fbpx Çınar Kanseri ve Yeşil Dokunun Korunması | ÇEKÜL

Çınar Kanseri ve Yeşil Dokunun Korunması

24.03.2022

Dolmabahçe’deki çınar ağaçlarının kesilmesiyle birlikte yeniden gündeme gelen çınar kanseri hastalığını ÇEKÜL Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik’e sorduk.

Prof. Dr. Ünal Akkemik - İÜ Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Botaniği Anabilim Dalı Başkanı, ÇEKÜL Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi 

Detaylı açıklama:

Çınar kanserine yol açan hastalık etmeni, yabancı istilacı bir mantar türüdür. Birçok diğer ağaç hastalığından farklı olarak çok tehlikelidir ve bulaştığında ağaçların kurtarılması mümkün değildir; ölümcüldür. Kuzey Amerika kökenli olduğu bilinen çınar kanseri hastalığının, ilk olarak 1930’lu yıllarda Amerika’nın farklı eyaletlerinde yayılış gösterdiği, II. Dünya savaşı sırasında da silah ve benzeri malzemenin taşınmasında kullanılan ahşap malzemeler  yoluyla Avrupa’ya ulaştığı rapor edilmiştir. İlk olarak 1972 yılında İtalya’da görülmüş ve sonrasında yayılmaya başlamış, 2003’te Yunanistan’a gelmiş ve İstanbul’da ilk tespitler, 2011 yılında yapılmıştır. Ülkemize, ithal çınarlar aracılığıyla ulaştığı tahmin edilmektedir. 2004’lerden günümüze kadar yüzlerce çınar ağacı bu hastalıktan dolayı kesilmiş ve yenileri dikilmiştir. En çok ölüm de 2007-2010 yılları arasında yaşanmış, bu tarih aralığında 400’den fazla ağacın hastalığa yakalandığı belirlenmiştir.

Hastalık bir ağaca bir kez girdikten sonra, budama başta olmak üzere bilinçsiz müdahalelerle, kuşlarla ve bazı böceklerle çevreye yayılmaktadır. Bu mantar hastalığında, ağacın içerisindeki iletim sistemi, parankima ve kabuktaki floem dokusu zarar görmekte ve iletim yapamaz hale gelen ağaçlar, yaşına, çapına ve sağlık durumuna bağlı olarak en geç 2-7 yıl içinde ölmektedir. Bu hastalıkta, zorunlu budama çalışmaları esnasında alet ve ekipmanların dezenfeksiyonu önem taşımaktadır.

Hastalığın varlığı yaklaşık 90 yıldan bu yana bilinmektedir. Yapılan “bakımsızlık nedeniyle ağaçlar öldü” açıklamasının aksine, “yıllardır fazladan bakım yapıldığı-budandığı-kaldırımdaki yaşam ortamı ve toprağıyla sürekli oynandığı için ve/ya yollardaki altyapı çalışmaları nedeniyle bu ağaçlar öldü” demek daha doğru olacaktır. Çünkü bu hastalık ağaçlara dışarıdan yapılacak bakım ve ilaçlama yoluyla mücadele edilebilen bir hastalık değildir.

Hastalık bir kez görüldüyse, bakım işlemlerinin yapılıp yapılmaması ya da nasıl yapıldığının bir önemi yoktur. Çünkü hastalıklı ağaç, bu mantarı köklerinde ve toprağında zaten taşımaktadır. Bahsedilen ve İstanbul’da sıklıkla uygulanan bakım, ağacı biraz daha temiz göstermekten öteye geçmemekte, hastalıklara, hele de çınar kanserine karşı hiçbir şekilde korumamaktadır. Buna ilişkin bilimsel bir verinin olup olmadığını ilgili bitki hastalık ve zararlıları konusunda çalışan bilim insanlarının açıklaması ve eğer varsa toplumla paylaşması çok yararlı olacaktır.

Sonuç olarak; İstanbul çok kalabalık ve kentsel baskının ağaç üzerine etkisinin çok yoğun olduğu bir büyükşehirdir. O nedenle mantar kaynaklı bu çınar kanseri ve onlarca yıldan bu yana devam eden olumsuz etkiler nedeniyle, çınar ağaçlarının ölümleri artarak devam edecektir. İstanbul halkının bunu şimdiden bilmesi gereklidir. Böyle bir ortamda insan baskısına ve hastalıklara dirençli, kuraklığa dayanıklı ve dar sokaklarda dar tepeli, geniş caddelerde de geniş tepeli ağaçların dikilmesi gibi önlemlerle yeşil dokunun yönetilmesi önerilebilir. İstanbul yollarındaki çınar ağacı oranı %35-40’lar civarında olup tür çeşitliliği önemlidir. Hastalığın ilk yıllarında, ilk kez görüldüğü Amerika’da, Londra çınarı ağaçlarının %90’dan fazlası ölmüştür. İstanbul’da da aşırı kurak yaz dönemlerinin yaşanması durumunda zayıf düşen ağaçlarda daha sıkıntılı süreçler yaşanması olasıdır. O nedenle hastalıklı ağaçlar, önceden kamuoyu bilgilendirilerek çıkarılabilir ve dayanıklı türlerle yeşil dokunun devamlılığı sağlanabilir.

 

*Fotoğraflar: İBB