|
TARSUS’TA YOK EDİLEN TARİHİN İZLERİNİ SÜRERKEN…
Uğur Pişmanlık*
Arkeolojik varlıklarının zenginliği ve kentsel dokusunun özgün yapısını korumuş kentlerin başında gelen Tarsus’un son yarım yüzyılda karşı karşıya kaldığı yıkım hareketi, ülkemizin aşağı-yukarı her yerinde yaşanan sürecin somut bir örneği… Kentin çok yönlü algılanmasında büyük katkı sağlayan yapıların birbiri ardına değişik nedenlerle yıkılması, bütünü ve evreleri anlamakta büyük sorun yaratmıştır. 2000 yılında Tarihi Kentler Birliği’nin (TKB) kurulması, kısa sürede çok boyutlu bir programın yaşama geçirilmesi, sınırlı da olsa bu tip yıkım çalışmalarının ağırlaştırmış, Tarsus örneğinde olduğu gibi farklı bir yaklaşımı egemen kılmaya başlamıştır.
Tarsus Belediyesi’nin birbirini izleyen yıllar içinde TKB’den Başarı Ödülü alması, Birlik içinde farklı bir konuma gelmesi, önemli bir değişimin işareti olarak düşünülmelidir. Uğur Pişmanlık’ın yazısı bu anlamda değerlendirilmelidir…
Ülkemizde geçmiş uygarlıkların izlerini taşıyan kültür varlıklarının korunma çabası, ancak son otuz-kırk yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Bunun turizmle ilişkilendirilmesi ise, daha yakın bir zamana dayanır ve yaygın anlamda bir koruma çabası 1990’lı yıllarda gerçekleşmeye başlar. Bunlar arasında özellikle son yıllarda öne çıkan, bir tarafta Türkiye Arkeolojik Yerleşimler (TAY) Projesi, ÇEKÜL Vakfı’nın 17 yıldır Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yürüttüğü projeleri ile diğer tarafta ise UNESCO’nun Anadolu kültür mirasını koruma projeleri vardır.
Öte yandan kimi önemli firmaların gerek arkeolojik kazılara sponsor olarak destek vermesi, gerekse bazı önemli eserlerin (eski konak, iş hanları vb…) restorasyonunu üstlenerek, bu çabalara katkı sağlaması anılmaya değerdir. Ayrıca, kuruluşu oldukça yeni olan Tarihi Kentler Birliği de, kültür koruma politikalarının uygulamasında önemli bir oluşum olarak değerlendirilebilir.
Bugün Tarsus’ta gerek bilimsel araştırma ve kurtarma kazılarına, gerekse koruma ve yaşatmaya yönelik onarım çalışmalarına tanık olmaktayız. Cumhuriyet alanındaki antik yol kazısı, Roma Hamamı (Altından Geçme) kazısı, Gözlükule araştırma kazısı, Aziz Paul Kuyusu ve Tarsus eski evlerinin onarım çalışmaları bu çabalara birer örnek sayılabilir. Bunlara son eklenen ise, tarihi Kırkkaşık Bedesteni’nin onarımıdır. Geç de olsa, kentin tarihsel dokusunu oluşturan bu kültür varlıklarını korumaya ve iyileştirmeye yönelik projeler, elbette birçok açıdan anlamlı bir yere oturmaktadır. Fakat bunlara karşılık, bir yandan yaparken diğer yandan yıkma konusundaki bir geleneği de ısrarla sürdürüyoruz.
Aslında Tarsus neredeyse yüz yıldır yıkma ve koruma anlayışının trajik çelişkisini yaşıyor. Elimizin altındaki değerleri korumak ve yaşatmak yerine, yıkarak bir tarihin canlı somut örneklerini yok etmenin hazin öyküsü, çok değil, yüzyıllık bir geçmişe sahip. Yakın dönem tarihi söz konusu olduğunda, yaklaşık yüzyıl içerisinde birçok yapı ortadan kaldırıldı.
1868 Osmanlı Adana Vilayet Salnamelerine göre, 1800’lü yıllarda Tarsus’ta kayıtlı sekiz kilise bulunuyordu. Bunlardan birisi bugünkü Aziz Paul Kilisesi (Anıt Müzesi), ikincisi eski cami kilise diğeri ise, Hükümet Konağı’nın yanındaki sokakta, Merkez Karakol karşısında bulunan Maroni Kilisesi’dir ve bu yapı bugün ev olarak kullanılmaktadır. Bir başka kilise de, Kemal Paşa (İskiliç) Mahallesi’nde yine camiye dönüştürülmüş olan yapıdır. Araştırmalar ve bazı kaynaklar, Aziz Paul Kuyusu yakınlarındaki Tarsus Matbaası’nın arka tarafında da küçük bir kilisenin olduğu anlaşılan yıkıntıları işaret etmektedir. Yine bir başka kilise ise, Aziz Paul Kilisesi’nin elli metre yakınında yer alan ve bir zamanlar İpek Sineması olarak kullanılan yapı ise Protestan Kilisesi’dir. Ancak bu kiliseden de geriye duvar kalıntıları ve korumaya alınan demir kapısından başka bir şey kalmamıştır.
