“ANADOLU” ADININ DOĞDUĞU TAŞLICA KÖYÜ ÖZGÜN DOKUSUNA KAVUŞUYOR

02.07.2007

Kızılcahamam’ın efsaneleri ve kayalarıyla ünlü Taşlıca Köyü, Kızılcahamam Kaymakamlığı, Kızılcahamam Belediyesi, ÇEKÜL Vakfı ve Taşlıca Köyü Güzelleştirme Yardımlaşma ve Kalkındırma Derneği’nin işbirliğiyle özgün dokusuna kavuşuyor. Taşlıca Köyü’nde bulunan eski taş, ahşap ve kerpiç yapılar onarılarak yeniden işlevlendiriliyor. Köy çevresindeki türbeler ve her biri ayrı bir efsaneye sahip olan kayalar da, düzenleme çalışmalarıyla birlikte gerçek kimliğini buluyor.

Hayata geçirilecek onarım ve çevre düzenleme uygulamaları kapsamında 20 Haziran 2007 tarihinde Taşlıca Köyü’nü ziyaret eden Kızılcahamam Kaymakamı Bilal Çelik, Kızılcahamam Belediye Başkanı Adem Özbekler, ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, ÇEKÜL Vakfı Ankara Temsilcileri Faruk Soydemir ve Vedat Ağca, köy muhtarı Celal Erşahin’in öncülüğünde burada birtakım incelemelerde bulundular. Buna göre; eskiden okul olarak kullanılan yapı, onarım çalışmaları tamamlandıktan sonra “Taşlıca ve Çevresi Araştırmaları Merkezi” adı altında faaliyet gösterecek. Okulun karşısında bulunan ve Taşlıca köylülerinin önerdiği yapı ise, mülkiyet işlemleri tamamlanır tamamlanmaz onarılarak “Taşlıca Köyü Geleneksel Kültürünü Yaşatma Merkezi” olarak işlevlendirilecek. Köy girişinde bulunan eski yapı da tamamen onarılıp, çevresiyle birlikte düzenlenerek “Çevre Kültür Evi” olarak hizmet verecek. Böylece köyü ziyarete gelenler, merak ettikleri ve ihtiyaç duydukları bilgilere ilk buradan ulaşacaklar.

Efsaneleriyle Ünlü Taşlıca Köyü

Taşlıca Köyü, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesine bağlı olup, “Anadolu” isminin bu topraklara verildiği yer olarak anılır. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Taşlıca Köyü, Kırmızı Ebe ve oğlu Oruç Gazi tarafından kurulmuş. Anadolu’nun Türk ülkesi haline gelmesinde büyük emeği geçen Horasan erenlerinden Oruç Gazi ve Kırmızı Ebe, Türk ordularından önce gelerek Diyar-ı Rum olarak bilinen bu topraklara yerleşmişler. Taşlıca Köyü’nde her yıl ziyaretçi akınına uğrayan Oruç Gazi ve Kırmızı Ebe türbelerinin yanı sıra Yalak Taşı ve Gelin Kayası bulunuyor. Köyün en önemli özelliklerinden biri ise, burada bulunan her kaya ve taşın bin yılları aşan bir hikâyesinin olması.

Ayran Taşı (Anadolu Efsanesi)

Selçuklu Hükümdarı Alâeddin Keykubat (1192–1237), Başköy Kalesi fethi dönüşü burada ayran içmiştir. Selçuklu ordusunun buradan geçeceğini haber alan Kırmızı Ebe, bir bakraç ayranı oluğa döker. Bütün orduyu bu ayranla hem sular hem de askerlerin mataralarını doldurur, fakat ayran bitmez. Kırmızı Ebe askerlere, “doldur gazilerim, doldur yiğitlerim.” der. Askerler de, “Doldur ana, ana dolu.” derler. Kırmızı Ebe, doldurun yavrularım dedikçe, askerler de “Ana dolu.” diye tekrar ederler. İslamiyet’ten önce Rum diyarından olan bu bölgeler, söz konusu olaydan sonra “Anadolu” olarak anılmaya başlar.  Sultan Alâeddin Keykubat, Kırmızı Ebe ve oğlu Oruç Gazi’ye bu toprakları bağışlar. Vergi alınmaması yönünde de ferman buyurur.

Kırmızı Ebe Türbesi

Kırmızı Ebe, çevrenin akıllı ve bilge kişisidir. Herkese yardım eder. Kırmızı yanaklarından ve başına bağladığı kırmızı örtüden dolayı kendisine “Kırmızı Ebe” denilmiştir.

Oruç Gazi Türbesi

Oruç Gazi’nin türbesi, köyün batı ucundaki diğer mezarlığın içinde bulunuyor. Çevresinde birbirinden ilginç mezar taşlarının yer aldığı türbede Oruç Gazi’den başka, ailesine ait olduğu sanılan üç mezar daha var.

Gelin Kayası

Köyün güneyindeki tepede bulunan bir kaya, gerçekten at üzerindeki bir gelin görünümündedir. Yanında gelinin sacayağı, odası, merdiveni ve vurunca davul gibi ses çıkaran, taş olan çalgıcının davulu olduğu söylenen taşlar vardır.