gönüllü olarak ekolojik sertifika alması 1992’de Yerel Gündem 21’de etkili bir yöntem olarak sunulmuştu. Dünya Turizm Örgütü tarafından da bu ‘araç’ oldukça rağbet görüyor. Ekolojik sertifikalandırmanın AB genelinde tek bir logo ve merkezi bir şekilde yapılması üstüne yapılan sık tartışmalara rağmen, bu yöntem ancak yerelde yerel kuruluşların ortaklığı, katılımı ve yakın diyaloğu ile gerçekleştirildiğinde etkili oluyor. Bu da VISIT’in inandığı bir ilke. Bu doğrultuda 2004 yılında oluşturulan VISIT Avrupa genelinde kamu ve özel ekolojik sertifikalandırma kuruluşlarını birleştiren bir üst birlik. Her eco-label kuruluşu kendi tecrübelerini ve bilgilerini birbiri ile paylaşıyor, ortak ilkeler belirleniyor. Böylece yerelde çalışan bu örgütler arasında belli prensiplerde birlik sağlanıyor. 12 eco-label kuruluşu visit üyesi (Aralarında Türkiye’de bilinen Blue Flag’de var – Blue Flag sadece marina ve plajlarda uygulanan bir sertifika). AB Komisyonu ile yakın çalışıyorlar. Aylık üyelik 100 Euro. Sadece eco-label şirketleri değil turizm ve çevre hakkında çalışan her örgüt üye olabiliyor. Proctor, tekrar tekrar Avrupa genelinde birlikteliğin ve örgütlenmenin şart olduğunu, böyle güçleneceğimizi ve AB karar verme süreçlerini etkileyeceğimizi söylüyor. AB’nin ‘subsidiarity’ ilkesine göre turizm milli sınırlar içerisinde üye devletlerce ele alınıyor – ama bunun böyle olmaması gerektiğini söylüyor. EEB ile de bu bağlamda daha sıkı çalışmak gerektiğini ifade ediyor.

Çevreyi korurken turistin beklentilerini en iyi şekilde karşılamak temel amaç. Turist konfor bekliyor ve bu konfor çevreye sorumluluk sınırları içerisinde en iyi şekli ile veriliyor.

Eco-label alan şirketlerin doğayla dost uygulamalarını ölçmek ve denetlemek için 10 bölümden oluşan 120 ölçüt belirlemişler. Denetçiler bu ölçütlere göre sertifika alan kuruluşu değerlendiriyor.

Yukarıda Sn. Rambelli’nin bahsettiği 9 konu başlığını Proctor da veriyor.

Ardından VISIT’in Afrika’da kendi bütçesinin elverdiği kadarı ile gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projelerinden de bahsediyor.

Ve tekrar tekrar global düzeyde doğanın korunması için uluslararası örgütlenmenin şart olduğunu söylüyor. Arz zinciri ile çalışmanın doğa koruma açısından etkili bir yöntem olduğunu. Şirketler ile ortak noktalarda buluşulabileceğini, onlarında artık ‘çevreciliği’ bir reklam aracı olarak görmelerinden ve imaj yenilemek istediklerinden bu şirketlerle olumlu ve doğaya yararlı işbirliklerinin kurulabildiğini söylüyor. ‘Eco-label yöntemiyle doğa korumayı girişimci ve şirketlerle yaratıcılığa açık bir şekilde çözebiliriz’ diyor.

Christian Baumgartner–International Friends of Nature, Avusturya

Bu konuşmacı belli bir sorunsal çerçevesinde sunuş yapıyor. Bu da ‘turizmin yerel kültüre etkisinin nasıl ölçüleceği.’ Ekolojik sertifikalandırma da her şeyin çevre korumayı ölçen ölçütlerin olamayacağını, her yörenin sosyal yaşamına turizmin olumlu/olumsuz etkisi olacağını, eğer ekolojik sertifikalandırma yerel kültürün tanıtılmasını ve güçlendirilmesini ön görüyorsa bunun da ölçülmesi gerektiğini ancak bu ölçümünde her yörenin şartlarına göre oluşturulması gerektiğini söylüyor. Otel çalışanlarının yöre insanlarından olması, bu çalışanların varlığına ve işçi haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyor – örnek olarak. Aslında sosyoloji literatüründe çok bilinen bir konuyu yani yaşam kalitesini yöre insanın belirlediğini ve eğer bu ölçülecekse de kriterlerin yöre insanı ile belirlenmesi gerektiğini ifade ediyor.

