|
Gönüllülüğün Kazanımları
Hülya Denizalp / Açık Radyo
ÇEKÜL Evi’nde her ayın 7’sinde düzenlediğimiz gönüllü buluşmalarımız, her seferinde kendi alanında birikimli gönüllülerimizin paylaşımlarıyla zenginleşiyor. Kasım ayındaki buluşmamızı da yaklaşık 30 yıldır yaptığı gönüllü çalışmalarla, bu alanda uzmanlaştığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz Hülya Denizalp zenginleştirdi. Hülya Hanım Gönüllülük ve Sosyal Sorumluluk, gönüllü olmanın önemi ve hazzı üzerine o kadar içtenlikle paylaştık ki deneyimlerini, buluşmamıza katılan herkes kendini iyi hisseti. Bu duygunun da etkisiyle sanırım, herkes daha rahat ve coşkuyla, “gönüllüyüm” diyor artık.
Gönüllülük kavramı, sivil toplum kuruluşlarının sayılarını ve faaliyet alanlarını çoğaltmasıyla birlikte yaşamımıza giren bir kavram oldu. ÇEKÜL de, artık 20. yılına hazırlanırken ‘gönüllü’ olmak isteyen pek çok insan için her zaman sıcak, paylaşımcı, verimli bir çatı oldu. Gönüllülüğü hep artı değer olarak benimsedi ve gönüllülerine de bunu vermeye çalıştı. Ancak aradan geçen onca zamana karşın ‘gönüllü olmak’ herkes için farklı bir anlam taşıyan, tam da kavranamayan bir durum. Biz bu süreçte gönüllü profilinin epey değiştiğini de gözlemledik üstelik. Dolayısıyla bir yandan gönüllülerimizle çalışmalarımızı sürdürürken bir yandan gönüllü olmak durumunu netleştirmek için de kafa yormaya başladık. Bu konuda, Gençtur’un kurucusu, yıllardır Açık Radyo’da gönüllülük ve sosyal sorunluluk üzerine program yapan Hülya Denizalp’ten daha iyi bir zihin açıcı olamazdı herhalde. Bu nedenle Hülya Hanım’ın hepimizi imrendirecek gönüllülük serüvenini dinledikten sonra, 5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü nedeniyle bu yazıyla da paylaşmak istedik. Tüm gönüllülerimize ‘iyi ki varsınız’ diyor ve sözü Hülya Denizalp’e bırakıyoruz…
Gönüllülük kavramı
(Gönüllü Buluşması kayıtlarından deşifre edilmiştir)
Bildiğim kadarıyla Latin kökenli dillerde gönül diye bir kelime yok. O yüzden gönüllülük yok. Ne var? Volunteerism var, volunteer var. Volunteer de Latincede idrak etmeye yönelik, yani akla yönelik bir anlam taşıyor. Yani, bizde gönül, öbür tarafta kafa devreye giriyor. Güzel. Kültürel bir fark. Buradan yeni sentezler çıkarabiliriz diye umut ettim, hala da ediyorum. Sonra da, gerek sivil toplum kuruluşları gerek durumdan vazife çıkaran bireysel çalışmalarda dünya görüşüne göre algılamaların ve üretimlerin değişebildiğini gördüm. Çeşitliliği eğer zenginlik olarak algılayıp, oradan yeni analizler, yeni sentezler yapabilirsek önümüz açık. Bunu bir çekişme halinde kullanırsak önümüz kapalı.
