fbpx Kültürel Çeşitliliği ve Mirası ile İstanbul | ÇEKÜL

Kültürel Çeşitliliği ve Mirası ile İstanbul

 Yazan: Figen Tokgöz - ÇEKÜL Akademi, Arkeolog

 

Roma, Bizans Latin ve Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapmış, dünyanın çok katmanlı geçmişe sahip en eski şehirlerinden biri olan İstanbul’un çok kültürlü kimliğinin izlerini; toplumsal, sınıfsal ve estetik değişimlerini en güzel Suriçinde yer alan Ayvansaray, Fener, Balat, Yedikule, Samatya’nın tarihi sokakları, evleri,  kilise ve cami yapıları üzerinden okuyabiliriz. Kentin adı anılan tarihi semtlerinde birarada yaşayan Ermeni, Rum, Yahudi ve Türklerin oluşturdukları zengin kültürün yansımalarını günümüzde de görmek mümkün.

Ayvansaray

Tarihi Yarımadanın kuzeybatısında, Haliç kıyısında bulunan Ayvansaray, İstanbul’un en eski semtlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Kentin coğrafi sınırlarının, Tekfur Sarayından başlayarak, Anemas Zindanları hattı ile Haliç’e inen, Haliç kıyısında Ayadimitri Kilisesine dek ulaşarak buradan yine Tekfur Sarayına bağlandığı düşünülmekte. Bizans Döneminde Blakhernai olarak adlandırılan Ayvansaray’ın Byzantion kent merkezine bağlı olduğu ve sur duvarları içinde varlığını sürdürdüğü bilinmekte.

MS 5. yüzyıl Antik Çağ kaynaklarına göre Ayvansaray, sur içinde kalan 14’üncü bölge olarak kayda geçmiştir. Bu dönemde Blakhernai, içinde kilise, saray, tiyatro, caddeler, sokaklar ve evlerin bulunduğu bir yerleşim yeri olarak karşımıza çıkar. İmparator II. Theodosius tarafından MS 5. yüzyılda genişletilen kent surları, Blakhernai surları ile birleştirilerek bu bölge fiziki olarak da Konstantinopolis sınırları içine dâhil edilmiştir. Daha sonraki yüzyıllarda Haliç’e yakın bölgelerde bulunan ve çeşitli saldırılarla zayıflamış olan eski surlar yenilenmiştir. Bölge, 5. yüzyılda I. Leon tarafından yaptırılan, içinde Meryem Ana’nın elbisesinin saklandığı şapelin ve diğer kilise ve ayazmaların bulunması nedeniyle önemlidir. Bu önem daha sonraki yüzyıllarda da devam eder ve semtte hükümdarlar tarafından çok sayıda yazlık saray yaptırılır.

Hükümdarlar 11. yüzyıldan başlayarak Ayasofya’ya yakın olan Büyük Sarayı bırakıp resmi hükümdarlık sarayı olarak Blakernai Sarayına yerleşirler. Blakernai Sarayı konut, idare ve ibadet işlevi taşıyan binaların biraraya gelmesi ile oluşan bir yapıya sahiptir ve Latin işgali sırasında ve sonrasında da imparatorluğun resmi sarayı olarak kullanılmıştır.

Kent, 1453 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirildiğinde Palaiologos Hanedanı Blakhernai Sarayında bulunmaktadır.

Ayvansaray semti, Osmanlı Döneminde de önemini yitirmemiş, özellikle Arap kuşatması sırasında şehit düşen sahabelerin mezarlarının sur duvarları arasında yer alan hazirede bulunduğu inancı, hem Müslüman halkın bu bölgede yerleşmesine hem de devlet erkânının çok sayıda cami, mescit, tekke ve çeşme gibi yapılar inşa ettirmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönemde her mahalleye bir cami veya mescit yaptırılmış ve mahalleler bu isimlerle anılmıştır. Tokludede Türbesi ve Hazire, Emir Buhari Tekkesi günümüze kadar ulaşan Osmanlı yapıları arasındadır.