Bir örnek çalışma sunuyor. Avusturya Alplerinde turistik merkezlerde gerçekleştirilmiş bir çalışma. Sonuç olarak sertifikalandırılan tesislerin yerel sosyal ve kültürel yapıya etkisi 4 düzlemde ölçülmeli: Ekoloji, Ekonomi (yöre insanları gelir olarak tesise bağımlı mı gibi), Sosyo-kültürel (tarihi yapılar korunmuş – tesis tarafından yeniden işlevlendirilmiş mi, çalışanlara eğitimler verilmiş mi), kurumsal yapı (yerel kuruluşlarla işbirliği vs.). (Bu konuşma içerik olarak yararlı da olsa uygulaması çok pratik gözükmüyor).

Helmut Röscheisen–Deutscher Naturschutzring, Almanya

Bu konuşmacı diğer konuşmacılardan farklı bir görüş savunuyor. Ona göre Almanya’da olduğu gibi 40 ayrı eco-label kuruluşu turiste fikir vermekten ziyade onun kafasını karıştırıyor. Ona göre tek bir sertifika ve tek bir logo olmalı. (Bu toplantıda aykırı tek fikir. Konu üstünde hiç tartışılmıyor. Ama toplantıdan çıkan sonuç yerel çeşitliliğin yerel katılım ve demokratik denetleme açısından gerekli olduğu).

Ardından Almanya’da özel bir şirket olan Viabono’nun sürdürülebilir turizm çalışmalarını aktarıyor. Turist adayları – tur operatörleri çevreye saygılı seçenekler hakkında internet sayfasından detayıyla bilgilendiriliyor. Viabono’ya üye her otele sayfadan ulaşılıyor. Detaylı rehberler hazırlanıyor. Şirkete kamu kuruluşları, turizm birlikleri, oteller vesaire üye olabiliyor.

Yukarıda Sn. Rambelli’nin sunduğu kriterlere çok yakın kriterleri bu konuşmacı da sıralıyor. Üyelerin bu kriterleri yerine getirmiş olması gerekiyor.

Rafael Medueno–Med Forum, İspanya

Med Forum, Mediterranean NGO Network for Ecology and Sustainable Development. (Yani Akdeniz Forumu. Türkiye üye mi diye soruyoruz, 3 üyesi var, TEMA – TURMEPA ve adını hatırlayamadığı başka bir STK – Türkiye için her çağrılarına eşit ilgi gelmediğini söyledi.)

Med Forum, Akdeniz’in merkezi bir turistik alan olması nedeni ile Akdeniz kıyılarında turizmin doğaya olan etkisini azaltmaya çalışıyor. Kıyı şeridinde su kirliliği, erozyon, deniz flora ve faunasının zarara uğraması, doğal çevrenin dokusunun bozulması, aşırı yapılaşma, çevrenin taşıma kapasitesinin üstünde tesislerin yapılması ve turistlerin ağırlanması gibi bir çok problemden bütün Akdeniz ülkeleri muzdarip. Kıyı şeridine hapsedilmiş bir turizmden söz ediyoruz. Aynı zamanda belli bir zaman aralığında – Mayıs ve Eylül ayı arasında. Yani zaman ve mekanda inanılmaz bir sıkışıklık var. Üstelik Akdeniz turizmine talebin son yıllarda azalması alternatif tatil yerlerinde ziyade doğal çevresindeki bozulma ana neden. Akdeniz turizmi yapısal bir kriz içerisinde.

1975’te ilk Akdeniz Eylem Planı kabul edilmiş. Bu anlaşmadan bu yana Akdeniz’de spekülatif turizm büyümesinde ve yapılaşmasında nispeten bir gerileme olmuş. En önemli girişimler AB’nin 5. Çevre Programı, MED 21 Gündemi, BM Çevre Programının Akdeniz Eylem Planı. Barcelona da 1995’te belirlenen 2. Akdeniz Eylem Planında şu kararlar alındı ve uygulanmaları lazım:
- Turizmin çevreye olan etkisinin bilimsel verilerle değerlendirilmesi
- Bölgesel ve uluslararası işbirlikleri ile doğayla dost turizmin geliştirilmesi
- İlgili bütün kuruluşların, sektör temsilcilerinin vs. Doğayla uyumlu turizm hakkında bilgilendirilmesi ve doğa koruma duyarlılığının arttırılması.