Peki, neden gönüllü olmayı düşünüyorsunuz? Nereden aklınıza geldi? Bu soruyu çeşitli zamanlarda soruyoruz. Buradaki cevaplar samimi cevapların sadece bir kısmı:
İhtiyaç duyulduğunu hissetmek (manevi tatmin), Hayatında bir değişiklik yapmak, Bir çevreyi veya toplumu tanımak, Birine yardım etmek, Liderlik yetenekleri kazanmak, Kabul görmek, Mesleğinde ilerlemek, Anne-babalık gereği (çocuğumun bu ülkede huzur içinde yaşamasını istiyorsam, bugünden bir şeyler yapmalıyım duygusu), Bir davaya veya inanca bağlılık göstermek, Terapi olarak, Statü kazanmak…
İlk nedenler farklı olabiliyor, bunların hepsi de mümkün, hepsi de doğal. Sonuçta geliş nedeni, başlangıcı önemli değil. Önemli olan süreçten haz duymak. Statü kazanmak için gelen biri, statü kazanamayacağını anladığında ya gidiyor ya da bunun bir önemi olmadığını keşfedip devam ediyor. Ben yıllarca hizmet duygusuyla ne yaptıysam yaptım. Bir gün birisi dedi ki, “keyif almıyor musun yaptıklarından?” dedim bu keyif değil ki! “Tamam, ama keyif almıyor musun yaptıklarından?” ısrarla bu keyif değil diyorum ben. “Tamam da, keyif almasan yapar mısın?” dedi sonunda. Bir düşündüm, hakikaten keyif almazsanız, sadece ve sadece ulvi şeyleri; mutlu, değerli, verimli hissetmediğiniz bir ortamda sürdüremezsiniz.
Gönüllülük anlayışının kişiden kişiye değiştiğini, keyfiyet gibi algılandığını gördüm. Oysa gönüllülük, keyfiyet diye düşünüldüğünde, sosyal sorumluluk bilinciyle birleşmediğinde hatalar yapılabiliyor. Sadece yapmak istediğin şeyi yapmak değil çünkü gönüllülük. Ben mesela, bir dönem gönüllüleri mutlu etmek için onlara sürekli iş üretiyordum. 45 gönüllü varsa, 22’si benim asistanım oluyordu! Bir baktım onları mutlu edeceğim diye ben esas işimi yapamıyorum. O zaman fark ettim ki, iki türlü gönüllülük var. Bir proje bazlı gönüllü, bir de gönüllü bazlı gönüllü. Proje bazlı gönüllü, projeye uygunsa görevlendirebiliyorsunuz. Ama maksat gönüllülüğün yaygınlaşması ve o gönüllülüğün bireysel kazanımlarının artırılması ise o zaman aynı benim yaptığım gibi sürekli iş yaratacaksınız ve o gönüllüler kendilerine ve çevrelerine bir katkı sağlamaya çalışacaklar. Sosyal sorumluluk tam da bu noktada kavranması gereken bir konu.
Sosyal Sorumluluk
Sosyal sorumluluk nedir dediğimizde para değil gönül veya inanç ağır basıyor. Sosyal sorumluluğu yurttaşlık görevi diye algılayanlar, diğer insanların yaşamında rolü olduğunu hissedenler ya da bencillikten kurtulmak şeklinde düşünenler var.
Sosyal sorumluluk en başta kendi yakın çevremizde başlar. Eğer biz birlikte çalışıyorsak, birbirimize ve en başta kendimize karşı sorumluyuz. Sonra yakın çevremiz geliyor.
Anadolu'dan bir deyiş var; bunu duyduğumdan beri her yerde paylaşıyorum. Deniz yıldızı hikayesini hepimiz biliyoruz. Bireysel kurtuluşu anlatır aslında deniz yıldızı hikayesi. Batılı deniz yıldızını biliyordum; bu deyişi bilmediğim için ise çok utanmıştım:
Bir mıh bir nalı Bir nal bir atı Bir at bir insanı Bir insan bir toplumu kurtarabilir.
Küçücük bir çivinin bile öneminden söz eden bu deyiş gerçekten çok güzel özetliyor sosyal sorumluluk durumunu.
Birileri gönüllü, birileri değil!
Maslow’un ihtiyaçlar teorisi ile bunu açıklayabildiğimi düşünüyorum. Tamamen kendi çıkarımım bu.