Diğer kiliseler yıkılmıştır. Bunlar içinde, yapısının büyüklüğü açısından en önemlisi, bugünkü Sakarya İlköğretim Okulu’nun olduğu yerde var olan Meryem Ana Kilisesi’dir.
1884 yılında Gözlükule tepesinden çekilmiş bir fotoğraf ile Meryem Ana Kilisesi’ni betimleyen aynı dönemlere ait gravürler, hem kilisenin varlığını ortaya koymakta hem yapının büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Yapının cephesinden yakın plan çekilen bir başka fotoğraf ise, Meryem Ana Kilisesi’nin mimari özelliklerine dair bir fikir vermektedir. Oldukça görkemli bir yapı olan Meryem Ana Kilisesi de 1925-1930 yılları arasında yıkılmıştır.
Bugünkü Öğretmen Evi’nin yerinde bulunan İttihat ve Terakki Mektebi de (Türk Ocağı Okulu) 1900’lü yılların ortasında yıkılan yapılar arasındadır. Bu yapının da, diğerlerinde olduğu gibi kurtarılması düşünülmemiş bile.
Şimdi Abdi İpekçi Caddesi üzerinde yer alan Gözen Pasajı’nın olduğu yerde Abu Şuşun Konağı bulunuyordu. Önceleri Rasim Dokur’un oturduğu bu ev, sonradan Ziraat Bankası binası ve bir dönem de şehir kulübü olarak kullanıldı. 1970’lı yıllarda bu tarihi konak da yıkılan yapılar arasındaki yerini aldı.
Tarsus Halkevi, 1932 yılında, bugünkü Hükümet Konağı karşındaki durakların olduğu yere kuruldu. İki katlı bir taş yapı olan binanın üst katı, Halkevi’nin etkinliklerinin yapıldığı odalar ile yaklaşık iki yüz kişilik bir salondan oluşuyordu. Binanın alt katının bir bölümü kahvehaneydi. Yanında ise, Rıfat Özavcı’nın Gülek Gazetesi’ni yayınladığı Gülek Matbaası bulunuyordu. Ön bahçede ise, çam ağaçlarının yanı başında 1914 yılında Hamis-Zadeler tarafından yaptırılan çeşme yer alıyordu. Burası da 1950’li yılların başında yıkıldı.
Aynı dönem içinde 1890’lı yıllarda Kaymakam Ziya Bey tarafından yaptırılan Hükümet Konağı ve bitişiğinde hemen hemen aynı tarzda inşa edilmiş olan belediye binası birer birer yıkıldı.
Bugün makam ile Demirkapı semti arasında Adana Caddesi üzerinde yer alan Adalet Pasajının yerinde, 1940’lı yıllarda iki katlı taş yapıdan oluşan Adliye binası bulunmaktaydı. Bu yapıda yıkılarak yerini, altı pasaj üstü apartman olan çirkin bir binaya bıraktı.
Bağdat Demiryolu’nun Tarsus-Mersin bağlantı hattı 1800’lü yılların ortalarında inşa edildi. Demiryolu ile birlikte Tarsus Tren Garı yapıldı. Bugünkü istasyon binasının iki yüz metre batısında yer alan bu tren garı ve yakınındaki diğer üniteleri ile birlikte yıkıldı.
Yıkım devam ediyor. Halkevi binasının yerine (Bugünkü Hükümet Konağı karşısındaki durağın olduğu yerdir) 1959 yılında yapımına başlanan ve Mimar Nuri Abaç’ın imzasını taşıyan beş katlı Tarsus Belediye binası yapılır. Aslında son derece güzel ve kullanışlı olan bu yapı da yıkımdan nasibini aldı.
Küçük Minare Camii’nin yanına yeni yapılan ve halen kullanılan belediye binası, eskisinin mimari estetiğinden ve işlevsellikten ise oldukça uzaktı.
1970’lerin sonu geldiğinde ise, Cumhuriyet’in 10. yılı anısına Tarsus Belediyesi tarafından 1933 yılında yaptırılan 10. Yıl Şar Sineması ve Tiyatrosu’na gelmişti sıra. Bir Sovyet mimarı tarafından projelendirilen bu görkemli yapıda kentin betonlaşmasına ve iş merkezlerinin rantına kurban gitti. Diğerlerinde olduğu gibi onu da korumaya bilememiş ve yok etmiştik.
1980’li yılların sonuna gelindiğinde başka bir taş yapı vardı sırada, Cumhuriyet alanındaki Ziraat Bankası, Adliye binası ile hemen hemen aynı yıllarda (1945-50) ve birbirlerine paralel olarak yapılmış, Ziraat Bankası eski hal binası (şimdiki 100. Yıl Çarşısı) ile birlikte üçlü bir yapı oluşturmaktaydı. Bu üç ayrı taş yapı, kent dokusuna ayrı bir görsellik ve estetik kazandırmaktaydı. Dönemin belediyesi, bu yapıyı da tarihe gömmekte tereddüt etmedi.