Turizm bir amaç değil. Bir yöntem. Turizmi iyi veya kötü bir olgu olarak da değerlendiremeyiz. Turizm ya doğal ve kültürel değerleri ve kaynakları zenginleştiren ya da yanlış uygulamalar sonucu doğal ve kültürel mirası talan eden bir araç, bir enstrüman. Nasıl kullandığınıza bağlı.

Bu inançla 1998’de Med Forum Ulixes 21 diye bir proje başlatmış. Projeye Fas, İspanya ve Fransa dahil. AB gibi kuruluşların desteği ile uygulanıyor. Bir bilgilendirme ve duyarlılık arttırma projesi. 1998’de İspanya–Katalonya’da uluslararası bir konferans düzenlemişler. Bir dizi kararlar alınmış.

Sürdürülebilir turizmi şöyle tanımlıyorlar: doğayla uyumlu-çeşitlendirilmiş-katılımcı. Kıyı şeridine ek olarak arka planda kültürel ve doğal güzelliklerin öne çıkartılması gerekiyor. Turizmde yoğunlaşma kıyıdan çekilmeli, sezon genişletilmeli, özel koruma alanları belirlenmeli, yerel kimlikler öne çıkartılmalı ve standartlaşmış turistik hizmet anlayışı değişmeli, tesislerin kaynak kullanımını azaltacak uygulamaları hayata geçirmeleri gibi öncelikli eylem alanları belirlemişler.

Daha detaylı bilgi için www.medforum.org/ulixes 21
Web sayfaları var, turistlerin sıkça geldiği ülkelerde duyarlılık arttırıcı çalışmalar var, sektör yöneticilerine eğitimler veriliyor. (Pratiğe dönük bir proje gibi görünmüyor, 1998’den bu yana hep bilgilendirme kısmında kalmış gibi, bilgi pratiğe dönüşmemiş).

Jackqueline Miller–EEB Yönetim Kurulu Üyesi

Miller konuşmaları özetliyor. Turizmi kültürel ve doğal değerleri koruyan bir sektör haline dönüşmesi gerektiğinin altını çiziyor. Örgütlü olduğumuzu, bu örgütlülüğün bizi buraya getirdiğini, bilgileri paylaştığımızı, süreç içerisinde EEB bünyesinde konunun üstünde daha çok çalışacağımızı söylüyor.

Franceso Ferrante–Legambiente Genel Direktörü

(Legambiente, Legambiente Turismo’nun üstünde olan genel STK. Doğa ve insan ilişkisi üstüne yoğunlaşmış, İtalya’da çevre ile ilgili karar ve yürütmeleri izleyen, baskı grubu oluşturan, özellikle çevre kirliliğine karşı mücadele eden Avrupa’nın en büyük STK’larından). Kapanış konuşması yapıyor: Farklı ülkelerden farklı tecrübeler dinledik. Farklı yerel örgütleri karşılaştırdık. İronik bir çevre anlayışı var. Dün güvenoyu almış bulunan hükümet Güney İtalya’yı kalkındırmak için plajları özelleştireceğini söylüyor. Bu anlayış en büyük tehdit. Bu anlayışa karşı mücadele ediyoruz. Geçenlerde, burada Commachio’da beton yığını bir tatil köyünün yapılmasını hukuksal mücadele ile engelledik... Doğa ve insan ilişkisinde anahtar sözcük: katılım, bir yöredeki bütün ilgi gruplarının sürece katılımı... Karşımızdaki turizm ‘predatory turizm’ – vahşi turizm (olarak çevrilebilir)... Devlet yöneticileri turizmle oturdukları yerden hiç endişe etmeye gerek kalmadan gelir getirileceğini düşünüyorlar... Yereldeki bu çalışmaların etkisi bir bütün halinde bütün dünyayı etkiliyor... (Etkili – duygusal bir kapanış konuşması).


*Toplantı notları için Deniz Özesmi'ye teşekkür ediyoruz.

 

Tüm Haberler