|
YENİ TÜRK CEZA KANUNU ÇEVRESEL KALİTENİN KORUNMASI AÇISINDAN SAKINCALIDIR
ÇEKÜL'den kamuoyuna duyurulur
Hazırlıkları yaklaşık 3 yıldan bu yana sürdürülen yeni Türk Ceza Kanunu (YTCK) Eylül 2004 ayının son günlerinde TBMM tarafından kabul edilerek onaylanmak üzere Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmiştir.
ÇEKÜL Vakfı YTCK’nın çevre suçları ile ilgili düzenlemelerinin sakıncalı olduğuna inanmakta ve bu inancını Türk kamu oyuna açıklamayı görev saymaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, ÇEKÜL’ün konu ile ilgili endişeleri, kamu oyunda son günlerde ortaya çıkan ve YTCK ile getirilen hapis cezalarına ilişkin yasa hükümlerinin yasadan 1.5 yıl sonra yürürlüğe girmesinin yol açacağı çevresel kirlenme ile Anayasa’da öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesinin çiğnenmesi olasılığı üzerinde odaklanan tartışma konularının çok ötesindedir.
ÇEKÜL Vakfı’nın YTCK ile ilgili endişeleri aşağıda kamu oyunun bilgisine sunulmuştur:
1- YTCK, söylemi itibarıyla çevresel kalitenin korunması açısından dikkat çekici olumlu bir biçemi içermektedir. Dünya üzerinde ilk kez Türkiye’de kabul edilen bir Ceza Kanunu’nda yasanın amaçlarından birinin çevreyi korumak olduğu belirtilmektedir. Bu çok önemli, yerinde ve ileri nitelikli bir iddiadır.
2- Bunun da ötesinde, YTCK çevre suçlarına hapis cezası verileceğini öngörmekle Dünya üzerinde bir “ilk”e imza atmaktadır.
3- Ancak, çevre açısından gelişmiş ülkelerde çevresel suçların önüne geçmek için hapis yaptırımı sıklıkla kullanılan bir yöntem değildir. Özgürlüğü bağlayıcı cezalar toplumun ve bireylerin sağlığını ve güvenliğini olumsuz olarak etkileyen çevresel olaylar için öngörülmektedir. Özgürlüğü kısıtlayıcı nitelikli yaptırımlar çevresel kalitenin korunması için en son başvurulması gereken yöntemlerdir. Bu aşamaya gelmeden önce, ulusal ve yerel ölçekte etkili ve doğru işleyen bir çevre yönetimi sisteminin kurulması ve bu sistemin yeşil vergiler ve öteki ekonomik nitelikli çevre yönetim araçları ile desteklenmesi gerekir. YTCK’da yer alan şekli ile son düzenleme biçimi toplumun çok büyük bir kesimini potansiyel suçlu konumuna getirmiştir. Devletin görevi ve yasaların amacı cezaevlerini çevre suçluları ile doldurmak olmamalıdır. Çevresel bozulmanın önüne hapis cezası ile geçmeye çalışmak ülkedeki çevre yönetiminin felç olduğunu ve iflas ettiğini göstermektedir. 4- Öte yandan, YTCK’da yer alan ve çevre ile ilgili suçları düzenleyen 181, 182 ve 183. maddeler düzenleniş biçimi itibarıyla çok önemli yanlışlıklar ve yetersizlikler içermektedir. Bu maddeler çevre suçlarını tümüyle takipsiz ve cezasız bırakacak şekilde düzenlenmişlerdir. Yasa’nın 181 inci maddesinde kasda dayalı çevre suçunun maddi unsuru açıklanırken “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ...” işlenen çevre suçlarından söz edilmektedir. Türkiye’de yürürlükte bulunan yasalar içerinde belirlenmiş bir teknik usul yoktur. Teknik usüllerin yasalarla belirlenmesi olanaksızdır. Teknik usüller son derecede ayrıntılıdır ve sık sık değişirler. Bu nedenle de yönetmelik ve standard gibi yönetsel metinlerle düzenlenirler. YTCK kanunu ile belirlenen şekli ile, kanunun amaç bölümünde belirtilen çevre koruma ile ilgili görüşlere aykırı olarak çevresel suçların hemen hemen bütünü takipsiz ve cezasız bırakılmıştır.