Eski buğday pazarı olarak bilinen Kırkkaşık Bedesteni’nin karşısında bir zamanlar iki katlı bir taş yapı vardı. Alt katı Tarsus Ticaret Borsası üst katı ise Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası tarafından kullanılmaktaydı. Ticaret Borsası kendine ait yeni bir bina yaptırıp oraya taşınınca, Ticaret ve Sanayi Odası da kendine bir arsa bulup yeni bir oda binası yaptırmak yerine, bu iki katlı taş yapıyı yıkarak odayı burada inşa ettirdi.
1990’lı yıllarda ise, duvarları çatladığı ve binanın eskidiği gerekçesiyle Tarsus Lisesi’nin yıkım fermanı vardı sırada... 1953 yılında yapılan Tarsus Lisesi’nde 1990’lı yılların ortasında yıkılmış, yerine yenisi yapılmıştı.
Özel mülkiyet de olsa, 1910 yılında kurulan Rasim Dokur Fabrikası’nın yıkılması önlenebilir ya da bir bölümü örnek olsun diye korunabilirdi. O da olmadı. Geriye fabrikanın bacası kaldı. Kurtuluş Savaşı’na katkıları ile çok övünülen bu yapıyı da yok ettiklerimiz kervanına kattık.**
Ayrıca, kentin değişik yerlerinde yer alan on beş-yirmi kadar eski hanlarının hepsi yıkıldı. Saray Hanı, Şadrıvanlı Han, Gön Hanı, Tısoğlu Han, Kuyulu, Yeloğlu, Müftü, Hindi ve Abacı Han gibi çok sayıdaki handan hiç biri kalmadı. Kentin ticari ve sosyal hayatının parçası olan bu yapılardan bir tanesi bile örnek olarak korunamadı.
Bunlar arasında, Ümit Yaşar Oğuzcan evi özellikle sayılabilir. Tarsuslu şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın doğup büyüdüğü eski evin de yıkılarak, yeni açılan Alparslan Türkeş Bulvarı’na kurban gittiğini vurgulamak gerek. Tarsus’ta yok edilen tarihe ilişkin daha çok örnekler sayılabilir. Burada sadece bir bölümünün (taş yapıların) yer alması bile, tarihe nasıl sahip çık(ılıdığını)tığımızı ortaya koyuyor!
Bugün Anadolu’nun birçok kentinde, kentin yakın dönem tarihinin birer ürünü olan bu taş mimari yapılara özen gösteriliyor artık. Tarsus’ta yıkılan yapıların hepsi olmasa bile bir bölümün kurtarılma şansı olabilirdi. Özellikle Anıtlar ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun oluşturulduğu tarihten sonra yukarıda anılan yapıların önemli bir bölümü tescil edilebilirdi. Ne yazık ki olmadı.
Dolayısıyla, Tarsus’ta resmi ve sivil mimarinin örnekleri olan birçok yapı bugün artık yok. O yapılarla birlikte, o yapıların canlandırdığı tarih de yok edildi. Hem de kentin tarihsel dokusu ve estetiği ile birlikte.
Sonuç olarak, Tarsuslu yöneticiler ve kentin önde gelen aileleri, seksen yılda üç belediye binası, iki hükümet konağı, bir halkevi, bir hastane, üç okul, beş kilise ve onlarca güzelim konağı yıkmayı başarmışlardır.
Bu kadar yıkımdan sonra, insan sormadan edemiyor, “şimdi sırada hangi taş bina ya da tarihi yapı var?” diye!
Bir tarafta, binlerce yıldır ayakta kalabilmeyi başarmış tarihi eserler, diğer yanda ise ancak kimi otuz-kırk kimi yetmiş-seksen yıllık geçmişe sahip yıktığımız, ama her biri kendi özgünlüğü olan önemli yapılar.
Bu kadar kolay ve hızlı tüketme/yok etme lüksü var mı bu ülkenin?
*Aratos, Tarih, Felsefe, Kültür ve Sanat Dergisi, Kurucusu ve Yayın Yönetmeni. ÇEKÜL Vakfı Yüksek Danışma Kurulu Üyesi.
** İlginçtir ki, bu yapıların bir bölümü Kemalizm’in yatıp kalkıp bu topraklarda övünç duyduğu unsurlardır. Örneğin M. Kemal Atatürk’ün Tarsus’a ilk ziyaretinde uğradığı yerlerden biri İttihat ve Terakki Mektebidir. Yıkılmıştır. Abu Şuşun Konağı Rasim Dokur’un oturduğu evdir ve M. Kemal Atatürk burada ağırlanmıştır. Yıkılmıştır. Şar Sinema ve tiyatrosu Cumhuriyetin 10. yıl anısına yapılmıştır. Yıkılmıştır. Rasim Dokur Fabrikası Kurtuluş Savaşından Kuvayi Milliye ve askerlere elbise ve çadır bezi dokumuştur. Yıkılmıştır. Daha ilginç olanın ise bu yapıları yıkan belediye yöneticileri de Atatürkçüdür, özel mülk sahipleri de!
|