Blakhernai Kilisesi ve Ayazması; MS 4. yüzyılda yapılmış bir Bizans kilisesidir. Birçok Meryem ikonası burada yapılmıştır. Blakherniotissa Meryem, Bizans resim sanatında, Hz. Meryem’in iki eli yana açık dua ederken gösterildiği sahnedir. Bu ikonanın 626’da Avarlar’ın şehri işgal etmesine engel olduğuna inanılırdı. Blakhernai Saray kompleksinin yerinin seçiminde kilisenin içindeki ayazmanın etkili olduğu; ziyarete gelen imparatorun burada dinlenmesi için yapıldığı düşünülüyor. Saray büyük olasılıkla kiliseye merdiven ile bağlıydı. Ayazmanın suyu günümüzde de akmaktadır. Günümüzdeki yapı ise 19. yüzyıldan kalmadır. 20. yüzyılın ortalarında geçirdiği yangın sonucu ayrıca restore edilmiştir.

Balat

Bizans Döneminde Byzantion’dan (Haliç’ten) Blakernai Sarayına, giriş kapısı üzerinde bulunması ile değerlenmiş bir semt olan Balat, Osmanlı Döneminde ticaretin ön planda olduğu çarşısı ile önem kazanmıştır. Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise sanayi ön planda olmuştur. Yerleşme alanlarının fonksiyonları, zaman içinde değişikliğe uğramış, buralara farklı kimlikler kazandırmıştır. Bu farklılıklar olumlu sonuçlar doğurduğu gibi hızlı, plansız veya yanlış planlama ile birçok toplumsal ve çevresel olumsuzluğa da neden olmuştur. Balat, Ermeni ve Rum nüfusuna rağmen, Musevi nüfusun yaygınlığı nedeniyle her dönem “Musevi semti” olarak anılmıştır. Günümüzde kırsal kesimden göçle gelenlerin yerleşme alanı olmuş, düşük nitelikli çevre kalitesi, düşük eğitim düzeyiyle birlikte yetersiz hizmet gören semt, yüksek düzeyde suç ve şiddet imajıyla değerlendirilmektedir.

Bulgar Kilisesi

Yanbol Sinagogu, antikacılar ve tarihi Agora Meyhanesinin de içinde yer aldığı meydan ve sokaklarıyla Çıfıt Çarşısı (Osmanlı’da Yahudi esnafın bir arada bulunduğu çarşı) Balat’taki kültürel çeşitliliği gözler önüne seren yerlerin başlıcaları.

Balat Surp Hreşdagabet Ermeni Kilisesi; Baş Melekler Mikhail ve Cebrail’e adanmış olan ve Mucizeler Kilisesi olarak da bilinen Hreşdagabet Kilisesi eski bir Ortodoks Rum kilisesiyken bölgede Ermeni cemaatinin artmasıyla Ermeni cemaatine tahsis edilmiş. Bu nedenle de kilisenin altında normalde Ermeni kiliselerinde rastlanmayan küçük bir kutsal su alanı daha bulunmakta.

Svefi Stefan Bulgar Ortodoks Kilisesi (Demir Kilise); 18. yüzyıl ortalarından itibaren İstanbul’da sürekli bir Bulgar yerleşmesi görülmeye başlar. Prens Stefan Bogoridi, otoritesini ve etkisini kullanarak Sultan Abdülmecit’ten İstanbul’da bir Bulgar Kilisesi kurulması için izin alır. Hediye ettiği Fener semtindeki konak, zengin Bulgarların para yardımı ve gönüllülerin emeğiyle kilise olarak düzenlenir ve 1849 yılında kilise olarak kutsanır.