5- YTCK’nın 182. maddesinde yer alan taksirli çevre suçları da ülkemizde halen yürürlükte olan çevre hukuku açısından geriye doğru gidişi ifade etmektedir. Yürürlükte bulunan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28. maddesi kusursuz sorumluluğu düzenlemekte ve kusuru olmaksızın çevre suçu işleyenlerin eylemlerinden sorumlu olacaklarını belirtmektedir. Doğru olan da budur. Ancak, YTCK çevre suçlarında kusuru ön plana çıkararak kusursuz çevre sorumluluğu ilkesine aykırı bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenleme bir geri gidişi ifade etmektedir. 6- YTCK’nın gürültü ile ilgili 183 üncü maddesi de gürültü ile ilgili suçları cezalandırılması olanaksız bir konuma getirmiştir. Yasa bu maddede “başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde” gürültü yapmak ölçütünü getirmiştir. Bu nedenle kişilerin sağlığına zarar vermeyecek ancak barış, huzur ve sükunetini bozanların yaptırımsız kalmaları sonucuna yol açacaktır. Bu düzenleme biçimi, gürültüden zarar gören bireylerin sağlıklarının zarar gördüğünü tıp yoluyla mahkeme önünde ispatlamalarını zorunlu kılmaktadır. Yürürlükteki mevzuat ise gürültüyü kişilerin huzur ve sükununu bozmak eylemi olarak ele almakta ve yaptırıma bağlamaktadır. Bu nedenle gürültü ile ilgili düzenlemede yetersizdir ve geriye gidiştir. 7- Kaldı ki, hem çevresel suçlar YTCK’da öngörülenler çok daha değişik içerikler kazanabilmekte ve hem de bunlara uygulanacak yaptırım türleri farklı olabilmektedir. YTCK çevre suçlarını düzenlerken yalnızca teknik usüllere aykırı olmayı esas kabul etmekle öteki türlerde işlenebilecek suçları ihmal etmiş ve hem de uygulanacak yaptırımı hapis ve adli para cezası ile sınırlayarak diğer olası yaptırım türlerini dikkate almamıştır. 8- Bunlardan daha da önemli olarak, YTCK’nun yürülüğe girmesiyle ülkemizde çevre hukuku alanında ciddi bir karmaşa ve kaos ortaya çıkacaktır. Türkiye’de YTCK’dan önce yürürlükte bulunan çevre hukuku esas olarak çevre suçlarına idari nitelikli cezalar verilmesini öngören düzenlemelerden oluşmaktadır. YTCK ile çevre suçlarına adli nitelikli cezalar öngörüldüğünden idari nitelikli cezaların hukuki geleceği tam bir belirsizlik içine düşmüştür. Zira, ceza hukukunun genel ilkeleri açısından aynı suça birden fazla ceza verilmesi olanaklı değildir. Yeni düzenleme ile çevre suçu işleyen bir kimsenin hem yargıç ve hem de kamu yöneticileri tarafından cezalandırılması olanağı ortaya çıkmıştır. Bu sonuç hukukun genel ilkeleri açısından kabul edilebilir değildir. Bu durumda YTCK ile kendisinden önce yürürlüğe girmiş olan Çevre Kanunu ve Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu (PVSK) gibi yasal düzenlemeler arasında çelişki ve tekrarlar ortaya çılmıştır. Hukuksal yorumlama ilkeleri çerçevesinde, son çıkan genel yasa olarak YTCK hem genel fakat eski yasa olan PVSK’nu ve hem de özel fakat eski yasal düzenleme olan Çevre Kanunu’nun kendisine aykırı olan hükümlerini ilga etmiş olmaktadır. Buna göre, vali, kaymakam ve büyük şehir belediye başkanı gibi kamu yöneticilerinin çevresel yaptırım uygulamak olanağı ortadan kalkmaktadır. Bu hukuksal sonuç kabul edilemez ve sakıncalı bir hukuksal yapının ortaya çıkmasına yol açacaktır. ÇEKÜL Vakfı, yukarıda açıklanan nedenler çerçevesinde, YTCK’nın çevre suçları ile ilgili yeni düzenlemelerinin çevre hakkını düzenleyerek Devlete sağlıklı bir çevre yaratma ödevini veren Anayasa’nın 56. maddesine aykırı olduğuna ve yeniden düzenlenmeleri gerektiğine inanmaktadır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
|