Fizyolojik gereksinimler ve güvenlik gereksinimi: Bana şunu diyenler var; “demek ki senin tuzun kuru”. Yoo, ben bir memur çocuğu olarak doğdum,;ama sonuçta temel ihtiyaçlarım ve güvenliğim sağlanmıştı benim. Başımızı sokacak ve güvenliğimizin sağlandığı bir evimiz vardı.
Ait olma gereksinimi: Çok önemli. Birçok dernekte kendisini oralı saymanın gururunu ve heyecanını yaşayan kişiler görüyorum. Bilinç düzeyi açısından eleştirilebilir; ama bu da bir insan gerçeği.
İtibar: ‘Bu alan benim alanım, burada sen değilsin önemli olan, benim’ duygusu. Kurumun önüne geçme durumu yani.
Saygınlık gereksinimi: Bu hakikaten ulvi bir şey aslında. Olgunlaşmanın, bir şeyleri içselleştirmenin sonucunda artık yavaş yavaş gerçekten ben ne yapabilirim diye soruyorsunuz.
Siz hangi bölüme giriyorsunuz bilmiyorum; ama önemli olan birlikte çalışacağınız arkadaşları yorumlarken soru sormayı bırakmamamız gerektiği. Biz düşünen insanlar olarak zaman zaman, ‘bu memleket adam olmaz’ dediğimizde, dönüp şu soruyu sormamız gerektiğine inanıyorum, “nerede hata yaptık da katamadık?” Ben şahsen olayı ‘nerede hata yaptık’ veya ‘ne yaparsak katabiliriz’ sorularını sorduğumuz sürece çözümleri de üretebileceğimize inanıyorum.
Gönüllülüğün bireye kazandırdıkları
Biz şimdiye kadar hep topluma kazandırdıklarını söyledik de, aslında biz o kadar şey kazanıyoruz ki! Ben bugün genç arkadaşlara, “gönüllü olun gelişmek istiyorsanız,” diyorum. Gönüllü olduğunuzda o kadar şey giriyor ki işin içine, sonuçta gönüllü olan da vermeyi öğreniyor. Ben burada konuştuklarımızın hemen hepsini gönüllü olarak kazandığımı düşünüyorum. Özgüveniniz geliştiği zaman becerileriniz gelişiyor ve haddinizi bilmeyi de öğreniyorsunuz. O yüzden, “gönüllü olun, çünkü hem kendinize hem topluma kazandırdığınız çok şey var” diyorum.
İnanın 10 sene evvel bireysel kazanımın farkında değildim, hep bir şeyler verdiğimi sanıyordum. Hayır, çok da alıyorum aslında. Bir alışveriş var gönüllülükte.
Özellikle genç arkadaşlar için şunu vurgulamakta fayda görüyorum; hayattan ne istediğini anlamak için biraz da gönüllü olmak gerekiyor. Çünkü zaten istemediğiniz bir üniversitede okuyorsunuz. Sonra da o işi yapmak durumunda kalıyorsunuz. İş hayatına giren bir sürü insanda bu sıkıntıyı görüyorum; mutsuzlar. Oraya giriyor olmuyor, buraya giriyor olmuyor. Ben gerçek Hülya’yı gönüllü çalışmalarım sırasında buldum; çünkü bir sürü seçenek sunuyor size ve hangisinde mutlu olacağınızı buluyorsunuz.
Gönüllülüğün topluma kazandırdıkları
İnsan ve toplum kendini tanıyor. Olumlu düşünceyi yaygınlaştırıyor. STK’nın yararlı amaçlarını yaymaya yarıyor. Örnek oluşturuyor.
Nesiller arası diyaloğun da, gönüllü üretime çok faydası olduğuna inanıyorum. Bizim bilebildiklerimizle gençlerin yapabildikleri birleşince çok daha güzel işler çıkıyor. Sonuçta başlangıç nedeni ne olursa olsun, gönüllülük ve sosyal sorumluluk insana, kuruma ve topluma, son tahlilde ‘insani değer katan bir çalışmadır’ diyorum.
|