Fener

Ayvansaray ve Balat’tan sonra bir diğer tarihi semt olan Fener, Hristiyan Ortodoks mezhebinin merkezi konumundaki İstanbul Patrikhanesinin 1601 yılından bu yana burada Ayios Yeoryios (Aya Yorgi) Kilisesine yerleşmiş olması, semtin bundan sonra Ortodoks Kilisesinin ruhanî liderinin makamı ile birlikte anılmasını sağlamıştır. Osmanlı Döneminde Hariciye Vekâletinde yüksek mevkilere ulaşan Rumlar ve Musevilerin yoğun olarak yaşadığı semtin sahilinde 18. ve 19. yüzyıllarda varlıklı Rum ailelerin yalıları bulunuyordu. 1923'te birçok Rum ailesinin Yunanistan'a göç etmesi ve 6-7 Eylül 1955 yılında yaşanan olaylar nedeniyle bugün Fener’de Rum ve diğer gayrimüslim nüfus yok denecek kadar azdır. 19. yüzyılda oldukça sık yangın geçirmiş olan Fener’de her yangından sonra yeniden yapılaşma sürecinde mahalleler kurulmuş ve dik açılarla birbirini kesen bir sokak örgüsü ile surların arkasında şehrin en düzenli mahalle dokularından biri oluşmuştur. 

Rum Ortodoks Patrikhanesi ve Aya Yorgi Kilisesi; Hrıstiyan Ortodoksları için İstanbul Fener’deki Konstantinopolis Ekümenik Patrikhanesi dini merkez, buradaki Patrik de tüm Ortodoks âleminin dini lideri olarak kabul edilmesi nedeniyle çok önemli. Kilise, 1595-1602 yılları arasında Patrik 2. Mattihaios döneminde patrikhaneye dönüştürülmüş. Patrikhanenin olduğu yerde kadınlar manastırının olduğu bilinmekte. 1836’da inşa edilen yapı, ahştaptan üç ana kapıya sahip ve Patrikhanenin ortadaki kapısı 1821’den beri kilitli ve hiç açılmadığı bilinmekte. Bunun nedeni, Paskalya Yortusu gününde, o dönem çıkan Yunan ayaklanmasını desteklediği gerekçesiyle Patrik Grigoryos’un iple asıldığı kapı olması.

Moğolların Meryemi Kilisesi; 7. yüzyılın başlarında, Bizans İmparatoru Maurikios'un kızı prenses Sopatra ve arkadaşı Eustolia tarafından İstanbul'un beşinci tepesinde bir manastır inşa ettirmişti. Ancak 4. Haçlı Seferinin ardından kurulan Latin İmparatorluğu sırasında manastır yıkılmıştır. 1261'de şehrin Bizanslılar tarafından yeniden ele geçirilişinin ardından Georgios Akropolites'in kayınpederi ve VIII. Mihail'un dayısı İsaakios Doukas, aynı yerde tek katlı basit bir manastır yaptırmıştır. 1281'de ise İmparator VIII. Mihail'ın gayrimeşru kızı ve Moğol İlhanlı hükümdarı Abak Han'ın karısı Maria Despina Palaiologina, kocasının ölümünün ardından İstanbul'a dönmüştür. Maria Despina günümüze kalan şekliyle manastırı ve kiliseyi inşa ettirmiş, Ktētorissa (kurucu) unvanını almıştır. Bu tarihten itibaren manastır ve kilise Mouchliōtissa (Yunanca "Moğolların") lakabını almıştır. Kanlı Kilise olarak da adlandırılan kilise, bu adı, Fatih Sultan Mehmet Han’ın 1453 fethi sırasında buradaki yokuşlarda şiddetli çarpışmalar olması ve Haliç’e (Balat’tan) oluk oluk kan akması nedeniyle almıştır.

Fener Rum Erkek Lisesi; İstanbul’un fethinden sonra Bizans’ın yönetici sınıfı ve tüccarları kenti terk ederek Ege adaları, İtalya ve Fransa’ya sığınmıştı. Fatih Sultan Mehmet, 1454’te tüm İstanbullu Ortodoksları kente geri çağırınca; Ortodoksların kendi dillerinde eğitim yapabileceklerini, patrikhanelerini yeniden ihya edebileceklerini ve ibadetlerini eskiden olduğu gibi serbestçe yerine getirebileceklerini bildirdi. Bunun üzerine İstanbul’dan ayrılmış olan Rumlar gruplar halinde kente geri döndü. Fatih Sultan Mehmet’in fermanı ile Patrik Gennadios tarafından 1454’te Fener sınırları içinde Osmanlı tarafından geniş olanaklar sağlanan bir okul kuruldu.

Yedikule

İstanbul’un en eski sınırlarına ev sahipliği yapan Yedikule; İstanbul kara surlarının güneyinde İmrahor İlyas Bey Mahallesinde bulunan hisarı ile anılagelmiştir. Bizans Dönemi kara surları ve en önemli kapılarından Altın Kapı ile Osmanlı döneminde inşa edilen kule ve surlardan oluşan yapı kentin çok katmanlı, çok kültürlü ortak kültür mirasının en görkemli anıtlarından biridir. Dönem kaynaklarında yapının inşası hakkında bilgi azdır. Ancak daha geç kaynaklar ve seyahatnameler gibi kaynaklarda zengin bilgi mevcuttur. Hisarın hangi siyasi şartlarda inşa edildiği ve neyi hedeflediği inşa edildiği tarihten günümüze ilgi çeken bir konu olmuştur. Hisarın banisi Fatih Sultan Mehmet, 18 Eylül 1451 yılında babasının ölümü üzerine ikinci kez tahta çıkmıştır. 1 Yedikule Hisarı da İstanbul’un fethinden hemen sonra inşa edilmiştir. Hisar, kara surlarının en önemli kapılarından biri olan Altın Kapı'nın arkasına inşa edilmiştir. MS 413-439 arasında II. Teodosios tarafından yaptırılan kara surlarının bu ünlü kapısı, imparatorların zafer alayları ile girişlerine tahsis edilmiştir. Altın Kapının güney bloğunda Genç Osman'ın boğulduğu hapishanenin ve kanlı kuyunun da yer aldığı zindanlar, 1820'li yıllara kadar bu işlevini devam ettirmiş ve duvarlarda mahkûmlar tarafından kazınan yazıların günümüze kadar gelmiştir. Hisardaki kulelerden biri Osmanlı'nın ilk hazinesi (hazine-i hümayun) ve değerli evraklarına da ev sahipliği yapmıştır. II. Abdülhamit döneminde ise fişekhane olarak da kullanıldı.

Yedikule Hisarı

İmrahor İlyas Bey Camisi (eski Studion Manastırı Kilisesi); Stoudios Manastırı, kentin güneybatı köşesinde, Psamathia bölgesinde, Theodosius Kara Surları üzerindeki Altın Kapının yakınında yer almaktadır. Tarihte manastır kompleksi güneyde Altın Kapı'ya, doğuda limana kadar uzanan geniş bir alanı kaplamaktaydı. Manastırın ana kilisesi, beşinci yüzyılın ortalarında Doğu konsülü olan Flavius Studius tarafından kendi mülkü olan bu araziye yaptırılmış ve Vaftizci Yahya'ya adanmıştır. Kompleksin kiliseye ek olarak, koğuşlar biçiminde yatma yerleri, çocuk yaştaki rahip adayları için ayrı yatakhane, yemek salonu, idari mekânlar, mutfak, kiler, fırın, depo, kitaplık, çamaşırhane, dikiş odası gibi birimleri içerdiği bilinse de bu kısımlar günümüze ulaşmayı başaramamıştır. 

Samatya

Günümüzde adı bilienen ünlü tüccar ve zanaatkârların semti olan, balıkçı dükkânları, restoranları, meyhanelerinin bulunduğu meydanı ve tarihi yapılarıyla ünlü olan Samatya; Ermenilerin ilk patrikhane kilisesi olan Surp Kevork (Saint George) Kilisesi, 15.yüzyılda Sadrazam Koca Mustafa Paşa tarafından Andreas Kilisesinin camiye çevrilmesi ve Sümbüliyye tarikatının merkez dergâhını da oluşturan Sümbül Efendi Camisi (Koca Mustafa Paşa Camisi), Aya Nikola (Hagios Nikolaos) Rum Ortodoks Kilisesi ile Aya Mina Rum Ortodoks Kilisesini barındırır.